|
 |
|

UMUR TALU
Üniversitenin aklı hakikaten bağımsız mı?
Akademik sürecin içinde bulunan, profesörlük, dekanlık, rektörlük gibi mertebelere ulaşan, inançları, inançsızlıkları, ideolojik-siyasi pozisyonları ne olursa olsun...
Bilim, akıl, eleştirel düşünme, sorgulama, farklılaşma gibi değerlerin içinden süzüldükleri farz edilen birtakım insanlar...
Diyelim ki, "teokrasi endişesi" taşısalar dahi, gürüzlerde billurlaşan "baskıcı, ayrımcı, dışlayıcı, dayatmacı, otoriter, tepeden inmeci" zihniyetle nasıl bütünleşebilirler?
Cumhuriyet tarihinin çeşitli askeri-sivil darbelerinin; üniversitelerde cadı avcılığı yaparak kelle koparmasını, aralarından kuşak kuşak mahpuslar, işkenceli bedenler, atılmış beyinler, lanetli düşünceler ayıklamasını hazmetmek daha mı kolaydı?
Darbe otoriteleri, darbe kurumları, darbe YÖK'leri, YÖK darbeleri karşısında üniversite depolarına kaldırılan "aydın namusu ve entelektüel yiğitlik", emirle uyuyan, talimatla uyanan bir güzel midir?
Diyelim ki, hükümetin yanlış tasarısı üniversite üstünde "merkezi otorite, güdümlülük" kuşkusu yarattı... Nasıl bir samimiyettir, nasıl bir bağımsızlık-özerklik tutkusudur, nasıl bir akademik özgürlük aşkıdır ki, onlarca yıllık ve gündelik otoriter düzene mendil sallayarak teslim olabilmekte...
"Yürü" dedin mi yürümekte, "dur" dendi mi durmakta, "sıvış" sesiyle sıvışmaktadır.
Entelektüel cesaret; devletin sadık memuru, rejimin ne pahasına olursa olsun bekçisi olmakla aynı şey midir?
****
Entelektüel cesaret, başı dik olmak, boyun eğmemek, üst iradelerin altında ezilmemek, kendi soruları, kuşkuları, cevap arayışları, öz saygısı, duyarlılıkları, vicdanı, aklı, başkaldırısı ile var olmak...
Mevsimlik, part-time bir kişilik hali midir?
Boyun eğmeye, kabullenmeye, kurbağaları ürkütmemeye, otorite karşısında süklüm püklümlüğe, hiyerarşilerde uslu durmaya yatkın ve yetkin ruhlardan fışkıran cesaret, ne kadar cesurdur?
Ne denli saygın, ne ölçüde güvenilir, ne dozda tutarlıdır?
Akademik, idari üstüne saygı ile kendi kişiliğine, kendi bağımsızlığına, kendi özerkliğine saygısızlık ille de aynı harmanın çeşnileri olmak mı zorundadır?
Hükümet otoritelerinin üniversiteyi kumandasına haklı olarak karşı çıkabilen bir zihniyetin, üniversite üstündeki askeri darbe komuta düzenine bunca yıl katlanabilmesinin, ne Anıtkabir'e, ne meydanlara, ne halkına koşamamasının hak ve hukuk anlayışı ne menem bir şeydir?
****
Türkiye'de üniversitelerin, akademik kadroların elbette çok sorunu var.
Elbette, bir sürü bakımdan bir YÖK sorunu var.
Ancak, Türkiye'nin bir de "üniversite sorunu" var.
"Bağımsız üniversite" sorunu kadar, "bağımsız akıl-fikir", bağımsız kişilik sorunu da var.
Bağımsız kişiliğin, bağımsız aklın, bağımsız düşüncenin ve onlarla beslenen cesaretin en yetkin, en özgür, en vicdani terkibine kavuşabileceği yer olan "akademi"nin, tam tersine, tek tip düşünce, tek tip zihniyet, tek tip tavır, tek tip ideolojiye adanmışlık, kafalara tek tip cüppe geçirmeye meyillilik sorunu var.
Üniversitenin, tüm cesaret gösterileri ardında, kendi kadrolarından, kendi öğrencilerinden, rejim otoritelerinden korku sorunu var.
Üniversitenin, tüm özgürlük hevesleri ardında, özgür düşünceden, farklılıklardan, özgür vicdanların başkaldırısından ürkme sorunu var.
Bunlar yasa masa değil; gerçekten bilime, tartışmaya, çok sesliliğe, eleştiriye, bağımsızlığa tutkun ve uygun olup olmama meselesi.
Tezgahlara karşı çıkar gibi yaparken, esasında, "tornalar"da yontulmaya direnerek o değerleri hiç yitirmeme meselesi.
Mesajlarınız için:
utalu@turk.net
Fax: 212 280 05 51 Tel: 0 537 660 71 21
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|