kapat
10.10.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ
limasollu
TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL



GREENCARD

Hareket mi, karşı hareket mi

12 Eylül öncesinde aşırı sola tepkisiyle, sonrasında da bölücülüğe karşı söylemiyle iki defa "yükselen değer" çizgisini yakalayan MHP'nin "tez" boyutu şimdi camia içinde de tartışılıyor.

Kurultay'ın bu açıdan çarpıcı bir değişime yol açıp açmayacağı belirsiz. Hareket'in siyasi başarısı için tekrar "karşı dalga" mı beklenecek, yoksa "yeniden yapılanma" isteyenler farklı bir MHP'nin önünü mü açacak?


Bir yanda "9 Işık Doktrini'nde her şeyin cevabı var" diyenler

Bir yanda 9 Işık'tan sapmadan küreselleşme karşısında duranlar

Ya geleneksel söylemle yeniden bir karşı dalga beklenecek

Ya ciddi bir dönüşümle pop kültür nesillerden oy çekme tasarısı geliştirilecek

1998 yılında günlerde, İstanbul'un bir sokağında MHP örgütü tarafından asılmış bir pankart gördüm ve hemen telefon açarak, Başkanlık Divanı'ndaki bir dostuma okudum

- Karşımda bir pankart var, okuyorum Bayrak inmez, ezan dinmez, vatan bölünmez.

- Ee, ne var bunda

- Eksik.

- Ya nasıl olacak?

- Bayrak inmez, ezan dinmez, vatan bölünmez, MHP'liliğin lüzumu yok..

Acı-ekşi gülüştük ama ikimiz de MHP'nin temel sorununun burada olduğunda hemfikirdik. Bu pankart, bir hareketin kendisini, sadece "herkesin zaten müttefik olduğu değerler" üzerinden siyaset yapmaya hapsetmesini simgeliyordu.

Aslında bu, camiada aydın kesimin eskiden beri çok yüksek perdeden olmasa da- yakınıp durduğu ana sorunlardan biriydi

Ortak değerlere yönelik tehditlere karşı durmak için var oluş Böylece, yalnız "karşıt dinamik"lerle ilgili bir hareket konumunda kalış. Bütün insanlığa ve bütün topluma konuşmak yerine, salt cevap yetiştirmeye programlanış

SOĞUK ÇAĞ, SICAK ÇIKIŞ
Bu "tepki mahkumiyeti"nin ilk örneği, 12 Eylül öncesindeki aşırı sol hareketlere karşı duruşun getirdiği siyasi yükseliş. Nitekim, 1973 ve 1977 seçimlerinde, kendisininkine yakın, hatta yer yer iç içe olan bir tabana hitap eden MSP'nin gerisinde kalınmışken, 1979 senato seçimlerinde önüne geçilmişti.

Bu oy tırmanışının süreceğine inanan ülkücüler 1981'de yapılacak seçimlerde neredeyse tek başına iktidar olma hayalleri kuruyorlardı. Onun içindir ki, pek çok ülkücü 12 Eylül sonrasında "ihtilal asıl bizim iktidara gelmemizi önlemek için yapıldı" görüşünü dile getirmiştir. MHP'yi hızla geniş kitlelerin umudu haline getiren "karşı dinamik" bilindiği gibi "komünizm" tehlikesiydi. (Bu Soğuk Savaş oyununun perde arkası ayrı bahis)

1975'ten itibaren artık amansız bir silahlı mücadeleye dönüşen sağ-sol çatışması tırmanırken dış dünyadaki gelişmeler ve özellikle Afganistan olayı "kızıl düşman" korkusunu bir kabus gibi bütün toplumun üstüne çökertiyordu. "Bu kış komünizm gelebilir" iken umut ne Ecevit, ne Demirel, ne Erbakan'dı. MHP, yükselen şiddetli sol dalgaya karşı duruşu ile, "komünizm" tehlikesini ciddiye alan herkesin sempatisini kazanıyordu. Bu gerçek, 12 Eylül sonrasının siyasetsizlik ikliminde camianın en çok tartıştığı konulardan biri oldu. Şüphesiz çoğunluk, geçmişte verilen mücadeleden pişman değildi. Hatta bu mücadeleyi, hareketin destanı olarak görmeyen, kendilerini Kurtuluş Savaşı'nın milisleriyle özdeşleştirmeyen ülkücü yok gibiydi. Ancak, 12 Eylül yönetiminin kendilerini, "Rus veya Çin uşağı" devrimcilerle aynı kefeye koyması, kitlede "kutsal devlet"e karşı derin bir mesafenin oluşmasına yol açmıştı.

Böyle olduğu için de, yeniden demokratik sürece girildiğinde tekrar kıpırdayıp sahne almaya çalışan sol hareketlere karşı MHP farklı bir yaklaşım sergilemeye başlayacaktı. Başta hareketin Başbuğ'u Türkeş olmak üzere bütün önde gelen isimler ve ülkücü gençlik liderleri açıkça ilan ediyorlardı "Bu sefer asla çatışmanın tarafı olmayacağız. Gerekirse okula gitmeyeceğiz."

Gerçi yine de üniversitelerde ülkücü gençlikle devrimci gençlik zaman zaman taşlı sopalı saldırılarla birbirlerine giriyorlardı ama 12 Eylül öncesini andıran bir "sağ-sol savaşı" patlayıp gelişmiyordu. Şüphesiz bu gerginliğin sınırlı kalması, sadece ülkücü gençliğin sağduyu ile hareket etmesinden kaynaklanmamaktaydı. Sol da 12 Eylül öncesindeki gibi bir şiddet dalgası yaratmadığı için, ülkücülerin sükunetlerini koruyabilmeleri çok da zor değildi. Herhalde "harici ve dahili" fitne birimleri de 12 Eylül öncesindekine benzer bir çatışmaya ihtiyaç duymuyorlardı. Bu son derece düşük yoğunluklu çatışma yılları boyunca MHP'nin siyasi yelpazede yeniden güçlenebileceğini gösteren çok önemli belirtiler yoktu. Ta ki, bölücü şiddetin ülke bütünlüğünü ciddi şekilde tehdit ettiğine ilişkin kanaatlerin yaygınlaşmasına kadar. Bu süreçte de MHP'nin, PKK ile doğrudan çatışmaya girmemek için azami duyarlılık sergilediği, muhaliflerince de teslim edilmektedir. Ancak, 1990'lardan itibaren daha da tırmanan bölücü şiddet yeniden, 12 Eylül öncesindeki "komünizm" tehlikesine karşı olduğu gibi bir "kurtarıcı hareket" beklentisi geliştirmeye başlayacaktı.

İKİNCİ 'KARŞIT' BEREKETİ
Merhum Türkeş'in siyasi alanda sergilediği yeni "ılımlı çizgi" ile geleneksel MHP imajında görülen değişim, bölücü tehdit karşısında ülke bütünlüğü için ülkücü hareketi "umut kapısı" haline getiriyordu.

Siyasi iktidarların PKK karşısındaki başarısızlığına vurgu yapmaya başlayan ülkücüler toplumdan daha sıcak ve yoğun bir ilgi gördüklerini fark etmekte gecikmediler. Ne var ki, bu sefer 12 Eylül'deki gibi "devletin yapamadığını üstlenmek" eğiliminde değillerdi. Bunu ısrarla vurguluyor, bölücülüğü önlemek için sokağa veya dağa çıkmayı akıllarından geçirmiyor, topluma "biz hükümet olursak tehlikenin kökünü kazırız" mesajını veriyorlardı. Bu bağlamda Türkeş'in "yetki verilirse altı ayda bu işi temizleriz" deyişi, yeni tutumun en iddialı ifadesi olarak geniş yankı buluyordu.

Böylece yeni bir "karşı rüzgar" yakalayan MHP siyasi alanda tırmanışa geçecek, 1999 seçimlerinde de tarihinin en büyük seçim zaferini elde edecekti. 12 Eylül öncesinde ve sonrasında yaşanan bu iki deney, MHP'nin başarı için mutlaka "karşı hareket"lerin varlığına bağımlı bir siyasi oluşum sayılmasına yeterli midir? İşte bu kurultay öncesinde, MHP'nin özellikle aydın kesiminin odaklandığı temel soru budur. Dolayısıyla liderlik yarışı tabanın yüzeyinde gelişirken, derindeki sancı "iktidara geldiğimizde neyi nasıl yapacağız?" sorusundan kaynaklanmaktadır.

ÜÇÜNCÜ DALGA VAR MI?
Geleneksel çizgide yürüyen ülkücüler bu soruyu tereddütsüz reddediyorlar! Onlara göre her şey "9 Işık Doktrini"nin içinde mevcuttur. En çok Koray Aydın ve taraftarlarının dillendirdiği "yeniden yapılanma" gibi bir ihtiyaç da söz konusu değildir. Buna karşılık, hareketin toplu ve kapsayıcı bir "tez" değeri kazanması gerektiğine vurgu yapanlar için ise "9 Işık Doktrini"nden sapmaksızın ayrıntılı ideolojik çalışmaların yapılması şarttır. Derin bir yetersizlik duygusu ile yenilik arayan bu kesim, özellikle de "küreselleşme ideolojisi" karşısında "Türk Milliyetçiliği ideolojisi"nin nasıl vaziyet alacağı sorunsalını tartışmak istemektedir. Pazar günü üç adaydan birini seçerek yeni bir döneme girecek olan MHP'nin tekrar "yükselen değer" haline gelmesi için iki yoldan fazlası görünmüyor. Ya geleneksel söylemler korunarak yeniden bir "karşı dalga" beklenecek, ya da ciddi bir dönüşümle büyük şehirlerin ve "pop kültür nesillerinin" oylarını çekebilecek siyasi ve sosyal tasarılar geliştirilecek.

Kurultay'ın, hangi adayla hangi yolun seçileceği konusunda kesin bir fikir verebileceğinden emin değilim. Emin olduğum tek şey, MHP'nin camia potansiyelinin, şimdiye kadar vaat ettiklerinden çok daha fazlasını içerdiğidir. Ancak, bu varlık, ideolojik tabuları bile cesaretle sorgulayabilecek enerjiye sahip bir kadro iş başına gelmediği sürece MHP'nin önünde tek yol alacaktır

Herhangi bir "karşı dalga"nın itici gücünü beklemek.

Anne-babası MHP'li olan, ama kendisini MHP'li hissetmeyen genç soruyor

Milliyetçilik nasıl bir şey?

M. Aksoy (Öğrenci)
Ben, annesi babası sürekli MHP'ye oy veren bir gencim ama kendimi "ülkücü" ve "MHP"li hissetmiyorum. Kendi kendime "milliyetçilik" nedir, MHP'nin milliyetçiliği nasıl bir şeydir diye sorar dururum. Şu an eğitim için ABD'deyim. Görüyorum ki adamlar fena halde "milliyetçi"ler. Bunun gereğini de, kendilerince yapıyorlar. Ama hiçbir zaman "milliyetçiyiz" diye ortaya çıkmıyorlar. Bizde ise sadece MHP değil, başka pek çok parti de "milliyetçi" olduğunu söylüyor. Buradan gördüğüm o ki, adamlar "milliyetçilik" yapıyor, biz ise "milliyetçilik edebiyatı" yapmakla yetiniyoruz. Yine buradan gördüğüm, Amerikalılar'ın milliyetçiliği başkaları için kötü, kendileri için de belki kısa vadede iyi, o kadar. Bizim milliyetçiliğimizin, hem bizim için, hem de başkaları için "iyi" olabileceğine nasıl inanacağım, nasıl bir "milliyetçi" olacağım. İçimden "milliyetçi değilim" demek de gelmiyor, "milliyetçiyim" demek de.. Bu soruların cevabını kim verecek? Bu Kurultay'da böyle konular tartışılacak mı?

MHP'de takım çağı başlamalı

Ali Sukas (Ülkü Ocakları İstanbul eski İl Baş.)
MHP'de artık "tek adam düzeni" geçerli olmamalı ama bu da "sıradan liderlik" gerektirmemeli. Ülküsü ve iddiası dolayısıyla MHP'nin Genel Başkanı, millete liderlik yapabilecek çapta olmalı. Camianın aradığı lider; çalışkan, iyi yetişmiş, bilinçli kadrolarla görevini yürütmeli, kararlarını özel, bencil, gizli hesabı olmayan vasıflı mesai arkadaşları ile istişare ederek almalıdır. Ayrıca değişimin yönetimi, değişimin kendisinden daha önemlidir. Kanaatimce Sayın Bahçeli'nin ayrılacağını açıklamasıyla başlayan sürecin, "kurtarıcı lider" zihniyetinden kurtulma süreci olması gerekir. MHP'de takım çalışması çağı başlamalıdır. Ülkücü hareketin ortak arzusu ve beklentisi, şu veya bu ismin Genel Başkan olmasından ziyade güçlü bir yönetim yapısının gerçekleştirilmesidir. Kurultay'da, MHP'yi tek başına iktidar taşıyabilecek nitelikte bir kadro iş başına gelmediği takdirde, 13 Ekim'den itibaren çok sesli bir yapının oluşması kaçınılmazdır. Ülkücü hareket yüksek ideallerine ulaşabilme yolunda kişilerden bağımsız mücadelesini sürdürecek, dalgalanan denizler durulana kadar zaman zaman çalkantılar yaşanması kaçınılmaz olacaktır.

Ömer Lütfü METE


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
hibe destekler

Sarı Sayfalar
GreenCard
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır