kapat
29.09.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ
limasollu
TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL



GREENCARD

MEHMET ALTAN


Haluk Levent'ten Leyla Zana'ya

Avrupa Birliği tam üyelik süreci, Türkiye'nin yeryüzü standartlarında bir devlet olmasının önünü kesen en büyük iki tabuyu gün ışığına çıkardı. Bunlardan biri askeriyenin konumu, ikincisi de siyasallaşan yargı.

AB standartlarındaki uygulamaların projektörleri bu iki tabunun üzerine tutuldukça, Türkiye ile çağdaş dünya arasındaki uçurum iyice ortaya çıkıyor.

Neyse ki, bu uçurumu aşmaya niyetli siyasal ve toplumsal bir irade var.

****

Türkiye'nin gelecek yıl tam üyelik müzakerelerine başlaması için hayati öneme sahip olan "İlerleme Raporu", kasım ayının başında açıklanacak.

Dünkü Sabah'ta raporun öncekilerden çok daha olumlu olacağı haberi yer aldı. Üstelik AK Parti Hükümeti'ne de özel bir övgü varmış. Hükümetin ne istediğini bildiği ve kararlı hareket ettiği vurgulanıyormuş.

Hürriyet'de de, "AB'den teftiş döneminin" başlayacağı, AB'nin uygulamaları gözlem altına alacağı ve değişen yasaların ne kadar uygulandığını görerek, karar vereceği belirtiliyordu.

Uygulama açısından gözlenecek kurumlar arasında en başta mahkemeler, üst mahkemeler, barolar, karakollar, hapishaneler ve dernekler varmış.

****

Mahkemeler ve üst mahkemeler açısından, yeryüzü standartlarına uygun bir işleyişin ne kadar hayata geçebileceği çok önemli.

Hükümetin ne istediğini bilen ve kararlı tavrına karşı, sanki süreci berhava etmek isteyen bir başka irade daha var. Ve onlar bürokratik uygulamanın her adımında ortaya çıkıyor.

Örneğin, Ankara Delvet Güvenlik Mahkemesi savcısı Cengiz Köksal'ın Almanya'da Kürt Festivali nedeniyle iki parti başkanını, şarkıcı Haluk Levent'i ve iki gitaristini neden gözaltına aldırdığı ve şarkı söylemenin neden "yardım ve yataklık" sayılabileceği anlaşılamadı. Sadece uygulama açısından AB'de kuşkular uyandırılıp, Türkiye karşıtlarına koz verildi...

****

Bunun benzeri bir ikinci olay ise, ne gariptir ki, gene I No'lu Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yaşanmakta...

Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde en fazla mahkum olan ülke. Bu, Türkiye'deki yargı sisteminin yeryüzü standartlarında yürümediğinin de en iyi kanıtı.

Türkiye'de yargı insanları mahkum ediyor ama o karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nce bozuluyor. Buna rağmen Ankara kılını kıpırdatmıyordu.

Uyum yasaları bunu değiştirdi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda yeniden yargılama yapılması karara bağlandı.

İşte bunun ilk örneği şimdi Ankara I No'lu DGM'de görülen Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan gibi eski DEP'lilerin davasında yaşanıyor.

****

Uyum yasalarının uygulanması açısından, sekizinci duruşması yapılan Ankara'daki bu dava da çok önem taşıyor. Nitekim, dava ile ilgili olarak Avrupa Parlamentosu Başkanı da bizim dışişleri bakanını aradı. Konuyu sordu.

Gene dünkü Sabah'ta, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki yargıcı Rıza Türmen'in konuyla ilgili açıklamaları vardı.

Yargıç Türmen, olağanüstü bir zarafetle "Ben davaya bakan yargıç olsam daha ayrı bir dikkat gösterirdim" dedikten sonra mahkemenin "tahliye taleplerini" sürekli reddetmesinin nedenini soruyordu

"AİHM tutukluluğun devam şartlarına büyük önem veriyor. Eğer mahkemeler tahliye taleplerini reddediyorsa bunun inandırıcı nedenlerini bilmek istiyor. Sanıkların kaçma ve delilleri karartma gibi durumları varsa ve tutukluluk sebepleri buna dayanarak devam ediyorsa, bunların mahkeme kararlarında ayrıntılı yer alması gerekir."

****

AİHM, DEP Davası'nı askeri hakimin varlığı, suçun niteliğinin son duruşmada değişmesi ve buna rağmen savunma hakkının tanınmaması nedeniyle bozmuştu.

Bu nedenlerden ilk ikisi geçerliliğini yitirmiş durumda. Ama "savunma hakkı" konusunda gene tartışmalar var.

Yargıç Türmen, mevcut durumun AİHM'ye yeni bir başvurunun nedeni olabileceği yolunda uyarıyor.

Uyum yasalarını çıkarıp, sonra da DEP'lileri geçmişteki zihniyet ile yargılamanın doğru olmadığını ima ediyor.

****

AB konusu Türkiye'nin fay hattı...

Hepimizin, özellikle de gençlerin geleceği söz konusu.

Türkiye'yi çağdan koparan kararları alanlar unutulup gidiyor, olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının geleceğine oluyor.

Örneğin, Ahmet Altan'ı bir telefonla gazetesinden attırdığı söylenen orgeneral şimdi emekli, o yazıdan dolayı mahkumiyet isteyen savcı İsa Geyik ise "uyuşturucu kaçakçıları ile işbirliği" iddiasıyla çoktan meslekten men edildi.

Üstelik, Türkiye, bu davada Ahmet Altan'ı mahkum ettiği için AİHM'de özür diledi ve tazminat ödemeyi kabul etti.

Böylesine hazin örneklere rağmen, içe kapalı otoriter bir anlayışta ısrarın kime ne yararı var ki?

Türkiye karşıtlarından başka...


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Destek Paketi

Sizinkiler
Sarı Sayfalar
GreenCard
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır