|
 |
|

MEHMET BARLAS
Bizim Cumhuriyet'imize de bir "Kara Kutu" koyalım!
Acaba, Türkiye Cumhuriyeti'nin tarih içindeki yolculuğu sırasında, başına gelebilecek kazaların nedenlerini anlayacağımız bir "Kara Kutu" yapmamız mı gerekiyor?
"Kara Kutu" nedir biliyorsunuz..
Bu İngilizce'de "Event Data Recorder" diye bilinen ve uçakların yolculukları sırasında, pilotların yaptıkları bütün konuşmaları kaydeden bir teyptir. Darbeden ve yangından etkilenmemesi için, çelikten bir kutuya (Kara Kutu) yerleştirilir.
Şimdi, Kuzey Amerika'da ve özellikle Kanada'da, otomobillere de kara kutular koyuluyor.
Bu kara kutu, kaza anında, koruma balonlarının açılıp açılmadığını, aracın süratini, kemerlerin bağlı olup olmadığını, kaza anında frenlere basılıp basılmadığını, bir bellek çipine kaydediyor..
Ölümle biten ve tanıkların bulunmadığı kazalara ilişkin davalarda, bu kara kutular, Kanada mahkemelerinde delil olarak kabul edilmekte artık.
Bizim Cumhuriyet'imizin karşılaşabileceği kazaların nedenlerini ve sorumlularını anlamak için bir kara kutu imal etmek, tabii ki zor.
Devletlerin ve toplumların yolculuklarında, kara kutu görevini, genellikle tarihçiler yapar. Ama tarihçiler de insandır ve onların da, tutkuları, önyargıları vardır.
Ayrıca tarihçiler de, yaşadıkları çağın koşullarından etkilenirler.
Ve bazen "İdeolojik Tarih" yazarak, gerçekleri çarpıtabilirler.
Örneğin çevrenizde, tarihe ilgi duyan tanıdıklarınıza bir sorun
- Osmanlı İmparatorluğu neden yükseldi, neden çöktü?
Bazıları süreci "İyi padişah-kötü padişah"a bağlayacaktır.
Bazılarına göre "Dinsel yobazlık" sonucu, Osmanlı, dünyadaki gelişmelerden koparılmıştır.
Çok az kişi, "Osmanlı" ile "Dış Dünya"nın inter-aktif ilişkilerine eğilir.
Ve Osmanlı tarihinin belki de en reformcu padişahı olan 2'nci Abdülhamid'in, bir darbe ile devrilmesinin de neden "İlerici" bir hareket kabul edildiği, pek tartışılmaz.
Günümüze gelirsek..
Cumhuriyet'in direksiyonunda kim var acaba?
Tek Parti döneminde, yani 1946'ya kadar olan yıllarda, ya "Ebedi Şef", ya da "Milli Şef" vardı.
Lider, Devlet demekti. Parti de, TBMM de, idare de, birer araçtılar.
1946 sonrasındaki çok partili demokrasi ile, direksiyona, temsili demokrasinin seçtiği iktidarların oturduğu varsayıldı.
Ama sonra anlaşıldı ki, bu araç, acemi şoförlerin kullandığı iki direksiyonlu araçlara daha çok benziyor.
Acemi şoför, tabii ki "Seçilmişler" olarak kabul edildi.
Sonra bu iki farklı direksiyonun başındakiler, kendi algılamalarına göre araca yön vermek isterken, pek çok kaza yaşandı.
Askeri darbeler, ekonomik krizler, çözümsüz sosyo-politik sorunlar, geri kalmışlık ve bu gibi olgular, geçirilen kazalardan bazılarıdır.
Acaba Türkiye'nin hala, iki direksiyonu mu var?
Acaba bazıları güvenlik, bazıları denetim, bazıları ilim için var oldukları kabul edilen kurumların temsilcileri de, ikinci direksiyonun başında mı oturuyorlar?
Bu durumu çok açık saptamamız şart.
Önümüzde bizi bekleyen en büyük kaza ihtimali, Avrupa Birliği'nden müzakere takvimi alamamamızdır.
Eğer seçilmişler uyum için gaza basarken, ikinci direksiyonun başındaki atanmışlar fren yapıyorsa.. Direksiyonu ters istikamete çeviriyorlarsa..
"Kopenhag Kriterleri"ne karşı birileri Cumhuriyet'i korumak gerekçesi ile "Ordu Göreve" diyorsa..
Bir kara kutu şart bizim Cumhuriyet'imize!
Kaza sonrasında toparlanmaya çalışırken, hiç olmazsa sorumluları biliriz.
ŞAKA
Hodri Meydan!
ABD'nin Irak genel valisi Bremer, ABC televizyonunda "Türkler Irak'ta 400 yıl sömürgeci güç olarak bulundular" demiş.
Bremer'e göre, Irak'lılar bu yüzden Türk askerini istemiyorlarmış..
Bakalım Amerika, Irak'ta kaç yüz yıl kalabilecek?
DERS ALETLERİ
Milli Eğitim'de silah üretimi!
Devlet o kadar büyük ki..
Şu Milli Eğitim Bakanlığı'nda istihdam edilen personel sayısı, 1 milyona yakın.
Ve endüstri anlamında "Üretim" de yapılıyor bu bakanlık bünyesinde.
Örneğin Hasanoğlan'daki "Ders Aletleri Yapım Merkezi", sanki bir otomotiv fabrikası kadar geniş alana yayılmış. Burada ders aletleri de imal ediliyor.
Ellerindeki en hassas ve gelişmiş CNC tezgahlarında, bizim askerdeyken hepimizin görüp kullandığımız G-3 otomatik piyade tüfeğinin çeşitli bölümlerinin (mesela namlusunun da) yapılabileceğini görmüşler.
Şimdi "Ders Aletleri Yapım Merkezi", TSK'ya silah da yapıyor.
Eskiden komünist ülkeler ortak pazarı olan COMECON'da, çocuk arabaları üretimi, Romanya'daymış..
Bu dev fabrikada evlenen bir işçi çift, hergün üretim kayışından bir parça çalmışlar. Sonra, çalınan parçaları evlerinde monte etmişler. Bir ağır makineli tüfek çıkmış. Onlar çocuk arabası beklerken..
Biyoloji laboratuvarlarına giden paketlerden, herhalde G-3 piyade tüfeği çıkmaz bizde.
Mesajlarınız için:
mbarlas@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|