|
 |
|

HINCAL ULUÇ
Alanya'yı İsveçliler, benden evvel keşfetmiş..
İsveç'te bir geniş anket yapmışlar.. Sorulardan biri, "Türkiye deyince aklınıza ne geliyor?.."
Dört şey geliyormuş..
Sertab Erener.. İlhan Mansız, Galatasaray ve Alanya!..
Sertab Eurovision Şampiyonu.. Şarkısı dillerde.. İlhan Mansız ve Galatasaray'ı dünya tanıyor zaten..
Tamam da, Alanya nereden çıktı?..
Tüm Akdeniz ve Ege muhteşem tatil yöreleri, harika tatil köyleri, efsane otelleri ile doluyken, mesela gezmeye pek meraklı benim gibi bir gazetecinin adını pek anmayacağı Alanya nereden çıkıyor?..
Efendim şuradan çıkıyormuş..
Anlattılar..
Şimdi bizim Akdeniz sahillerinde genelde "Her şey dahil" sistemi var.. Parayı ödeyip bir otele girdiniz mi, tüm yeme ve içmelerinize, eğlencenize bir daha para ödemiyorsunuz.
Kahvaltı, yemekler dahil.. Akşamüzeri çay, pasta dahil.. Plajda, dondurma, kola dahil.. Gece bar, disko dahil.. Böyle olunca turist, beş kuruş daha harcamamak için otelden kapı dışarı çıkmıyor.
Bir nevi gönüllü mahpusluk değil mi?..
Ne kadar lüks, ne kadar görkemli, ne kadar cennet olursa olsun, hep ayni yerdesiniz..
İsveçliler böyle yaşamı sevmiyorlarmış.. İstiyorlarmış ki, tatile çıktıklarında bir günleri, ötekine benzemesin. Canları nereye isterse oraya gitsinler, orada yiyip içsin, eğlensinler..
İşte özgür tatil dediğimiz bu.. Ve bu tatil Alanya'da var.. Otele sadece yatak parası ödüyorsunuz. Gerisi.. Para da, keyif de sizin..
..Ve de Alanya.. Benim bugüne dek farkına bile varmadığım Alanya, böylesine özgür bir tatil için öylesine biçilmiş kaftan ki..
Buraya bir mim koyun.. Geri döneceğiz.. Niye biçilmiş kaftan anlatacağız..
Şimdi Hıncal-Alanya ilişkilerinin öyküsüne gelelim..
****
80'li yılların sonları.. Alanya'da bir berber.. Alanyalılar'dan biri, adı Tunç, tıraş olan delikanlının tişörtüne takılıyor..
"Nedir bu triatlon" diyor..
"Yeni bir spor" diyor, genç adam.. Önce yüzüyor, sonra bisiklete biniyor, sonra da koşuyorsunuz.."
Bir ışık yanıyor Alanyalı'nın kafasında.. "Gel seni Belediye Başkanı'na götüreyim" diyor..
Gidiyorlar, Başkan Cengiz Aydoğan'a..
Bu yıl 13'üncüsü yapılan Alanya Triatlonu'nun doğuşu işte bu..
Bir avuç idealist bu spor için Alanya'nın biçilmiş kaftan olacağını görüp kolları sıvıyorlar..
Bu arada, İstanbul'a, bana da geldiler.. Futbola mahkum gazetecilerden olmadığım için herhalde.. Konuştuk.. Projelerinin nasıl harika olduğunu anlattım. Triatlon müthiş bir spor.. Ayrıca Alanya'ya getirisi de büyük olur..
"Bize destek ol Hıncal Ağabey" dediler..
"Olurum. Gelir izlerim" dedim..
Onlar sözlerini tuttular.. Alanya Triatlonu ilk defa 17 Ekim 1991'de yapıldı.. Ve ondan sonra her yıl yapıldı.
Alanyalılar beni her yıl davet de ettiler..
Ama ne gidebildim ne söz verdiğim desteği sağladım.. Bunları söylemek yüzümü kızartıyor ama, duyduğum vicdan rahatsızlığını hafifletmiyor..
Başkaları, Alanya dışında olan başkaları da, başta TRT, gereken ve hak edilen desteği vermedi.. Başkaları yenilgiyi kabullenir, işin ucunu bırakırlardı.. Alanyalılar direndiler..
2003'e, 13'üncü yarışa geldiler..
İki sevgili dostum Gazanfer Gür ve Deniz Som devreye girdiler.. "Bu defa kaçamazsın" dediler ve ben geçen hafta Alanya'ya gittim.. 40 yıl önce bir üniversite öğrencisi iken, civarda bir kampta kalırken, bir alışveriş için birkaç saat uğradığım Alanya'yı neredeyse yarım yüzyıl sonra yeniden gördüm..
Ama ne Alanya gördüm.. Nasıl dünyalar güzeli bir sahil kenti gördüm, anlatılmaz.. Gidip görmek, yaşamak gerek.. Ben gene de anlatmaya çalışacağım..
