|
 |
|

OKAN MÜDERRİSOĞLU
Aman sızmasın
Tek parti iktidarlarının en büyük handikapı, bir süre sonra kendilerini "dev aynasında" görmeleridir. Bu tip güçlü iktidarların karşısında tek başına muhalefet durumunda olanlar ise "günah keçisi" ilan edilir.
İktidara, "kontrolsüz güç" hissini verenler, devletten beslenen çevrelerdir. "İyi gidiyorsunuz", "Sizi çekemiyorlar", "Ülkeyi yönetmenize fırsat vermiyorlar" söylemi, iktidarların egosunu büyütürken, görüş açısını daraltır.
2003 yılı hesapları kapatılır, 2004 yılı için yol haritası çizilirken bazı gerçekleri hatırlatmakta yarar var. Bu açık çeki bize, 58. Hükümet'in Başbakanı Abdullah Gül vermişti. "Eleştirin. Doğruları birlikte bulalım" demişti.
İktidarı ve icraatına yardımcı olan bürokratik kadroyu "şeffaflık sınavı" bekliyor. Kamu kuruluşlarının "Bilgi Edinme Kanunu"na süratle uyum sağlamaları isteniyor. Milletvekillerine şifre vererek bilgi kanallarını açan bürokrasinin, bu kapıları, gerçek ve gönüllü denetleyici olan sade vatandaşa da açması gerekiyor.
Bugün, devlet uygulamalarında karanlıkta kalan öyle çok konu var ki... Örnekler mi istersiniz?
* Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun, satış içermeyen kararları Resmi Gazete'de yayımlanmıyor.
* Maliye Bakanlığı'nın hangi dernek ve vakfa ne kadar ve niçin para verdiğini bilen var mı?
* DPT, kamu yatırımlarını ayıklarken, doğruluğu tartışılmayan hassas terazi mi kullanıyor?
* IMF ile programın sürmesi ve Türk askerinin Kuzey Irak'a girmemesi karşılığında alınan ABD kredisinin faizi neden sır gibi saklanıyor?
Çare şeffaflık
Madalyonun diğer yüzünde ise "bilgi sızması" sendromunun izleri görülüyor. Ak Parti, ilk günden itibaren kısıtlı bir kadro ile çalışıyor. Toplantılara az sayıda isim davet ediliyor. Haklı olarak, "taslak" aşamasındaki, fikir egzersizi düzeyindeki bilgilerin piyasaların kafasını karıştırmamasına özen gösteriliyor.
Ancak en ufak bir bilgi kırıntısı bile bürokratlarda, "Bu bilgi kimden sızdı?" paniğine yol açıyor. Ardından, kurumsal suçlamalar geliyor. Çünkü, ekonomi kurmayları, "bilgi sızması" kavramının pratikteki karşılığını tam olarak bilmiyor. Öyle ki 2004 yılı GSMH büyüklüğüne ilişkin verilerin YPK'dan önce yayınlanması, neredeyse "içerden öğrenenlerin ticareti" olarak algılanıyor. BDKK'nın, İmar Bankası mudilerine dönük ödeme planı ise "Coca Cola formülü" muamelesine tabi tutuluyor.
IMF'nin, kamu ürünleri fiyatlarında ayarlama istemesi, vergi oranlarında artışı tartışmaya açması, teşviklerin sınırlanması için bastırması "bilgi sızması" değil, malumun ilanı oluyor. Ama bir ülkede, diyelim ki, "borçların yeniden yapılandırılması" ele alınıyorsa, son nokta konulmadan o işin duyulması sakınca taşır. O zaman "sızma" sorgulamasından söz edilebilir. Tıpkı 1999 yılındaki programa başlanmadan önce IMF patentli kur reçetelerinin bazı çevrelere servis yapılması gibi...
Sözün özüne gelince...
Bundan birkaç yıl öncesine kadar Hazine'nin borç ödeme takvimini öğrenmek müsteşarın iznine tabiydi. Şimdi herkes biliyor. Dünyanın sonu gelmiyor.
Açıklıktan, şeffaflıktan korkmamak lazım. Bilgi tekeli ile küçük cumhuriyetlerini idare eden memurlar dönemi artık kapanıyor!
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|