|
 |
|


55 yıldır bitmeyen dava
Demirel son görüşmemizde, Türkiye'nin tehlikeli sonuçlara yol açabilecek sorunlarını sıralarken, "Adaletin gecikmesi"ni ilk üçte saymıştı.
Hatta karşılaştırmalı bir örnek vermişti Batı ülkelerinde davaları sonuçlandırma süresi ortalama 2 yıl, Türkiye'de 4.5.
Sonra 5 yılda, hatta 10 yılda sonuçlanmayan davalardan söz etmişti.
Anlatacağım olayın yanında o örnekler bile nohut çekirdek gibi kalıyor.
AB, meslek liseleri, Irak gibi yoğun gündemin telaşı arasında bir haber hak ettiği ilgiyi göremedi. Şöyle deniyordu "Marmaris'te 51 yıl süren davada Yargıtay 7'nci Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin köylüler lehine verdiği kararı bozdu."
Önce bir düzeltme yapalım Dava 51 değil, 55 yıldır sürüyor. Ve işte -herhalde dünyada bir örneği daha olmayan- olay...
Önce köylüler kazandı
Her şey 1948'de Marmaris'in 5 köyüne yayılan 297 bin dönümü orman, 450 bin dönüm arazinin mülkiyetiyle ilgili olarak Şerefli Ailesi'nin, toprakları kullanan köylülere açtığı davayla başladı.
O dava sürüp giderken Şerefli Ailesi 1979'da 5 bin dönümlük araziyle ilgili bir dava daha açtı.
Yargıtay ilk davayı 53 yıl sonra, 5 Nisan 2001'de sonuçlandırdı. 7'nci Hukuk Dairesi arazinin köylülere ait olduğuna hükmetti.
1979'da açılan davanın ilk duruşması ise 24 yıl sonra, yanlış okumadınız 24 yıl sonra, bu yılın Şubat ayında yapıldı. Bir tarafta davacı, bir tarafta 112 davalı. Geçen 24 yılda davalıların bir bölümü ölmüş, mirasçı sayısı bin kişiyi aşmıştı. Köylüler "Burası atalarımızdan kalan arazi. Kendimizi bildik bileli ekip biçiyoruz ama tapularımız yok" diye ifade verdiler.
Mahkeme köylüleri haklı buldu. Dosya yine Yargıtay 7'nci Hukuk Dairesi'ne geldi. Ve şok Daire bu kez tam tersine karar verdi. Davacı Şerefli Ailesi'ni haklı buldu!
Şimdi köylülerin avukatı "Yargıtay kendi kararını bozdu, bu hukuk tarihinde görülmemiş skandal" diyerek kıyameti koparıyor.
Neden görüş değiştirdi?
Yargıtay ise gerekçesini şöyle açıklıyor
"Biz ilk kararı, yani araziyi köylülere verirken, bilirkişilerin 'Buraları Miri Arazi' mütalaasına güvendik. Şimdi bilirkişiler görüş değiştirdi, oraların Vakıf Arazisi olduğu sonucuna vardı..."
Bunlar Osmanlı hukuk ve mülkiyet sisteminin kavramları.
Miri Arazi, "fethedilen topraklar"ı ifade ediyor. Bu toprakların sahibi devlet ve kullanımı bazı koşullarla devredilebiliyor.
Vakıf Arazisi ise mülkün satılmamak koşuluyla bir hayır işine bağışlandığı topraklar oluyor.
Ve iş Osmanlı'nın özel mülkiyet hakkını tanıdığı 1858 tarihli Arazi Kanunu'nun bu topraklara uygulanıp uygulanmayacağına kadar dayanıyor.
Şimdi ne olacak? Belirlenebildiği kadarıyla, 16 yargıç ve 40 avukat eskiten, 37 profesör ile bölgeden 54 kişinin bilirkişilik yaptığı iki dava birleştirilerek yerel mahkemede yeniden görülecek. Mahkeme kararında direnip yüzlerce yıldır oraları ekip biçen köylülere hak verirse, son sözü Hukuk Mahkemeleri Genel Kurulu söyleyecek.
Oradan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne aktarılması olasılığı da hayli güçlü.
İş öyle basit bir arazi davası değil; rayiç bedeli 45 katrilyon lira gibi başdöndürücü rakamlara varan rant kavgasından söz ediyoruz.
BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi, "Aşırı gecikme olmaksızın", yani "Makul sürede" yargılanma hakkını, "Herkese tanınması gereken asgari güvenceler" arasında sayıyor.
Binlerce hayatı yarım yüzyılı aşkın süredir kabusa çeviren Türk hukuk sisteminde bu ilkeye asgari saygı bulabiliyor musunuz?
Mesajlarınız için:
esafak@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|