|
 |
|

NECATİ DOĞRU
Eğitim ne içindir!
Önceki gün bu köşede çıkan "İmamlar, Allahsız Abdullah'ın ölüsünü 69 yıl önce yıkamışlardı" yazısına olumlu-olumsuz çok sayıda destek geldi. Bravo "iyi yazıydı" diyenler, "uymadı" diye eleştirenler, "eksiği var" diye tepki yükseltenler; "Üniversitede yapılmak istenen reform ve buna bağlı olarak imam hatipliler sorununu" kendi görüş açılarından irdeliyorlardı.
Bir mektup vardı.
Adem Uygun şöyle yazmıştı
"Ben imam hatip bitirdim, İlahiyat Fakültesi'nden de mezun oldum. Şimdi Almanya'da doktora yapıyorum. Dini yaklaşım olarak, sizin yazınızdaki Abdullah Cevdet Karlıdağ'ın cenazesini yıkayan imamın sağduyusunu seçtim. İlahiyatı bitirdiğimde yıl 1988'di. Hiçbir işe giremedim. Üzülmedim. Çünkü başka okulları bitirenler de benim gibi işsizdi. Ama beni en çok kahreden sırf okuduğum okuldan ötürü benim gibileri potansiyel devlet düşmanı diye görmeleriydi. Biz Arabistan Krallığı'nın ya da İran'ın rejiminin getirip Türkiye'de kurduğu okullarda okumadık ki... Bizler Türkiye Cumhuriyeti'nin kurduğu okullarda okuduk..."
****
Bir başka mektup da vardı.
Yücel Yaman yazmıştı.
Onu tanırım, eski dostumdur. 20 yıl önce proje geliştirdi, Türkiye'ye "Yurt Asiklopedisi" adlı kalıcı bir eser kazandırdı. Şimdi, yakın tarihin "siyasi-ekonomik-kültürel kırılmalarını" işleyen romanlar yazıyor.
Yücel Yaman şunu diyordu
"Şu anda iletişim sektöründe iş yapan bir işveren durumundayım. Türkiye simalasyonu yapıyoruz. Yanımda 20 elektronik mühendis çalıştırıyorum. Abdullah Cevdet yazın üzerine sana şunu söyleyeyim. Bugün Türkiye'de mühendislik yapmak mümkün değildir. Çünkü Türkiye hazır paket programlarla üretim teknolojisi ithal eden bir ülke durumuna düşmüştür. Türkiye eğitim sistemi ister lise mezunu olsun, ister meslek lisesi, ister imam hatip, ister üniversite mezunu olsun işsiz üretiyor... Eğitim işsiz üretiyor... Eğitim ne içindir?"
****
Çok yalın cevap
Eğitim üretim içindir.
Üniversitelerarası Kurul, yeni bir model arayışı içindeyken bazı YÖK üyesi profesörlerin; "Gerekirse Kubilay olacağız" demeleri, bazı imamların "Adı Kemal olan iki profesörün ölüsünü yıkamayacağız, cenaze namazını kılmayacağız" diye ülkeyi ayağa kaldırmaları, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın; "İmam hatiplere kem söz söyleyenleri bizzat mahkemeye vereceğim" diye kendini seçenlere "selam göndermesi"ni çok aşan tablo şudur
Her yıl
1.8 milyon öğrenci üniversite kapısına geliyor. Bunun ancak yüzde 10'u üniversitede yerini buluyor.
Çünkü lise düzeyi düşük.
Her 5 lise mezunundan ancak 1'i üniversiteye girebilecek başarıyı gösteriyor. 2005 yılında üniversite kapısına dayanacak öğrenci sayısı 2.5 milyonu bulacaktır. Ama yarış lise ile lise arasında olmaktan çıkmıştır. Yarış dersaneler arasındadır. Liseler havlu atmış, dersaneler orta öğretimin yerine geçmiştir. Dersaneler ise öğrenciyi sadece üniversiteye hazırlayan bir yapıya dönüşmüştür. Türkiye eğitim sistemi kaynaklarını ve gençlerini yiyen bir canavara dönüşmüştür. Bu yapı içinde İmam Hatip Lisesi sayısı 1970'de 70 iken, 1991'de 83'e çıkmıştır. Her yıl 25.000 öğrenci imam hatiplerden mezun oluyor. Diyanetin yıllık kadro ihtiyacı ise sadece 2.000...
****
Bu rakamlara rağmen imam hatiplilerin genel öğrenci içindeki payı da, "Bütün halk çocukları imam oluyor, Türkiye imam hatiplileşiyor" denecek gibi çok fazla değildir. İmam hatiplerin meslek teknik öğretim içindeki payı yüzde 7.2, toplam ortaöğretim içindeki payı da sadece yüzde 2.5'dur.
YÖK, 1980'de kurulmuştur.
Kendi içinde evrim yaşamıştır.
YÖK, 23 yıl içinde 38 defa değişikliğe uğramıştır. Fakat 23 yılda üniversite sayısı 3.8, fakülte sayısı 4, öğrenci sayısı 4.7, fakat öğretim elemanı sayısı sadece 1.6 kat artırılabilmiştir. 2005 yılında okullaşma oranının yüzde 40'a yükseltilmesi hedef alındığında 6 bin yeni öğretim üyesine ihtiyaç doğmaktadır. 1983 yılında bütçenin yüzde 3.8'i üniversitelere giderken, bu oran 2003'te yüzde 2.3'e düşmüştür. Öğrenci başına harcama yarı yarıya inmiştir.
Eğitim ne içindir!
Mesajlarınız için:
ndogru@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|