|
 |
|

MEHMET BARLAS
AK Parti delegeleri, daha çok icraat istemeli!
Siyasetçileri en fazla mutluluğa boğan durumlardan biri de, seçim kazanıp iktidar olmuş bir partinin büyük kongresine, "Başbakan" kimliği ile katılıp, yeniden genel bakanlığa aday olmaktır.
Tayyip Erdoğan, AK Parti'nin Büyük Kongresi'nde bu mutluluğu yaşayacak.
Aslında, bu mutluluğu, Turgut Özal'dan bu yana yaşayacak ilk parti lideridir Tayyip Erdoğan.
Çünkü 1991'den bu yana geçen dönemde, siyasi parti liderleri, seçim kazanıp iktidar olmadıkları halde, Başbakan kimliği ile yahut Başbakan Yardımcısı kimliği ile, kendi partilerinin büyük kongrelerinde, hava bastılar.
Hiçbirini seçmen, tek başına iktidar yapmadı.
Başında ya da sonunda, mutlaka partilerini küçülttüler.
Ama koalisyonlarla, liderlik koltuklarını da korudular.
AK Parti ve Tayyip Erdoğan, Türk siyasetindeki bu çizgiyi değiştirdiler.
Bu nedenle de, sade AK Parti'ye oy verenler değil, tüm seçmenin büyük çoğunluğu, AK Parti'den, eski partilerin sergilediğinden daha farklı tutumlar ve daha büyük başarılar bekliyor.
Saplantılı bir yaklaşımla, "Bunlar takıyyeci... Gerçek niyetlerini gizliyorlar" söylemini, hatırlatmak bile istemiyoruz.
Ya da, "Bunlar aralarına kendi çevrelerinden olmayanı almaz. İmam Hatip'li olmayan, önemli göreve gelmez" diyenleri de, ihtiyatla dinliyoruz.
Bu satırların yazarının ana beklentisi, AK Parti Hükümeti'nin büyük bir enerji ve kararlılık içinde sürdürdüğü, Avrupa Birliği üyelik çabalarının, bir sonuca ulaşmasıdır.
Eğer Türkiye, 2004 sonunda AB'den üyelik görüşmeleri için bir takvim alabilirse, AK Parti iktidarı, iktidar olmanın hakkını vermiş olacaktır.
Bu yolda atılan adımlar, yasalaşan uyum paketleri, başta Tayyip Erdoğan olmak üzere AK Parti'li yöneticilerin Avrupa'lı politikacılarla kurdukları diyalog, Türkiye'de siyaset hayatına soluk getirmiştir.
Bir de, geçen yıl dağılan son koalisyonu hatırlayın.
Saygın bir kişiliğe sahip olduğu tartışılmayan Bülent Ecevit'in, Başbakanlık merdivenlerinden inip, resmi aracına yürüyerek gitmesi bile, herkesi heyecanlandırırdı.
ANAP'ı Özal'ın çizgisinden çıkaran ve yok olmak noktasına getiren Mesut Yılmaz'la, siyasetteki varlık sebebini zor anlayabildiğimiz Devlet Bahçeli arasındaki zıtlaşmalar, Türkiye'nin en hayati konularını askıda bırakırdı.
Şimdi bu dönem geride kaldı.
Siyasi kararlılığa sahip bir hükümet ve diri, hareketli bir Başbakan, ekonomiyi de, dış politikayı da, güven ortamına kavuşturdu.
Ama hala yapılması gerekenler var.
Yapılması gerektiği halde yapılamayanlar var.
Örneğin, 1 Mart Tezkeresi, birbirine karşıt ve AK Parti'nin varlığına temelden karşıt kesimlerin öncülüğünde, bir kısım AK Partililer'in de katılması ile reddedildi.
Şimdi AK Parti Hükümeti, yeni Tezkere ile bu dönemi geride bıraktı.
Türk-Amerikan ilişkilerinde açılan yaranın, AK Parti iktidarının sicilindeki kötü bir not olması, önlendi.
Ama "Kıbrıs Krizi", eskisi gibi ve eskisinden daha çok, AB-Türkiye yolunu engeller biçimde, yerinde duruyor.
İşin daha garibi, "Kıbrıs'ta çözümsüzlük çözüm değildir" diye yola çıkan Tayyip Erdoğan, çözümsüzlüğün simgesi ve Avrupa Birliği karşıtı Denktaş'la, sanki aynı çizgide gibi.
Bunun gibi, iç politikada, ekonomide de yapılması gereken işler ve rota düzeltmeleri var gündemde.
Özetle, AK Partili'ler, Türk siyasetinde açtıkları yeni ufkun anlamını bilerek, Büyük Kongre'lerinde zafer şenlikleri yapmalılar.
ŞAKA
İşe bak!..
Gerçek fırtına kopunca, Ebru Gündeş'in "Fırtınalar koparsa kopsun" şarkısı, etkisini kaybediyor.
Tıpkı Schwarzenegger'in "Terminatör" olmasının, California Valisi olması karşısında etkisizleşmesi gibi bir şey bu.
Yeşim Salkım'ın başına gelenler de, "Deli Mavi"den daha delice değil mi?
Mesajlarınız için:
mbarlas@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|