kapat
19.10.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ
limasollu
TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL



GREENCARD

Sancak: Eskiden sermayeden nefret ederdim şimdi Koç'layım

Sermayeden nefret ederken, halkçı kapitalist olan ve 15 yılda 1.5 milyar dolar ciroluk dev bir şirket yaratan Ethem Sancak, Koç-Ata çiftliğinin üçte birini satın aldı. Sancak, şimdi tarımdaki düşlerinin peşine düştü...

Ethem Sancak'ı yazmaya nereden başlayacağımı bilemedim. Sermayeden nefret ettiği, solcu söylemlerini Türkiye İşçi Köylü Partisi'nde seslendirdiği yıllardan mı bahsetsem, yoksa, artık para kazanmasının gerektiği için, çalıştığı Aydınlık Gazetesi'nin ve partisinin kapatılmasının da etkisiyle girdiği ilaç dağıtımı işinde 15 yılda ulaştığı zirveyi mi anlatsam? Siirt'te birinci dereceden akrabaları olan toplam 1200 kişi ve 'kanaat önderi' dediği babasının memleketini bırakıp, İstanbul'a yerleşmelerini ve bir dev şirketin nasıl doğduğunu da yazabilirim.

Ya da sondan başlayabilirim ki bugün aslında 'Misafir Odası'na konuk olma nedeni bir anlamda. İlaç dağıtımında Türkiye'nin en büyüklerinden biri olan Hedef Dağıtım'ın yüzde 50'sini Avrupa'nın en büyük ilaç dağıtım şirketlerinden İngiliz şirketi Allience'a satarak, şirketinin ismini Hedef Allience olarak değiştiren Ethem Sancak, tarıma giriyor.

Diyebilirsiniz ki ne var bunda? Detaylarını soru-cevap bölümünde bulacaksınız ama kısaca şuna dikkat çekmek istiyorum. Özel sektör, yüzünü tarım sektörüne dönüyor. Aslında bu dönüş Koç-Ata ile başlamıştı ama Ethem Sancak, ilaç dağıtımından elde ettiği milyonlarca dolarlık gelirini tarıma aktararak, Türkiye'de yeni bir döneme öncülük etmeye hazırlanıyor. Koç Ata'ya giderek, 'size ortak olmak istiyorum' diyen Ethem Sancak, geçen hafta, Koç-Ata çiftliği'nin üçte birini satın aldı ve şirketin başkan vekili oldu. Önüne de çok iddialı bir hedef koydu. Artık halkçı bir kapitalist olan Sancak'ın bir düşü var. 20 yılda içinde 1 milyon köylüyle ortak olacak.

* Siirtli bütün akrabalarınız sizin kurduğunuz şirketler de mi çalışıyor?

Şu anda şirketlerde benim soyadımı taşıyan 120 kişi var. Zaten ilaç dağıtımı işi mahalli bir iş. Her yörede, oranın insanları çalışıyor. Ben 1992'de ortağımla işleri ayırdım. Sonradan kurduğum iki depo bana kaldı, ilk depo da ortağımda kaldı. Ailede bu işte çalışmaya başladı.

* Başarı öykünüz seminerlere dahi konu oldu. İlaç dağıtımında nasıl böyle büyüdünüz?

O günlerde yeni şeyler yapmak lazımdı. Ulusal çapta depo kuralım, eczanelerin ayağına gidelim istiyordum. Bunun çalışmalarına başladım. Eczacıların da güvenini kazanınca, 8 yılda Türkiye'nin yüzde 40'ına ulaştık. Bu kez, hemcinsimiz bir dağıtıcı Türkiye'ye gelsin hem de biz diğer ülkelerde ilaç dağıtım işine girelim istedik ve başladık uluslararası bir partner aramaya. 2001 krizinden bir ay sonra da Avrupa'nın en büyüğü olan İngiliz Alliance ile anlaşma imzaladık ve yüzde 25'ini sattık. Onlardan da hisse aldık. Bizim için çok iyi oldu. Zaten finansal nedenlerle satmadık. Biz uzun vadeli Avrupa'da pasaport arıyorduk, bulduk. Sanırım şirketin değeri 300 milyon dolar civarındaydı. Anlaşmaya göre, biz Asya, Doğu Avrupa ve Afrika operasyonlarını yapmaya başladık.

* Kaç bin kişi çalışıyor şirketlerinizde?

4 bin 500 kişi olduk. Ciromuz bu yıl 1.5 milyar dolara ulaşıyor. Vergide de bu yıl ilk ondayız. 72 trilyon lira vergi ödedik.

TARIMDA GELECEK BÜYÜK
* Şimdi Koç-Ata'ya ortak olup, tarıma girdiniz. Nereden çıktı bu tarım?

Türkiye'de belli bir doyum noktasına ve büyüklüğe ulaşmış bir işimiz var. Çok değerli bir şirketimiz var ve yüzde 50'sini aile olarak sattık. Bu bayağı bir varlık demek. Bizim elimizde aile olarak duruyordu bu para. Biz paradan para kazanmayı seven bir kimlikte değiliz. Parayla, serveti büyütmek konusunda ailenin zaten geleneksel bir tutumu var. Ben de doğrusu istihdamı içermeyen, üretimle birleşmeyen işleri hoş görmüyorum, zevk almıyorum. Biz bir milli serveti satmıştık. 17 bin müşterisi, 150 tane tedarikçisi, 4 bin 500 çalışanı olan dev organizasyonun yarısını sattık. O zaman bunu yine millete değer katacak bir işte değerlendirmek istedik. Burada üç nedenden dolayı tarımı seçtik.

Birinci neden, Türkiye tarımını çözemezse, bu sanayiyi geliştiremezse modern bir ülke olamaz. Yani ulusal görev. İkincisi, biz Güneydoğu kökenli bir aileyiz. Türkiye Doğu'da bir iktisadi faaliyet geliştiremezse, ülke her an bölünme riskiyle karşılaşabilir. Ülkenin bütünlüğünü sağlamak, orada bir iktisadi faaliyet sağlamaktan geçiyor. Oradalarda ilk elde geliştirebilecek şey de tarım ve hayvancılık. Altyapısı, coğrafyası, iklim koşulları ve insanını düşününce bu böyle.

* Sırf sosyal sorumluluk duyduğunuz için mi tarıma giriyorsunuz yani?

Şimdi bunlar sosyal amaçlı söylemler. Üçüncüye geliyorum çünkü bir tüccar sırf sosyal amaçlı yatırım yapmaz. Bunun içinde bir de ekonomik unsur olmalı. Bizim aile girişimci bir aile. Koklar ve anlar, nerede kâr var. Siirtliler'in zaten öyle bir mizacı vardır. Güneydoğu'nun tüccar şehridir. Venedik'ten Çin Seddi'ne ulaşan eski İpek Yolu'nun bütün kervancılarının Siirtli olduğunu biliyor musunuz? Biz bir işin para kazanıp kazanmayacağını anlarız.

Tarım işine bakınca, insanlık, 2025 yılında 12 milyara çıkacak. Düşünün tarımsal faaliyet, dünyanın toplam coğrafyasının yüzde 40'ında yapılıyor. Yüzde 60'ı müsait değil. Bugünü bile beslemeye zorlanan dünya, o gün iki katını besleyecek. Tarım ve gıda çok önemli. Çok da uzak değil o yıllar.

* Köylüyle ortak olmak en büyük hayaliniz mi?

Ben çok umutluyum ama tabii bir çicekle bahar gelmez. Türkiye'nin tarımının gelişmesi, sanayicinin boynunun borcudur. Yoksa AB hayaldir. Şu anda 19-24 yaş arası 5 milyon işsiz genç var. Büyük bir kısmı köylerde. Türkiye'nin tarıma önem vermesi lazım. Benim tarımdaki hayalim, önümüzde 20 yıl içinde 1 milyon köylüyle ortak olup, Türk tarımının geliştirilmesine katkıda bulunmak. Organik tarım, tarla tarımı ya da bitki tarımı olabilir.

KANSAS'TA ÇİFTLİK GEZECEK
* Koç-Ata'ya şimdi Sancak eklendi. Ne yapacaksınız?

Ben var olanı paylaşmak istemiyorum. Bu işe, iki olan üçe bölünsün diye girmedim. Tam tersi, o tecrübeyi öğrenmek, geliştirmek, Anadolu'ya yaymak ve çeşitlendirmek için girdim. Türkiye'de arazilere bakınca, en verimli arazilerin yüzde 70'inin devletin elinde olduğunu görüyorsunuz. Özel kesimde olanlar da mendil büyüklüğünde. Bölünmüş miraslar. Orada verim yaratmanız mümkün değil. Ben köylüleri ikna ederek, bölünmüş arazileri birleştirerek, bir büyüklüğe kavuşturmak istiyorum. Böyle olmalı ki, rekabet edelim. Siz eğer Frankfurt borsasında, Arjantin etiyle yarışacaksanız, o verimliliği ve ölçeği yaratmanız lazım. Köylüye tarım işletmeciliğini öğretmek lazım. Bilim adamını, veterineri bu işe sokmak lazım. Şimdi ben Amerika'ya gidiyorum. Kansas'ta 6 tane çiftlik ziyaret edeceğim. Daha önce Hollanda ve Danimarka'ya sırf bu amaçla gittim. Tüm dünyayı inceliyoruz. 20 yıl ilaç dağıtımı, depolama işinde istediğim noktaya ulaştım. Önümde şayet 20 yıl daha varsa, bu yıllarımı da tarıma adamak istiyorum.

İşadamı olmamaya çalışıyordum
* Sermayeden nefret ettiğiniz yıllar nasıl oldu da geride kaldı?

Ben üniversite yıllarında, her öğrenci gibi ülkenin sosyal ve siyasal sorunlarıyla uğraşan bir gençtim. Bu süreç içinde o günkü aktüel davranışların içinde bulundum. Biz 9 kardeşiz ve Siirtliyiz. Muhafazakar bir aileyiz tabii. Ben İstanbul'a üniversite eğitimi için geldim. Öğrenci olaylarının da hep içinde oldum. Biliyor musunuz, aslında 1980'e kadar işadamı olmamaya çalışıyordum. Felsefeme, hayat görüşüme tersti. Sermaye haz ettiğimiz bir şey değildi. Ama işte sonra çalışmam şart oldu.

* Sancaklar aÅŸiret mi?

Hayır değil, kan bağına dayalı bir beraberlik. Babam yöresinin kanaat önderi olarak bilinir. Siirt'te yörenin bütün ticari faaliyetlerinin içindeydi.

DOĞRU İŞLER YAPTIK
* O zaman aile zengin, neden çalışmaya ihtiyaç duydunuz ki?

Aile zengindi ama aramız pek iyi değildi. Öğrenci olayları sırasında birbirimizi dışlamıştık. Ben Siirt'e dönmedim. Evlenmiştim, bir çocuğum vardı. O günlerde bir arkadaşım ecza deposu kuruyordu. Gel beraber çalışalım dedi ve başladık. Neyse işe girdim ve işler iyi gitti. Bugün burdayız.

* Bu biraz fazla kısa bir özet oldu! Bugün 1.5 milyar dolarlık ciroya ulaşan bir şirketin başındasınız.

Doğru şeyleri yaptık. İşi büyüttük. Yeni şeyler uygulamaya başladık. O zamanlar 500'e yakın ecza deposu vardı. Şimdi o kadar yok. 1987'ye geldiğimizde, o küçük kurduğumuz depo, Türkiye'nin ilk üç deposundan biri oldu. 12 kişi başlamıştık, 1987'de 304 kişiydik. Bu büyemenin sonucu olarak zenginleştik. O arada benim elim ekmek tutmaya başlayınca, ailenin de bana bakışı değişti. Gelip gitmeye başladılar. Barış havası doğdu. O günlerde Güneydoğu'da olaylar patlamaya başlamıştı. Aile de geniş olunca, babam öngörülü biriydi. Onu İstanbul'a gelmeye ikna ettim, tabii arkabaları da. Babam, bir avuç parası ve çevresinde binin üstündeki akrabasıyla İstanbul'a geldi.

GÖNÜLDEN GÖNÜLE BİR YOL OLDU

Ali Koç idolüm, frekansımız tuttu
* Koç'la ortak olma fikri nereden geldi? Geçmişte sizin hiç haz etmediğiniz kapitalist düzenin temsilcisiyle ortak olmanız ilginç geldi bize.

Bu işe, kurumsal bir bakış açısıyla yönelmeyi hedefledik ve dedik ki Amerika'yı yeniden keşfetmeyelim. Türkiye'de birikmiş tecrübeler var. Bunlardan biri Koç-Ata çiftliğiydi. Biz gittik, dedik ki bizim böyle bir ideal ve hedefimiz var. Siz de kısa vadeli düşünmüyorsunuz. Biz de tarıma ciddi fon ayırıyoruz. Gelin bizi ortak edin, biz de yaratacağımız gücü tüm illere yayalım. Onlar da bizi ortak ettiler.

Koç'a gelince. Bu konuyu Ali Koç'la sonra Cengiz Solakoğlu'yla görüştüm.

Ali Koç benim idolüm. Tabii gençlik yıllarımdaki sermayeye bakış açım böyle değildi. Bu insanlara da iyi gözle bakmıyordum. Ama süreç içinde, Cumhuriyeti inşa eden özellikle rahmetli Vehbi Koç ve Koç Topluluğu'na hayranlığım artmaya başladı. Çünkü Koç'a bakınca, Türkiye'nin yüzde 10'unu görüyoruz. Koç'un geleceği Türkiye'nin geleceğidir. Türkiye'nin geleceği de Koç'un geleceğidir. Zaten Vehbi Koç da bunu sözleriyle ifade etmiştir. 'Ülkem varsa ben de varım.' Başlangıçta, aileyi tanımadığım için Koç'un geleceği kafamda bir soru işaretiydi. Ama tanıdıkça, özellikle de Ali'yi, fikrim değişti.

KOÇ'UN 50 YILI GARANTİ
* Ne görüyorsunuz Ali Koç'ta?

Ali genç. Ali'ye bakınca, Koç Holding'in 50 yılının garantide olduğunu görüyorum. Gerçekten üstün yetenekleri var. Dedesinden mi almış genlerini? Soruna doğrudan yaklaşabilen, yumağını yakalayıp çözebilen, açık, şeffaf., hem modern bir görünüm, hem geleneksel bir bakışı kafasında toplayan birisi. Onunla dostluktan mutlu oldum. Hani bakarsın ve anlaşırsın ya, frekans tutar. Bazen birinin yanında saatlerce oturursunuz hiç sinerji olmaz ya. Bazen de bir bakışta şimşek çakar. Bu, 'gönülden gönüle bir yol var' diyor ya Aşık Veysel. Ali'yle de bizde öyle bir şey oldu.

Åželale KADAK


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
hibe destekler

Sarı Sayfalar
GreenCard


TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır