|
 |
|

UMUR TALU
Annemizin adı hep Emine idi!..
Artık yılın cinayeti mi seçilir, uluslararası bir ilgi ve alaya mı mazhar olur, bilmiyorum ama, ortada ölü var.
"Eminem"li tişörtler satan Batmanlı genç ölü.
Onun, "annesinin adı"nı bağırarak satış yapmasına öfkelenen genç, yaralı ve cinayete azmettirici.
Arkadaşına yardımını bıçak darbeleriyle zirveye ulaştıran genç, katil zanlısı.
Bıçağın, ölümün, öldürmenin soğuk yüzünü tatmadıkça, hissetmedikçe, "okur" ya da "izleyici" konumundakilerin "fıkra" niyetine eğlendikleri bir vaka olduğu, dün çeşitli forumlarda dolaşan mesajlardan anlaşılıyordu.
Bir de hakiki "Eminem"in sık sık muhataplarının annelerine "ufak ufak selam" yolladığı şarkı sözlerini bilseydi o genç, cinayetten öte ne olurdu acaba!
Kimimiz şaşar, kimimiz eğlenir ama, ananevi alınganlık damarımızın sertliği ile "vay bana ördek dedin" külliyatımızın hacmini unuturuz.
Neredeyse herkesin hayat antolojisinin içinde, öldürme raddelerine varmasak da, bazen "öldürme arzusu"nun surlarına dayanan "Annemin adı Emine" enstantaneleri vardır.
Benzer cinayet örneklerini hatırlamaya bile gerek yok.
Daha önemlisi, "Annemin adı Emine", yıllar boyu devletin resmi, toplumun da yarı-resmi popüler ideolojisini oluşturmadı mı?
Hala o ortak ruh halinin çeşitli fraksiyonları, kah birbirleriyle, kah topumuzla birden didişmiyor mu?
****
Bu ülkenin ceza kanunları; düşüncede, fikirde, yazıda, sanatta, örgütlenmede, protestoda, eleştiride hep "Annemin adı Emine" hassasiyetiyle kotarılmadı mı?
Devleti yıkmak, bölmek, Anayasa'yı tağyir ve ilgaya teşebbüs etmek, dirlik ve düzeni bozmak, rejime düşmanlık, vatana ihanet gibi muğlak, geniş, yuvarlak ama kazık-sivri maddelerle...
Sürgünler, atmalar, kovmalar, işkenceler, hapisler, kitap toplamalar, kitap yakmalar... idamlar olmadı mı?
Bir afiş yapıştıran, duvara üç kelime çiziktiren gencecik liseliler bile, "Ulan benim annemin adı Emine" diye bas bas bağıran işkence askılarında, "cinayet işlemiş, kanlı örgüt üyesi" statüsünden hayatın elinden alınmadı mı... hayaları, hayatları, gençlikleri, onurları çalınmadı mı?
Devlet, vatan, düzen, rejim, sistem, anayasa, üniversite, sokaklar, meydanlar... bir yazıyla, bir konuşmayla, bir yürüyüşle, bir kitapla, bir romanla, bir şiirle, bir soruyla, bir pankartla, bir toplantıyla, bir grevle, bir boykotla yıkılacak... bir tişörtle tacizlere uğramış "Annem Emine" sayılmadı mı?
Sokakta bağıranlar; canımızı, malımızı, dinimizi, milliyetimizi, ailemizi, devletimizi, rejimimizi elimizden alacaklar kategorisinden lanetlenip yasayla, masayla, kasayla üstlerine çullanılarak, "Len, annemizin adı Emine" diye hırpalanmadı mı?
Ne çok ölü verdik, "Annem Emine" diye.
****
"Annem Emine" sendromu durmadan iç düşman patakladı; dışarıda ise zaten hep "Eminem" vardı.
O kadar kuşatılmıştık ki, her besteyi, her güfteyi, "Annem Emine"ye hakaret, milletimize sövgü, tarihimize yergi, bugünümüze dinamit, geleceğimize mayın addettik.
Kızdık, köpürdük, üfürdük.
"Annem Emine" ile kafayı öyle yemiştik ki, anamızı asıl belleyenlere dönüp bakamadık bile; ayırdına varamadık.
"Annemin adı Emine" bir akıl tutulmasıdır.
Küçükçekmece'de de, Büyüktürkiye'de de.
Bugün Küçükçekmece'deki saçma cinayete bakıp gülen hemen hepimiz, "Annem Emine" ile büyüdük, "Annem Emine"nin kucağına doğmuştuk.
Geçecek tabii. İyileşeceğiz. Annemiz ve ananemiz ile aklımızın dengesini bulacağız.
Zaten çok yorulmuştuk! Çok ölmüştük!
Mesajlarınız için:
utalu@turk.net
Fax: 212 280 05 51 Tel: 0 537 660 71 21
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|