Yarın..
Bir Tavsiye
Beyaz Adam'a tokat: Çit!.
Türk insanı "Aborijinler" hakkında çok az şey bilir!..
Onlar, Avustralya'nın asıl sahipleridir!.
Tıpkı Amerika Kıtası'nın asıl sahiplerinin Kızılderililer olması gibi..
Sonradan beyaz adam gelmiş ve onların topraklarını, ellerinden almış, bu el değiştirme sırasında insanlık tarihinin kara sayfaları diyebileceğimiz olaylar yaşanmış, beyaz adam zulüm yapmış, öldürmüş, bunun için de o yerlerin sahiplerinin ilkel silahlarına karşılık en modern ve en öldürücü ateşli silahları kullanmıştır!.
Sonunda yerliler yenilmiş, kendi topraklarında tutsak edilmiştir!.
Amerika'nın Kızılderilileri ile ilgili birçok film seyrettik, birçok kitap okuduk!.
Aborijinler konusuna ise çok yabancı kaldık.
Önümde bir kitap var; "Çit"
Yazarı bir Aborijin; Doris Parkinson!.
Parkinson, kitabında, 1931 yılında Avustralya Hükümeti'nin kararı üzerine başlatılan Aborijin çocuklarını asimile etme programı ile ilgili bir olayı, bir insanlık dramını, üç Aborijin kız çocuğun inanılmaz özgürlük mücadelesini anlatıyor!.
Gerçek bir olay..Ve yazar, da bu küçük üç çocuktan birinin kızı!.
Ailelerinden koparılarak evlerinden alınıp binlerce kilometre uzaktaki bir kampa götürülen ve burada eğitildikten sonra beyazlara hizmetçi olarak verilecek olan on binlerce çocuktan sadece üçü, romanın ve olayın kahramanları!.
Ne var ki, kampa getirilir getirilmez kaçmaya karar veriyorlar ve kaçıyorlar!.
Binlerce kilometre yolu, hem de her yerde aranırlarken nasıl geçeceklerdir; ne yol biliyorlar, ne haritaları, ne pusulaları var!.
Hemen hemen hepimiz binlerce kilometrelik Çin Seddi'ni biliriz..Tabii, Berlin'deki Utanç Duvarı'nı da.. Şimdi, bir başkası ile tanışıyoruz
Beyazlar, çabuk üreyen ve sayıları büyük bir hızla artan tavşanların öteki bölgelere geçmemeleri için Avustralya'yı taa Kuzey'den Güney'e kadar bölen binlerce kilometrelik tavşan çiti yapmışlardır; evlerinin yakınından da geçen dikenli telli bu çit, çocuklar için rehber olur!..
Onu takip ederek, iki bin kilometrelik yolu bin bir zorluk ve sefalet ile geçerler ve evlerine dönerler!.
Filmi 2002 Edinburg Festivali'nde büyük ödül alan Çit bu dönüşü anlatıyor..
Acaba bu dönüş onları kurtaracak mıdır?
Nokta Yayınları'nın (Tel0212 513 72 48) Gül Yılmaz'ın çevirisi ile Türk okurlara sunduğu Çit'i bir solukta okuyorsunuz!.
Ama, hemen söylemeliyim ki, çok çekici ve kitabı bir solukta okutan konusuna karşılık, Parkinson'un anlatımı ve tercümesi için aynı olumlu sözleri söyleyemeyeceğim; üslup çok kuru!.
Aborijin edebiyatı ile ilk defa tanışıyorum; eğer böyle ise, hemen söylemeliyim ki; Kızılderili edebiyatının epey gerisinde!.
Ve bir fark daha; Kızılderililer, beyaz adama kolay teslim olmadılar, öldüler, öldürdüler.. Aborijinler'de ise, tek tük olaylar dışında teslimiyet var!.
Avustralya Hükümeti'nin bu ayrımcı uygulama için ancak 66 yıl sonra Aborijinler'den özür dilediğini de ilave etmem gerek.
Kitabı okuduktan sonra insan insanlığını sorguluyor; bu dramın hesabı bir özür ile kapatılabilir mi?
"
ocaluluc@beko.net
"
TEBESSÜM
Fıkra Yıldırım Tuna'dan
Polis olmak için müracaat eden delikanlıyı sözlü sınava alıp sorusunu sormuşlar, "Bir polis arabası kullanıyorsun, yalnızsın ve vakit gece yarısı.. Arkandaki arabada caniler çetesi var ve seni 60 mil süratle takip ediyorlar.. Ne yaparsın?"
Delikanlı düşünmeden cevaplamış.."70..!"
SEVDİĞİM LAFLAR
Acıyı fazlasıyla yaşayanların ödülü, başarının da fazlasını tatmaktır.
Ted Engstorm
BİZİM DUVAR
Sergen yatak reklamında oynayacakmış.
Eee.. Delikanlı "Ben iyi yatarım" dememiş miydi?..
Ünal Turgut
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|