|
 |
|

ASLI AYDINTAŞBAŞ
Bush'la foto
Ahmet Çelebi, Birleşmiş Milletler'deki resepsyonda Bush'la karşılaşmasını anlatıyor. Çelebi ve babasına refakat etmek amacıyla New York'ta yanıbaşında bulunan kızı Tamara, iki hafta önce Irak'ı temsilen Birleşmiş Milletler'e davetliydi. Yıllardır tanıdığım Irak muhalefet liderinde, bu kez apayrı bir pırıltı, kabına sığmayan bir enerji vardı. Aslında sadece Bağdat'taki hükümet konseyinin başkanı olmasına rağmen, New York'ta devlet başkanı gibi karşılandı. Korumalığını Gizli Servis yaptı; sirenler ve polis kortejiyle gitti oradan oraya. Senatörler, medya, yabancı devlet adamları ve diplomatlar, yıllardır yüzünü görmek istemedikleri bu adamla görüşebilmek icin sıraya giriyordu.
"Hayat ne garip!" Tamara ve babası, bu durum karşısında son derece eğleniyor gibiydi. Gerçekten de Çelebi, belki de Amerikan siyasi tarihinin en şiddetli bürokratik savaşının merkezindeki isim sayılabilir. Irak'ın eski parlamento başkanının oğlu, 1970'lerden beri Saddam'a karşı mücadele etmesine karşın Körfez Savaşı sonrasında Washington'la yakınlaştı, kimilerine göre "Amerika'nın adamı" oldu. Ama gerçek o kadar basit değil.
Bush: Özgürlük iyi mi?
Clinton döneminde Amerikan siyaseti "Saddam'dan kurtulmak" değil "Saddam'ı kutuda tutmak" üzerine inşa edilmişti. Bir süre sonra Çelebi, Kongre'deki kuvvetli dostları ve medyadaki ağırlığıyla Washington'u son derece rahatsız eden bir tip haline geldi. Sürekli Amerikan siyasetini Saddam'a karşı ajite ediyordu. Özellikle de CIA ve Amerikan Dişişleri Bakanlığı'nın Çelebi'den nefreti, sayısız kitap ve dergi konusu. Bush seçilince de bürokrasi içi savaş o kadar kolay bitmedi.
Dışişleri Bakanlığı ve CIA, Saddam sonrası Irak siyasetini ABC (Anybody But Chalabi Çelebi Dışında Herkes) diye tanımlarken, Pentagon'daki siviller, özellikle de Paul Wolfowitz, 55 yaşındaki Iraklı'dan vazgeçmedi. Sonunda, Dışişleri Bakanlığı, Irak konusunda tamamiyle havluyu attı, savaş oldu-bitti ve işte geçen hafta Çelebi Irak'ı temsilen BM kürsüsündeydi.
Iraklı lider, New York'ta yediğimiz öğle yemeğinde Bush'la bu hafta gerçekleşen bu ilk karşılaşmasını şöyle anlattı. Resepsiyonda sıra ona gelince Çelebi Irak halkının Saddam'dan kurtulduğuna memnun olduğunu söylemiş. Bush "Özgürlük güzel mi?" demiş. Çelebi, "Her zaman" diye yanıtlamış. Bush, "Hadi artık Irak'ta yarım kalan işi bitirelim" diyerek fotoğrafçısına seslenmiş "Çek bizi"
Bu ufak karşılaşmadan sonra, Pakistan devlet başkanı Pervez Muserref koluna yapışarak, "Sen ikna edici bir adamsın. İslamabad'a gel. Seni televizyona çıkarırız. Anlat insanlara Irak'daki durumu" demiş. Asker gönderme konusunda Ankara'yla benzer konumda olan Müşerref, kendi kamuoyunu ikna için Çelebi'den medet umuyor.
'Erdoğan ve Gül haklı'
Bir anda yeniden Washington'un "gözdesi" haline gelen Çelebi'ye, Türk askeri konusunda neden farklı açıklamalar yapıp durduğunu sordum. "Erdoğan ve Gül, işgal gücü olarak gelmek istemiyoruz demekle son derece haklı. Bu yüzden bizim tarafımızdan davet edilmeleri en iyi çözüm. Ama bizde kimseyi davet edecek statü yok" dedi.
Çelebi'nin asıl derdi, Irak'ta "egemenliğin" bir an önce Irak hükümetine devredilmesi. Yani Karzai'nin konumunda olmak istiyor. Paul Bremer'in varlığından son derece rahatsız. İşgal ve manda istemiyor. Bu hafta 40 senatörün kendi onuruna verdiği yemekte ve Condoleezza Rice'la başbaşa görüşmelerinde tekrar tekrar "egemenlik" ve anayasa konusunu açtı. Amerikan yönetimi, bu konu gündeme gelince yüzünü buruşturuyor. Henüz kimseye iktidari devretmek niyetinde değiller. Ama Bağdat'ta kontrolü kaybettikleri ve ABD'de seçim yılında (!) işlerin iyi gitmediği de ortada.
Birilerinin anayasa ve güvenlik meselesine çeki düzen vermesi lazım. Bu kişinin, sömürge valisi edasıyla gelip kavgacı bir bürokrata dönüşen Paul Bremer olamayacağı ortada. Anladığım kadarıyla Beyaz Saray, yıllar sonra bir kez daha Çelebi'ye "Irak'ta iş kotarabilen tek adam" gözüyle bakmaya başladı. Hadi hayırlısı.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|