kapat
19.10.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ
limasollu
TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL



GREENCARD

HINCAL ULUÇ


Ülkemin öpülesi elleri..

İznik Çini ve seramik sanatı 14. yüzyılda Osmanlı Sarayı'ndaki Çin Mavi Beyaz Porselenleri'nden etkilenerek İznik Mavi Beyazları'nı yarattı.. Ne yazık ki, bu dünya çapında üretim 18. yüzyılda durdu. İki yüzyıl sustu.

Ve işte milenyum.. 2 binli yıllar.

Geleneksel mavi beyaz..

Geleneksel desenler..

İlk defa.. Ama ilk defa cam ürünler üzerine uygulandı..

Ne kolay değil mi, üç satırla anlatmak..

Ama ben bu üç satırla anlatımı izlemek için işe Denizli'den başlamaya kararlıyım..

Çünkü cam formların üretim yeri Denizli..

Çin'de 16. yüzyıl başlarında Müslüman ülkelere yönelik porselen formlar üretilmeye başlanmış. Qing Hanedanı döneminde, 17. yüzyıl sonunda yapılan leğen ibrik takımı mesela, bunlardan biri..

İşte bu leğeni, bizim cam ustaları "Kase" olarak yorumlamışlar ve üflemişler..

Neyi?..

Üç kat cam.. Birinci kat mavi.. Ortada buzlu beyaz.. Üstte gene mavi..

Üç katlı kızgın camı üfleyip öyle bir balon yapmışlar ki, ortasından kesilince, altta kalan kısım işte bu kase..

Soğuyup donunca, elde edilen form İstanbul yolunu tutmuş.. Orada ikinci ve son işlem var.. Desenleme..

Bu nasıl oluyor peki..

Hani ünlü heykeltraş "Taşı alırsın, fazlalıkları atarsın, geriye heykel kalır" demiş, onun gibi.. İşte bu üstü ve içi silme mavi kase var ya.. O mavilerin fazlaları, beyaz cam çıkana kadar kazınıyor.. İnce kumla.. Geriye beyaz üzerine kabartma mavi çiçek desenleri olan dört dilimli madalyonla süslü kase kalıyor..

Ciharberk kase.. Adı üzerinde.. Tavlacılar bilir.. Cihar dört.. Berk yaprak.. Dört yapraklı kase..

MuhteÅŸem..

Şeşberk tabak.. Anladınız, altı yapraklı..

Berkse.. Üç yapraklı..

Bir Suzeni Vazo var ki hele.. Ayni teknikle.. Topkapı Sarayı Müzesi'ne giderseniz, 1450 yılında yapılmış Annam Vazoyu görürsünüz.. 15. yüzyıl mavi beyaz porseleni, gene cama taşınmış..

Muh- te- ÅŸem!..

Osmanlı sadece mavi beyaz değil tabii..

Rölyefli camlar var. Maşallah Kase'nin önünde büyülendim kaldım.. Maaşallah yetmez.. 1470'te yapılmış bir pirinç kaptan esinlenip cama aktarılmış. Üzerinde Küfi yazısı ile iki tane Maaşallah yazıyor. Yazıların etrafı enfes desenlerle dolu.. Hepsi elişi..

Anadolu sadece Osmanlı mı?.. Ondan önce Selçuklular var.. Onlardan da bir koleksiyon..

Daha öncesi.. Hititler, Urartular olmadan Anadolu olur mu?.

Kahramanmaraş'ta bir gömü taşı bulunmuş. İsa'dan 7 yüzyıl önceye ait. Karı koca gömü taşı.. İnsanlar kendi heykelciklerini bir yere gömüyorlar.. "Biz işte buradayız" demek için.. O devrin inanışında neye yarıyorsa.. Böyle gömülen heykelciklere, ya da desenli taşlara "Gömü taşı" deniyor. İşte Maraş'ın o gömü taşı deseni bir vazo üzerine taşınmış.. Anadolu Uygarlıkları Koleksiyonu bir başka harika..

Ben bunları Çırağan Sarayı'nda uzun uzun seyrettim..

Peki siz nasıl göreceksiniz?..

Çırağan sunumu bir günlüktü bitti. Üzülmeyin.. Paşabahçe Mağazaları emrinizde..

Bu muhteşem güzellikleri Paşabahçe yaratıyor çünkü..

Hele en büyük mağaza Maslak'a giderseniz, hepsini görmeniz mümkün..

Gidin ve bu ülkenin öpülesi ellerinin yarattığı harika eserleri görün..

Amerika'ya götürün, 10 bin dolar etiket koyun satarsınız.. Bizdeki fiatlar, el emeğini bile karşılamaz..

Evinize değerli bir süs, dostlarınıza çok değerli armağan almak istiyorsanız eğer, görün..

Ama eğer yurt dışında birilerini etkileyecek, hem de nasıl makbule geçecek bir armağan arıyorsanız, mutlak ama mutlak bu koleksiyonlardan bir Paşabahçe seçin..

Türkiye'den götürülecek en güzel armağanlardan biri.. Hatta birincisi..

Daha fazla bilgi istiyorsanız..

"magazasisecam.com.tr"

Tecelli'den Abuzittin'e Mektuplar
AbuzittinciÄŸim..

Sonunda korkulan oldu.. İşi getirip "imam hatipli"lere bağladılar.. Bağlayınca da 600 kusur bin meslek liselinin dramı bi başka bahara kaldı. Perşembe sabahı tv de seyrettin mi? Koca koca milletvekilleri Meclis komisyonunda nasıl atıştılar? Orada gazeteciler olmasa neredeyse yumruklaşacaklar.

Tartıştıkları da incir çekirdeğini doldurmaz, bi "usul" meselesi.. Tasarının kendisi değil. Bu insanlar nasıl anlaşacaklar da tefessüh etmiş, artık yeryüzünde bir modeli kalmamış "üniversiteye giriş sistemini" adam edecekler..Vah zavallı Türkiye vah!

Oysa hükümet "İlla imam hatipliler diledikleri üniversitenin sınavına girebilecekler" iddiasından vazgeçse, YÖK'cüler de "Meslek lisesinde okuyanlar, alanlarıyla ilgili üniversitelerin sınavlarına girebilir" görüşünü kabullense problemin en büyük düğümü çözülecek. Lakin ikisi de inatcı..

Bilader, elektrik teknisyeni olmak isteyen bi çocuk, meslek lisesinin son sınıfına geldiğinde karar değiştirip elektrik mühendisi olmak isterse neden üniversite sınavına, düz liseliye göre "eksi" puanla girsin? Dolayısıyla da sınavı kazanamasın! Böyle kepazelik nerede var?

Veya İmam hatip mezunu alanıyla ilgili ilahiyat fakültelerine gidebilirken iletişim mezunu neden iletişim fakültesine gidemesin?

Bu kadar büyük haksızlık olur mu kardeşim? Adamlar bunları çözeceklerine Meclis komisyonlarında dövüşüyorlar.

Benim esas endişem şu; üniversiteye giriş hakları bir gecede ellerinden alınan meslek liseli gençler, Türkiye'de başvuracakları adli merci kalmadığına göre, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine giderlerse, devletten çatır çatır tazminat alabilirler.. Bunu YÖK'ün şimdiki yöneticilerinden tazmin etseler mesele yok. Ama sorduğum hukukçular muhatap devlettir diyorlar.. Endişem de burada başlıyor. Devlette mali durum malum.. Hadi gene ÖTV'ye KDV'ye zam. Zaten olmuş Tekirdağ, eğer söylenenler doğruysa, 22 milyon!

Bizim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitme şansımız da olmadığına göre meslek liselileri destekleyelim derken, ister misin rakıdan da olalım!

Şaka bi yana kardeşim, madem YÖK ve Meclis bu gençlere karşı böylesine katı, ben olsam gider hakkımı uluslararası mahkemede ararım. Belki o zaman işin ciddiyetine varıp Üniversite sorunlarının üzerine ciddiyetle eğilirler. Tekirdağ meselesine gelince.. N'apalım biz de Yeni Rakı'ya döneriz.

Münasip yerlerinden öperim Abuzittinciğim.

Kardeşin Güneş.

Pazar NeÅŸesi
Bu hafta Pazar neşemiz Los Angeles'tan, Kazım'dan..

Şerlok Holmes ile Dr. Watson, parkta dolaşırken, muz yiyen üç kadının yanından geçmişler. Ünlü dedektif şapkasını çıkarıp "İyi günler leydiler" diye kadınları selamlayınca, doktor sormuş..

"Sen bu kadınları tanıyor musun?.."

"Hayır" demiş, dedektif, "Ben rahibeyi fahişeyi ve yeni gelini tanımıyorum."

Watson üstelemiş..

"Madem tanımıyorsun, o zaman ne olduklarını nasıl biliyorsun?.."

"Kolay azizim Watson, kolay" demiş, Holmes.. "Muzu bir eliyle tutup, öteki ile küçük parçalar kopararak ağzına atan rahibe idi. Muzu iki eliyle tutup, dibine kadar ağzına sokup, yutan, fahişeydi. Muzu bir eliyle tutup ağzının önüne getiren ve öteki eli ile de kafasını muza doğru iten de yeni gelin.."

BİZİM DUVAR
En azından şarkı sözlerinde

AB ile uyum sağladık

İbrahim Tatlıses Çıktı ateşim söndürelim mi?

Britney Spears Fermuarımı açar mısın?

Buluşma günü..
Bugün 14.30'da, CNR Kitap Fuarı'nın kapanış gününde, Sabah köşesinde olacağız. Sizlerle buluşmak için.. Okur/ yazar buluşması yani.. Kitap, imza falan bahane..

SEVDİĞİM LAFLAR
Bir şey yapmak için zaman asla 'bulunmaz.' Zaman istiyorsanız, bunu siz yaratmak zorundasınız.

Charles Buxton ( 1823- 1871)


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
hibe destekler

Sarı Sayfalar
GreenCard


TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır