|
 |
|

ERGUN BABAHAN
Büyük tutarlılık
Türkiye'nin içinden geçtiği dönemde basına büyük rol düşüyor. Türkiye, önümüzdeki dönemde ya Meclis'ten geçirdiği reformları yaşama geçirip başka bir yaşam kalitesine terfi edecek veya orta vadede kendisine büyük sıkıntılar yaşatacak bir döneme girecek.
Ülkemizde şu anda çok seslilik hüküm sürüyor. Kimileri Avrupa Birliği'ne taraftar bir anlayış içinde, kimileri de bu yapılanma içinde olmamıza kesin kes karşı.
Bu da çok doğal. Demokrasinin gereği bu. Herkesin aynı görüş ve düşüncede olduğu bir ülkede yaşamak çok sıkıcı olsa gerek. Bunu komünist ve faşist rejimler denedi başarısız oldu. Aynı deneyden şimdi teokratik İran geçiyor.
Burada kritik bir nokta var. O da savunduğun fikirde tutarlı olmak.
İnsan değişimden, elindeki gücün kaybından korkabilir. O nedenle de statükoyu koruyacak askeri müdahalelerden yana da olabilir. Bunu savunduğu için insanları ayıplayabilir, eleştirebilirsiniz ama kızamazsınız.
Ama hem "Avrupa Birliği tek hedef" demek, hem uluslararası yeniden yapılanmada Amerika'nın yanında olmayı savunup komutanlarla vatan tartışmasına girmek, arkasından da 28 Şubat'a sahip çıkmak anlaşılmaz bir şeydir.
Hani bir fıkra vardır. Adamın biri arkadaşına mahalledeki bir deliden söz ediyormuş. Arkadaşı bir türlü anlayamamış. Onun üzerine o da "Ya şu var ya hem şişman hem zayıf, hem uzun hem kısa, hem esmer hem sarışın" diye tarif edince arkadaşı "Bu nasıl biri? Hem şişman hem zayıf, hem uzun hem kısa, hem esmer hem sarışın?" diye sormuş. Bunun üzerine adam "deli dedik ya" diye karşılık vermiş.
Bu durum da aynı. Yeri geldiğinde sonuna kadar demokrat, Avrupa Birliği yanlısı, yeri geldiğinde askeri müdahaleden yana olmak herkese nasip olmayacak bir düşünce ve yazma özgürlüğü.
Ben işime geldiği ölçüde demokratım diyebilmek hoş bir şey.
Mesleki deformasyon böyle bir şey olsa gerek.
Tabii, bu sadece yazar için geçerli değil. Grubun patronu da farklı bir noktada durmuyor. Hem "hortumculara savaş açacağım" diyor, sonra da kalkıp en önde gelen hortumcularla banka alabiliyor.
Veya hortumcuları kendi kafasına göre "Kötü hortumcular" veya "Kazaen hortumcular" diye ikiye ayırabiliyor.
Bunlar Türkiye'ye özgü tutarlılık örnekleri.
Türkiye'de demokrasinin, kuralların yerine oturmamasının sonuçları bunlar.
Herkes kendi doÄŸrusunu ortaya koyup savunabiliyor.
Sonuçta da çıkar ve ilkenin iç içe geçtiği bir tablo ortaya çıkıyor.
Kimse "Kişisel çıkarım veya grup çıkarım bunu böyle gerektirdiğinden bu görüşü savunuyorum" diyemediği için de, ortaya hem demokrat, hem darbeci, hem hortumculara savaş açıp hem onlarla ortaklık yapan portreler çıkıyor.
Ancak şimdi yakın geçmişe göre önemli bir fark var. Altını hep çizmeye çalıştığım gerçek de bu.
Türkiye'de artık kartel yok, serbest rekabet var. İki patron ve üst düzey yöneticileri kebapçılarda bir araya gelip fiyat veya gündem belirlemiyor.
Bunun sonucunda da her şey, tutarlılık ve tutarsızlıklar da dahil olmak üzere ortaya konulabiliyor.
Serbest rekabet sayesinde basında artık kimse dokunulmaz değil. Rekabet sayesinde "Kral çıplak" denilebiliyor.
Türkiye ve SABAH bu rekabet içinde büyüyor.
Hepinize iyi haftalar.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|