|
 |
|

HINCAL ULUÇ
Bu ülkede herkes Sergen!..
Bakın benim Sergen'e zerre kadar öfkem yok.. Adam mutlu.. Mutlu olmak hakkı, dünyanın yazılı, yazısız tüm yasalarında yer alan en kutsal "İnsan Hakkı"dır.
Hiç kimse başkasının mutluluğu üzerinde karar verme hakkına sahip değildir. Yani yargılama hakkımız da yok. Tabii öğüt verme hakkımız sonsuz.. Oraya kadar..
Adam diyor ki..
"Ben Real Madrid'in, dünyanın starı olma peşinde değilim.. Ben kumarı, seksi ve futbolu severim. Her üçünü de sevdiğim kadar oynuyorum.."
Eeee..
Size ne?..
Kime ne?..
Sizin onu takıma, kumar masasına ve yatağa almama hakkınız vardır o kadar..
Sergen gizlemiyor.. Sergen saklamıyor.. Sergen aldatmıyor.. Her şeyi açık.. Açıkta..
"Ben buyum, isterseniz" diyor.
İsteyen istiyor..
Eee..
Size ne?..
Kime ne?..
Aslında ne yazacaktım, ne yazıyorum..
Sergen'e genelde kızan yok.. Futbol severler de bayılıyor, koynuna giren, girmeyen, giremeyen kadınlar da..
Victoria gibi bir imaj makerla evlense, belki o da Beckham gibi kurumlaşırdı, o ayrı.. Gene de Sergen'e bu ülkede fazla kızan yok..
Neden?..
İşimize, bize hayatımızı kazandıran, bizi üne kavuşturan işimize karşı genelde hepimiz Sergeniz.. Hepimiz keyfimize en az Sergen kadar düşkünüz de ondan..
Prestij'in defilesine gittim, pazartesi gecesi ve podyumda yığınla Sergen gördüm..
Yahu sen mankensin.. En büyük servetin ne?..
Manken vücudun.. Bu vücut gitti mi, meslek hayatın biter..
Sana parayı, sana şöhreti kazandıran bu vücut.. Üzerinde titremelisin..
Gel bak bakalım öyle mi?..
Podyumda bu ülkenin en top modelleri var..
İsimlerini yazmıyorum.. Yazamıyorum.. Kıyamıyorum..
Prestij defilesinde en aklımda kalan şey, tonlarca selülit..
Bir selülit resmi geçidi ki, minili kılıklara hele arkadan bakamıyorum..
Bu kadar genç kızda, hem de mesleği mankenlik olan genç kızda bunca selülit ne arar?..
Yediğine dikkat etmezsen, fast food çocuğu olursan, spor yapmazsan, kendine bakmazsan, yaşamını düzenlemezsen, yattığın yeri ve zamanı bilmezsen, işte bu mide bulandıran görüntü oluşur..
Bakın ben Sergen'e kızmam.. Bu kızlara da kızmam.. Mankenlik sporculuk gibidir. Çok düzenli hayat, adeta antrenman gibi hazırlık gerektirir bilirler, ama boş verirler. Hafta sonları çıkan "Bekar" dergilerine resim vermek, başlık olmak için durmadan "Sevgili" değiştirip gündem olmağa çalışırlar. Selülit bu yaşamın ürünüdür. (Ve de bacağın üst kısmındaki morartılar..) Ama o yaşam onların tercihidir. Bana ne?..
Benim sorum Uğurkan Erez'e..
Podyuma çıkma, kostüm sunma, hele mini, hele yırtmaç giyme hakları olmayan bu selülit depolarını nasıl seçersin?..
Bu ülkede manken mi kalmadı?.
Sen bu tercihi yapmazsan, bu kızlar kendilerine bakma gereği duyarlar mı?..
Sergen'i Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe, Trabzon ve milli takım paylaşamayacağına, Siirtspor'da kalsaydı, bugün rahatça ortaya çıkıp meydan okuyabilir miydi, "Ben futbolu, kumarı ve seksi severim ve iyi yaparım" diye..
Daha düne kadar bakmaya kıyamadığım, "Türkiye'nin sweetheartları" diye koyacak yer bulamadığım dünya tatlısı kızlar, bir selülit ve sivilce yığını halindeler.. Tonlarca fon dö ten kusurları kapatmıyor..
Bir tek, bir tek Şebnem Schaffer vardı, gözlerimi alamadığım. Kendine bakmış.. Podyumda işini nasıl severek yaptığını her çıkışında gösteriyor ve seyirciyi "Şebnem gelse" diye bekletiyor.. Ötekiler ya silikti, ya selülitli..
Uğurkan'ın tek yanlışı manken seçiminde değildi. Defile öncesi kokteylde nefis Fransız şansonları dinliyor ve bir rüya gecesi hayal ediyorduk.
Bir müzik seçimi.. İnsanın kafasına kafasına inen davul tokmağı.. Yamyam tamtamı.. Bu tempo ile yürüyen Hitler'in SA'ları.. Bu müzik, bu yürüyüş moda olabilir. Bilmem.. Fashion TV izliyorum, rastlamıyorum.. Belki bizde moda..
Aşağıda oturuyor, yukarı bakıyorsunuz.. Kızlar devasa.. Bir de saç yapmışlar, yarım metre daha uzatan.. Üç metre görünüyor boyları.. Ve 3 metre boyunda bir dev, kaz adımları ve yiyecek gibi bakan gözleri ile üzerinize geliyor.. Rüyada görseniz, kaçacak delik ararsınız..
Prestij'in çizgileri genelde fevkalade dişi.. En romantik stillerde bile dişilik var. Bu romantizmin, bu dişiliğin ille de davul tokmakları ile böylesine erkeksi, hatta askersi sunulması neden?. Hani cat walk?.. Kedi yürüyüşü.. İnsanın ruhunu okşayan, içini gıcıklatan dişi adımlar?.
Sevenler, beğenenler olabilir. Zevk.. Uğurkan da bu işin ustası, bir bildiği vardır elbet. Ama ben nefret ettim.. Yamyam tamtamı ile İskoç dansı yaptığını sanan Braveheart özentisi dahil..
Prestij Logo değiştirmiş. Yeni yıl koleksiyonu ile yeni logoyu da sunuyor. Logo felaket.. Çağ dışı.. Bir ilkokulda yarışma açılsa, çok daha iyileri çıkardı. Büyük harf kullanımı yanlış bir defa.. Bir de o ince uzun, garip karakter artık bilgisayar hafızalarında bile kalmadı. "İ" nin kırmızı noktası.. İçinde bir M harfi.. Ne demekse.. Alttaki kırmızı çizgi.. Felaket..
Milano, Paris, New York Moda günlerini en ciddi kaynaklardan izledim.. Yığınla yazı okudum.. Siyah yıllar sonra nihayet ilk darbeyi yedi.. Tabii bunca yerleşmişlikle birden kaldırmak mümkün değil.. Ama parlak ve canlı renkler siyahın yanında bol bol görüntüye girerek "Sonun başlangıcı" haberini verdiler.
Prestij'de tüm abiyeler simsiyahtı.. (Ve de mankenler siyah ve ışıkta şeffaf siyahların altında beyaz iç çamaşırı giyecek kadar boş vermiş..)
Koleksiyon içinde beni büyüleyen bölümler, siyah ile kırmızı ve siyah ile sarının birlikte kullanıldığı bölümler oldu. Harikaydı..
Genç kızlar "Yesport" koleksiyonunu görmeden kışlık seçimlerini yapmasınlar..
Teşekkürler Tekfen'e ve Akçıl'a..
Bu kaçıncı konserleri bilmem.. Her defasında bir şey çıktı gidemedim, ama sonunda yakaladım, Saim Akçıl ve Tekfen Orkestrası'nı.. Saim Hoca "Hıncal tam senlik" derdi her defasında.. Haklı.. Tam benlik..
Bir dostluk ve barış orkestrası kurmuş, Tekfen'le Saim Hoca.. Ermeni, Azeri, Türk yan yana.. İsrailli, Filistinli konuklar bir arada çalıyor.. Karadeniz, Hazar, Akdeniz.. Dünyanın en kritik bölgesi.. Bu orkestra bu Üç Deniz'i kardeşlik denizi yapmış. Anlam güzel.. Müzik güzel.. "Üç Denizin Sesi" konserleri güzel.. Her konserde bu üç deniz ülkesinden konuklar var.
Bu defa önce Ukraynalı Bazhenov ve Duda "İki keman"la sarstılar salonu.. Sonra Osman Yurdal Tokcan uduyla dinlendirdi.. Ardından Kafkas kostümü ile bir Gürcü geldi.. David Kipiani.. Çaldığı milli sazı Salamuri, bir nevi kaval.. Bre aman.. Bu nasıl kaval.. Sabaha kadar dinleyebilirdim.. En son da Şefike Eyvazova.. Azeri.. Kemançe çalıyor.. Kemençe'yi keman etmiş bir saz bu.. Bir Largo çaldı, ağladı, ağlattı.. Müthiş..
Ve orkestra, Carmen Suiti ile açtığı konseri, gene Carmen Suiti ile kapadı.. Seyirciyi bir kat daha coşturarak..
Saim Hoca işi biliyor.. Bu tür, klasik müziği halka getirmenin, geniş kitlelere sevdirmenin yolu.. Kapıyı böyle açarsanız, kısa zamanda Bach'a ulaşmak mümkün.
Yanımda Zülfü ile Yaşar Kemal oturuyor.. Zülfü'ye "Sovyetler Birliği'nin sporda ve sanatta bıraktığı boşluk dolmaz" dedim.. Köyden başlayarak bir eğitim sistemi kurulmuş, büyük bütçeler ayrılmıştı sanata, her Sovyette.. Şimdi o düzen de yok, o paralar da.. Bu izlediklerimiz Sovyet devrinden son kalanlar..
Konser İş Bankası'nın güzel salonunda idi. İş Sanat'ın konserleri de kasımda başlıyor.
1 Kasım'da inşallah orada olacağım, doğum günümü, bu ülkenin en gözde iki piyanisti Hüseyin Sermet ve Muhiddin Demiriz ile birlikte kutlamak için..
17 Kasım'da da orada olacağım inşallah.. Geçen yıl kaçırmış ve çok üzülmüştüm. Müşfik Kenterli Orhan Veli.. Serdar Yalçın'ın müziklendirdiği bir gece..
İş Sanat'ın programı harika..
Haberleşme ve bilgi almak için..
0 212 316 10 83..
"
issanat@isbank.com.tr
"
Burgazlı Kahraman!..
Bu sahne gözümün önünden gitmiyor.. Kaç gecedir, yatağa uzanınca o kır saçlı adamı görüyorum..
Yanmış, kömür olmuş kondusunun külleri üzerinde dolaşırken, televizyon mikrofonu uzanıyor.
Halinden ne kadar fakir olduğu belli adamın. Sahip olduğu tek şey, o kondu da gitmiş. Yatak, şilte, kim bilir ne güçlükle aldığı televizyonu, iki parça kabı kacağı da yok olmuş.. Toplu iğnesi kalmamış hayatta..
"Ev dediğin nedir" diyor, kameramana, o halde.. O sahip olduğu her şeyin külleri arasında.. "İki direk dikersin.. Üstünü örtersin.. Oysa burada yanan ağaçlar.. Onların geri gelmesi kolay mı" derken diyemiyor.. Göz yaşlarına boğuluyor ve göstermemek için dönüp kayboluyor..
İşte çevreciliğin sembolü olacak, işte Burgaz'a heykeli dikilecek "Meçhul" Adalı bu adam..
Tema Vakfı, atv'nin yangın ertesi ana haber bülteninden bu adamı bulmalı.. Yanan evinin yerine yenisini yapmalı..
atv, Sabah nasıl farkına varmadılar, nasıl peşine düşmediler, nasıl manşetlere taşımadılar?..
İçimizde ne "Meçhul" kahramanlar yaşıyor, farkına varmıyoruz, tanıtamıyoruz..
Eloğlu kahraman yaratıyor, tiraj için, reyting için, ulusal moral için.. Bizim avcumuzun içine düşenlerden haberimiz yok.
BİZİM DUVAR
Okul servislerinin kazaları bitmek bilmiyor.
Çocuklarını okul servisinde zanneden veliler acil serviste buluyor.
Ünal Turgut
SEVDİĞİM LAFLAR
Başarmaya niyetli bir insan, konuyla sadece ilgili yüz insandan daha değerlidir.
Mary Crowley
TEBESSÜM
Frish Kanunu; Erkekler, tanımadığınız bir kişi size bakıp garip garip gülüyorsa on tane açıklaması olabilir. Ama on kişi size bakıp garip garip gülüyorsa tek açıklaması vardır Fermuarınızı kapatın!
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|