kapat
28.10.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ
limasollu
TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL



GREENCARD

EMRE AKÖZ


O pankarta hiç şaşırmadım

Hükümetin hazırladığı YÖK Kanuna'na tepkilerini ortaya koymak üzere bazı rektörler, hocalar ve öğrenciler Anıtkabir'i ziyaret etti ve ardından Tandoğan Meydanı'nda toplandı. Atatürkçü Düşünce Kulübü Federasyonu üyeleri bu eyleme, üzerinde 'Ordu Göreve' yazan pankartlarla katıldılar.

Bizim gazete de dahil olmak üzere çok sayıda yayın organı haberi 'kınayan' bir dille verdi. Ayrıca işadamından öğretim görevlisine, siyasetçisinden köşe yazarına birçok kesimden tepkiler yükseldi.

****

Tepki mi? Evet ben de bu pankarttan hoşlanmadım. Ama inanın hiç mi hiç şaşırmadım.

Siz bakmayın yürüyüşü düzenleyenlerin bu pankartı kınamalarına... Onların hayali tam da bu! Ancak 'zamanlama' sorunu olduğunu düşünüyorlar. Yani "Şimdi sırası değil, onun da vakti gelecek..."

Hatırlayın Cumhurbaşkanı Sezer, "Üniversiteler devletin bir organıdır" demedi mi? Dedi! Bu söz şu anlama gelir "Eğer YÖK Kanunu'nda bir değişiklik olacaksa bunu ancak bürokrasi yapar." Peki ya siyasiler? Mümkün değil! CHP olsa; belki. Ama İslam'la malul AKP? İmkansız!

****

Türkiye'de 'üç buçuk' derbe olduğu bugüne kadar 1960... 1971... 1980... 1997 (28 Şubat)... Her seferinde üniversitede görevli olan hocaların çoğunluğu bu darbeleri destekledi. Arada çıkıntılık eden 'demokratlar' yok muydu? Vardı tabii. Ama ya üniversiteden atıldılar ya da sesleri uygun bir biçimde kesildi.

O takımın en çok 28 Şubat'tan hoşlandığını sanıyorum. Kansız, iktidara doğrudan el koymadan darbe yapılıyor. Böylece 'demokrasi oyunu' sürüyor. Sen de bu süreç içinde bol bol TV'lere filan çıkıyorsun. Kendini ülkede önemli bir rolü olan, sözü dinlenen, saygın bir kişi olarak görüyorsun. Şahane değil mi?

Ama her şeyin bir sırası var, değil mi? Toplumdaki mayalanma henüz kıvamına gelmemişken, sonda söylenecek olan, hiç başta söylenir mi?

Bu gençler de pek aceleci canım!

Keşif mi, icat mı?
TV'de bir reklam var. Özetle şöyle... Önce soruluyor "Sizce keşiflerin sonu geldi mi?" Bu arada Dünya'yı uzaydan görüyoruz. Hemen aklımıza bunun bir gezi, macera dergisi reklamı olabileceği geliyor. Tabii popüler bir bilim dergisi de olabilir.

Derken ekrana bir motor geliyor. Meğer otomotiv firması yeni, daha güçlü, daha randımanlı bir motor geliştirmiş. Seyrettiğimiz de onun reklamıymış.

İyi güzel de 'keşif', zaten var olan ama geniş bir kitle tarafından bilinmeyen bir şeyin ortaya çıkarılmasıdır. Örneğin Amerika kıtası, Avrupalılar tarafından keşfedilmiştir. Yani kıta zaten orada durmaktadır. Üstünde insanlar yaşamaktadır. Derken Avrupalı varlığından haberdar olmadığı bu kıtaya ayak basar. Böylece onu keşfetmiş olur. Örneğin Norveçli Amundsen kutuplara keşif gezileri yapmıştır.

Bir de 'icat' konusu var. Eğer yeni bir teknoloji geliştirirseniz bunun adı icat etmektir. Yani bilginizi kullanarak, daha önce hayatımızda olmayan bir şey yaparsanız. Örneğin elektrik vardır. Ancak bundan aydınlanmada yararlanamıyorsunuzdur. Derken Edison adlı bir adam ampulü icat ederek, elektrik enerjisini ışığa dönüştürür.

Yani reklamda icat yerine keşif kelimesi kullanılması yanıltıcı oluyor.

Johnson & Johnson
Bence birçok gazetenin spor servisi bir dönem F.Bahçe'de oynayan G.Antepli futbolcu Johnson'a haksızlık etmiş. Belki maçın genel gidişatı açısından Johnson'ın fazla bir etkisi olmadı. Tamam. Ama ben onu hiç böyle görmemiştim.

Yahu bu Johnson her maçta iki kişilik oynardı. 90 dakika tamamlandığında tribüne koşar... Formasını çıkarır... Ve sıkardı! Leğende ıslatılmış ya da sağanak yağmura tutulmuş tişörtü andırırdı forması. Faşır fışır sular yani ter akardı.

Ancak Johnson'ın ciddi bir sorunu vardı Rakibin atağını keser... Topu kapar... Ancak 3-5 metre ötedeki arkadaşına dahi atamaz... Karşı tarafa kaptırırdı!.. Sonra yine bastırır, uğraşır didinir, yine kapardı... Ve bu ikinci seferde 'belki' topu kendi arkadaşlarına ulaştırırdı. Yani siyahi oyuncu tam bir pas özürlüsüydü. Zaten bu işi biraz kıvırsa büyük olasılıkla gönderilmezdi.

Ama o da ne? Beşiktaş maçında bu açıdan bambaşka bir Johnson vardı. Adam resmen pas veriyordu. Hem de öyle 3-5 metreye değil, 20 metreye isabetli paslar atıyordu. Şaştık kaldık! Kendini aşmıştı Johnson. Bence 10 üzerinden 4-5'ten daha fazla notu hak ediyordu.

'Ramazan' nedir?
Biliyoruz Ramazan oruç tutulan aydır. Yani Ay takviminin dokuzuncu ayı; 'üç aylar' denilen Recep, Şaban ve Ramazan aylarının sonuncusu.

Bitti mi? Hayır! Bakın Ali Bulaç ne diyor "Sözlük anlamı itibarıyla 'ramazan' güneş sıcaklığıyla taşın kızması anlamına gelir. Nasıl güneş kavurucu sıcaklığıyla taşı kızdırıp yakıyorsa Ramazan da günahları öyle yakar. Fakat kelimenin iki anlamı daha zikredilir Biri 'keskin kılıç', diğeri 'güz yağmuru'. Ramazan orucu keskin bir kılıç gibi günahları kesip yok eder veya güz yağmuru gibi silip süpürür." (Zaman, 27 Ekim)

EN GIRGIR HABER
Bugüne dek duyduğum en gırgır haberlerden biri Japonya'dan... Tokyo polisi İçiro İri adlı bir adamı tutuklamış. Niye? Çünkü hırsızlık yapmış. Olabilir. Çünkü adam tam 440 kadının ayakkabısını çalmış. Hııım, haber ilginçleşiyor, çünkü aynı zamanda kadın ayakkabısı fetişisti bir adamla karşı karşıyayız. Çünkü adam tam 440 kadın ayakkabısının sadece "sol" tekini çalmış! Japon geleneklerine göre birçok hastaneye ayakkabıyla girilmiyor. Bizim fetişist İri de buralarda iş tutuyormuş. Şikâyet üzerine enselenmiş.


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
hibe destekler

sizinkiler
Sarı Sayfalar
GreenCard
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır