kapat
13.10.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ
limasollu
TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL



GREENCARD

EMRE AKÖZ


Seyircinin sesi cılızdı... Çünkü

Bu sezon futbol yorumlamaya başlayan Reha Muhtar, Türkiye-İngiltere maçından sonra Star TV'de şöyle dedi "Ben karşılaşmayı operadaymış gibi izledim. Çünkü seyirci yeteri kadar tezahürat yapmadı."

Gerçekti söylediği. Peki niye böyle olmuştu? Şöyle bir açıklama yaptı Muhtar "İngiliz basını maçtan önce yangın yaptı. Olaylar çıkacak, filan dediler. Bizim seyirci de aman bir şey olmasın diye kendini tuttu, sindi."

Bence bu doğru bir yorum değil.

Anlatayım...

Süper organizasyon
Doğrusunu isterseniz, gıpta edilecek bir öğlenden sonra ve akşam geçirdik... Sahadaki oyun hariç!

Milli Takım'ın sponsorlarından Turkcell güzel bir organizasyon yapmıştı. Önce Kalamış Marina'daki Divan Pizza'da buluşuldu. Çok sayıda basın mensubu oradaydı.

Çevrede çok sayıda G.Saraylı vardı. Biz, Fenerliler olarak, onlara, "Burası Kadıköy, haddinizi bilin" dedik. Lafın altında kalırlar mı? Hürriyet'ten Kanat Atkaya, kırmızı tişörtümü göstererek, "Fenerli kırmızı giymez, diyorsunuz ama adama böyle kırmızı giydirirler işte." Ne yapalım, Türkiye için bu azaba katlanıyorduk.

Akşam'ın Yayın Yönetmeni Nurcan Akad da G.Saraylı. Ancak Aziz Yıldırım davet ettiği için maçı locada izlemek üzere erken kalktı. Belki Başkan hatasını düzeltmesi için ona yardımcı olmuştur.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın Genel Müdürü, Kadıköy Anadolu Lisesi'nin fanatik Fenerlilerinden Görgün Taner, sonradan G.Saraylı oldu. Onun 'dönekliğini' bir yazıda afişe etmiştim. Hoş sarı kırmızılılar, bu 'sonradan olma' G.Saraylıyı ne kadar bağırlarına basar; bilemem.

Neyse... Kahveler, çaylar, biralar içildi. Turkcell'in hazırladığı kırmızı beyazlı atkılar ve şapkalar takıldı. Ve yola çıkıldı.

Şükrü Saracoğlu'nun atmosferi yine harikaydı. Bayraklar, pankartlar, şamata gırgır...

Amigolar yoktu
Peki takımına güvenen bu umutlu, bu coşkulu seyirci niye maç esnasında sönüktü?

Bence bunun nedeni seyirci kompozisyonu. Biletlerin çoğunu Turkcell, Telsim, Pepsi gibi sponsorlar satın almıştı. Sponsorlar biletleri şirketleriyle ilişkide olan insanlara dağıttılar. Kimi hatırlı bayiine verdi, kimi ünlü kişilere... Sonuçta 2.5 trilyon lira gibi muhteşem bir gelir sağlandı.

Ancak... Gelenlerin çoğunluğu, tribün pratiği zayıf olan kişilerdi. F.Bahçe'yi, G.Saray'ı, BJK'yi çılgın bir biçimde destekleyen 'has fanatikler' maçta yoktu. Yaş ortalaması da bu arada ister istemez yükselmişti. 40'ını aşmış insanlardan 90 dakika boyunca var güçleriyle bağırmasını bekleyemezsiniz.

Ayrıca tribün liderleri ve amigolar da ortalıkta yoktu. Bu yüzden ses ve slogan birliği sağlanamıyordu. Benim gördüğüm kadarıyla 'okul tribün' pek az tezahürat yaptı. En yoğun, en yüksek ses Migros tarafındaki nispeten küçük bir gruptan çıkıyordu. Ağızlarına sağlık, maç boyunca bıkmadan usanmadan, var güçleriyle takımımızı desteklediler.

İşte Reha Muhtar'ın yakınmasına yol açan cılız tezahüratın nedeni buydu. Özetle Biletlerin tribün tecrübesi az olan kişilere dağıtılması ve seyirciyi yönlendirecek liderlerin maça gelememesi.

Peki ne yapılabilirdi?
Sponsorlara biraz daha az bilet verilirdi. Kalan biletler üç büyük kulübe satılırdı. Kulüpler bunları taraftarına satarken ister istemez amigoları filan da gözetirdi. Ardından kulüpler tribünleri parsellerdi. Bir tarafta Fenerliler, diğer tarafta BJK'liler, vs... Hiç kuşkunuz olmasın Lig maçlarında birbirine düşman olan amigolar, milli takım için birleşirdi. Böylece ortak sloganlar, akustiği zaten iyi olan Saracoğlu stadını davulların eşliğinde inletirdi.

Kazanabilir miydik?
Tezahürat güçlü olsaydı maç kazanılır mıydı?

Sanmıyorum... Yine Reha Muhtar şöyle dedi "Herkes var Nihat, Sergen, Hakan... Daha ne olsun?" Buna da katılmıyorum.

Her ne kadar golleri kaçıran İngiltere olsa da, bizim sorunumuz defansta değil orta saha ve hücumdaydı.

Sağlam bir defansa karşı neler yapılır? Hemen akla gelenler 1) Uzaktan şut. 2) Ceza sahası civarında frikik kazanmak. 3) Sıfıra inerek orta yapmak. 4) Çalım gücü yüksek bir iki oyuncuyla rakibin dengesini bozmak.

İngilizler bize alan bırakmadıkları ve faul yapmamaya özen gösterdikleri için uzaktan şut ve frikik imkanı çıkmadı.

Sürpriz bir kadro şart
İşin kötüsü kanatları iyi kullanamadık. Sıfıra inmek yerine sağdan soldan ceza sahasına ortalar yaptık. Kafa topu ustası İngilizler de bunları kolayca uzaklaştırdı. Aynı F.Bahçe-İstanbulspor maçındaki gibi... Bu şartlarda Hakan etkili olamadı, olamazdı da.

İngilizler kapanınca geniş alanları seven Nihat ve Tuncay gibi oyuncularımız bir işe yaramadı. Dar alanda ustaca çalımlar atabilen oyuncumuz da yoktu. Sergen bu açıdan bitmiş; sadece pas verebiliyor. Yıldıray ve Hasan Şaş zaten oynatılmadı.

Sonuçta ciddi bir pozisyon yaratamadan maçı bitirdik. Gol yememeyi aklına koymuş, beraberliğe razı bir İngiltere'yi bu takım 10 maç oynasa yenemez. Yenilmeyiz belki ama yenemeyiz de... Bu işi ancak başka, 'sürpriz' bir kadro başarabilir. Ama geçti Bor'un pazarı...

STADA GİRİŞ DÜZENLİ... ÇIKIŞTA KAOS!
Güle oynaya stada yürürken sayısız polis gördük. Defalarca biletimiz soruldu. İçeri girerken sıkı sıkı arandık. Yani Emniyet olay çıkmaması ve sahaya bir şey atılmaması için elinden geleni yaptı. Bravo! Peki ya maç bitimi? Polisler buhar olmuştu. Patronunu, amirini bekleyen şoförler, boşalan seyircinin geçeceği yerlere ve kaldırımlara otomobilleri, cipleri park etmişti. Köfteciler, kokoreççiler, bayrak satanlar da çabası... Özetle stat boşalırken organizasyon sıfırdı. Ne yazık ki Emniyet lig maçlarında da aynı politikayı güdüyor.


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
hibe destekler

Sarı Sayfalar
GreenCard
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır