|
 |
|

MEHMET ALTAN
Müslüman Avrupalı...
Kalabalıklar içinden süzülerek kongre binasına girmeye çalışırken Recep Tayyip Erdoğan çoktan konuşmaya başlamıştı. Duyduğum ilk cümlede bahçedeki o büyük ekrandan bana ulaştı zaten
"AK Parti, birbiriyle kan uyuşmazlığı olan geçmişteki sentezlerden bir sentez, geçmişte yaşanmış ve çözülmüş koalisyonlardan bir koalisyon değildir" O sırada konuşma metninin altıncı sayfasındaymış...
****
Elden ele hızla menzile ulaştırılan bir paket gibi içeri girdiğimde Başbakan başka bir konuya atlamıştı
"Cumhuriyetçiliğin değerleri ile demokratlığın değerleri arasında yıllar boyunca oluşturulan suni gerilimlere son veren gerçek bir Türkiye zemini Ak Parti sayesinde siyasal alanda yer buldu. Cumhuriyetçilik ve demokratlık arasında bir çelişki değil, esasında bir sinerji olduğu açıkça görüldü."
Daha sonra elime geçen yazılı metinden, o sırada onunca sayfaya gelmiş olduğunu gördüm.
****
Recep Tayyip Erdoğan Kongre Divanı'nın üst yanında bir sette tek başına konuşuyor, bu, salondaki dev ekranlara da yansıyordu. Kongre klasik kongrelere hiç benzemiyordu. Siyasetin kararttığı geleneksel delege kalabalığından ziyade, tribünleri orta sınıf ailelerin doldurduğu bir mesire yeri gibiydi. Zaten etrafta da mesire yerinin rahatlığı vardı.
****
Konuşma ertesinde kongre salonu dışında Ankaralı bir meslektaş, kongreyi DSP türü diğer partiler ile kıyasladı ve fazla fark bulamadığını söyledi.
Halbuki Ak Parti'yi yakından izleyen bir dostum, bu kongreyi Fazilet ya da Saadet gibi partilerin eski kongreleriyle kıyaslamak gerektiğini söyledi.
Oradaki heyecanın burada olmamasını da, AK Parti'nin eski ideolojik yapıdan kopmasına bağladı.
Recep Tayyip Erdoğan'ın zor bir iş yaptığını bir kez daha gördüm. Partisini dönüştürmeye uğraşıyordu. Güç elinde olduğu sürece bu amaca ulaşmasının daha kolay olacağı da anlaşılıyordu. Yoktan var ettiği bir partinin ilk kongresinin tek adamı görünümündeydi. Zaten kongre sonucu da bunu teyid etti...
****
Başbakan konuşması boyunca temel sorunlara birebir çözümlerden söz etmek yerine, daha önceki "değişimci" söylemini vurgulamayı yeğledi
"Türkiye'yi yerinde saydırmak, geriye götürmek isteyen, demokrasiyi ve hukuku, hatta Cumhuriyeti halktan esirgeyen statükocu ve otoriter çabalar beyhude olarak kalacaktır."
Ben bunu biraz da ülkenin, iktidarın ve iktidar partisinin hızlı bir değişim yaşadığı süreçte ayrıntılı çözüm önerilerinin çıkaracağı tartışmanın, hız kesmek ya da zemin kaybetmeye yola açabileceği endişesine bağladım.
Bir iki yerde ise metin dışına çıktı.
Bunlardan biri sekiz yüz bin ton kömür dağıtacaklarını duyurduğundaydı. Tayyip Erdoğan'ın sevdiği deyim ile kömür dağıtılacak "fakir fukara, garip gureba"nın sayısı bir buçuk milyon aile ediyordu. Bu sayı yazılı metinde yoktu.
Metnin dışına çıktığı ikinci konu ise Kıbrıs idi. Bu konuda AK Parti ve Tayyip Erdoğan kararlılığını kaybediyor. Halbuki AB süreci Kıbrıs ile birebir bağlantılı...
****
Kongrenin havası, katılımcıları, liderinin söylemleri AB sürecine aykırı hiçbir iz taşımıyordu.
Kültürün çok önemli bir öğesi olan dinsel motifler ise, bakıldığında görülmüyordu. Onu o dili bilenler anlıyordu. Örneğin Tayyip Erdoğan "zamanın sahibi var" derken daha içten bir alkış geliyordu. Alkışlayanlar zamanın sahibinin Tanrı olduğu inancındaydı. Soyguna son verilmesinden söz edip, kadrolarından "ahlaklı siyaset" yapmalarını isterken de, öyle bir cümleye rastlıyorduk "Zira bizim, bir dünya tasavvurumuz, bir hayat anlayışımız, bir sonsuzluk ufkumuz var."
****
Başbakanı dinlerken ben karşımda "Müslüman bir Avrupalı" gördüm...
Ama aklımda da iki soru kaldı
Tayyip Erdoğan metinde söylediklerinin ne kadarını gerçekleştirecek? Tabanını nasıl dönüştürecek?
AB sürecinin seyri bu soruların cevabını da verecek. Bozulmadan değişmek için o tür sistemsel bir denetime ihtiyacımız var çünkü..
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|