|
 |
|

ÖMER LÜTFİ METE
TÜSİAD ve TOBB'un Denktaşlar'ı
Cumartesi günü Kıbrıs'ta "Yerli Ürünler Tanıtım Fuarı"nın açılışını izlerken, 1911'lerdeki Trablus destanını hatırladım.
Benzerlik; her türlü donanıma sahip bir güce karşılık inançlarından başka varlığı olmayanların savaşında.
İtalya; bitik Osmanlı'nın elinin asla uzanamayacağı bir zamanda eyaleti işgal eder.
İki elin parmaklarından daha az sayıda genç subay, bugün Libya diye bildiğimiz topraklarda direniş başlatmak üzere İstanbul'dan yola çıkar.
Enver, Mustafa Kemal, Eşref ve Sencer Kuşçubaşı, Fuat Bulca gibi isimlerden oluşan bir avuç kahraman, Sunusi'nin dervişlerini eğitip örgütleyerek, teçhizatını da İtalyanlar'a baskın yapa yapa edinerek, topu topu bir tabur oluşturur; sokak sokak vuruşarak 150 bin kişilik İtalyan işgal ordusunu sahile kadar süpürürler.
Donanmanın top menziline girmeseler işgal sürüsünü denize dökecekler. Düşman, plaj güvenlikçileri gibi kıyıda dizili kalır.
Dünya İtalya ile dalga geçerken bir Amerika'lı gazeteci şöyle yazar
"Kahramanlık insanoğlu için eğer hala anlamlı bir değer ise; bütün dünya buradaki Türk destanını izlemeli..."
Kaddafi'nin yaptırttığı "Ömer Muhtar" filminde özellikle görmezden gelinen asıl destan budur.
Kıbrıs'ta da bugün, Rum işgali için Batı'nın uygulattırdığı vahşi ambargoya karşı bir avuç girişimci ekonomik direniş örgütlüyor.
Salip ile sahip
Dün Osmanlı Trablus'a güç gönderemiyordu. Üstelik bir müddet sonra İtalya adına Batı'nın baskısıyla bu kahramanları "eşkıya" ilan ediyordu.
Bugün Kıbrıs'lı girişimciler de aynı durumda.
Ambargocuya göre, bu girişimcilerin üretim yapmak için hammadde ithal etmeleri bile eşkıyalık!
Denecek ki; Türkiye Kıbrıs'a yardım ediyor.
Ediyor da 1974'ten bu yana ne sonuç alıyor?
Oysa sanayi devlerimiz, nutuk zamanı Kıbrıslılar'a verdikleri sözleri tutarak, kendi çaplarına göre "deve tüyü" kadar yatırım yapsalar, Türk toplumu ihya olurdu!
Ama yapamazlar; çünkü onlar Türkiye'nin sahibidirler, Batı da onların sahibi! Onun içindir ki, genel olarak Batı'nın, Rumlar'ın ve mesela TÜSİAD'ımızın görüşü aynıdır; her üç odağa göre Denktaş Kıbrıs'ta barışın baş engelleyicisidir.
Çağdaş Haçlı Seferi, böyle söyler ve söyletir. Buna karşılık TOBB Kıbrıs'ta yatırım için adadaki Türk girişimcilerle işbirliğini geliştirmeye çalışıyor.
Başkan Hisarcıklıoğlu'nun vurguladığı gibi TOBB'a göre de çözümsüzlük çözüm değildir, ama faturayı Denktaş'a kesmek ve karşı cephenin ağzıyla konuşmak Türk dünyasının milli davasına ihanettir.
Kimimiz öldük
TÜSİAD'a göre KKTC, Türkiye'nin AB'ye üye olmasının önündeki en büyük engel, TOBB'a göre ise tam aksine bu yolda en büyük koz.
TÜSİAD'a göre Kıbrıs ayakbağı, TOBB'a göre ise milli dava.
TÜSİAD'a göre Denktaş, tam da Rumlar'ın dediği gibi barışın düşmanı, TOBB'a göre ise milli kahraman!
Oysa her iki örgütün de kadroları bu ülkenin girişimcileri.
Bu farklı duruşu yaratan temel sebep ne? TÜSİAD merkez, TOBB taşra da ondan. Osmanlı'dan gelen ayırım sürüyor.
Bir yanda "mutlu azınlık", öbür yanda Cumhuriyet'le beraber ülkenin birinci sınıf sakini olmaya çalışan gövde.
İlki hep seçkin, ikincisi hep reaya!
İlkinin geçmişinde bu topraklar için canını vermiş bir iki şehit zor bulursunuz.
İkincisi, şehit torunlarının nesli.
Biri vatanın sadece nimetlerini paylaşmış, öteki mihnetini çekmiş.
Şeceresinde şehit olmayan, Kıbrıs'ı neden "milli dava" bilsin?
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|