|
 |
|

EMRE AKÖZ
Ünlüler arzuları insanileştirir
Psikolog tayfası beni öldürecek! Çünkü bazısının şöyle bir numarası var Önce, son derece olağan bir toplumsal olayın; bir hastalık, bir rahatsızlık olduğunu ilan ediyorlar... Ardından da 'gelin sizi tedavi edelim' diyorlar.
Bunun son örneğini ABD'den gelen haberde gördük. Illinois Üniversitesi psikologlarından James Houran, "Toplumun, ünlülerin temsil ettikleri hayali imajla gereğinden fazla ilgili olduğu" öne sürmüş. ABD halkının üçte biri 'ünlülerin yaşamına aşırı derecede meraklı'ymış.
James efendi insanları, ünlülerle ilişkisi açısından, üç kategoriye ayırmış... 1) Sosyal eğlence merakı Bu kişiler ünlülerin yapıp ettiklerini aralarında konuşuyormuş. 2) Yoğun ve kişisel ilgi Bu kategoriye giren kişi bir ünlüyle özdeşleşiyormuş. Örneğin bir artisti 'ruh arkadaşı' olarak görüyormuş. 3) Hastalıklı olanlar Bunlar da hayran olduğu ünlüleri rahatsız edecek kadar ileriye gidiyormuş.
Ee, ne gibi bir sonuç çıkaracağız bu sınıflamadan? Efendim, uzmanımız magazin dergilerini suçlamış, bunların halkın ilgisini tahrik ettiğini söylemiş.
Merak ediyorum Bu psikologlar hiç mi tarih ve sosyoloji okumaz? Elbette ünlü kişilere olan ilgisi aşırıya varmış, hatta kafayı yemiş insanlar var şu hayatta. Bunu inkar edemeyiz. Ancak böyle bir gerçekliğin olması, toplumun hastalıklı olduğu anlamına gelmez.
Tarihin her döneminde insanlar ünlü kişilerle ilgilenmiştir. Bu ilgi dönemin ruhuna uygun olarak biçimlenir. Yani her toplum kendi ünlüsünü üretir.
Ünlülere ilgi duymak, onları izlemek gayet normal bir davranıştır. Çünkü ünlüler hakkında konuşurken aynı zamanda kendimiz hakkında konuşmuş oluruz. Bana inanmıyorsanız, Chris Rojek'in 'Şöhret' adlı kitabını (Ayrıntı Yay.) okuyun. "Ünlüler arzuyu insanileştirir" diyor.
Yani paraya, şöhrete, hareketli bir yaşama ilişkin arzularımızın yansımasını ünlü kişilerde buluruz Şarkıcı, sinema oyuncusu, sporcu, siyasetçi, işadamı, sanatçı... Bazen de bir haydut ya da bir anarşist!
****
Bu açıdan bakıldığında magazin dergilerini suçlamak tam bir saçmalıktır. Çünkü
1) Piyasada, hele hele ABD yayın piyasasında binlerce, on binlerce dergi var. Magazin dergileri bunların küçük bir bölümünü oluşturuyor. Bir konuda çıkan yayını, "halkın merakını tahrik ediyor" diye suçlamak... Ne büyük bir saçmalık!
2) Daha da önemlisi İlgi olmasa o dergiler zaten çıkmaz. Örneğin otomobil dergisi olduğu için otomobil satılmıyor ki... İnsanlar otomobillere meraklı olduğu için otomobil dergileri çıkıyor.
Mesela Türkiye'de de bu hata sık sık yapılır "Efendim yüzme sporu bizde geri, çünkü medya ilgilenmiyor." Kardeşim madem o kadar meraklısın, madem bu söylediğine yürekten inanıyorsun, hiç durma, çıkar bir yüzme dergisi de görelim; bakalım kaç satıyor!
Ayrıca Olaya bu kafayla bakarsan şunu da ileri sürmen gerekir "Eğer medya bastırırsa, sık sık haber yaparsa, Türkiye'de beyzbol (ya da buz hokeyi) gelişir." Nah gelişir!
Ünlülerle ilgileniyor diye toplumun üçte birinin 'rahatsız' olduğunu ilan etmenin kendisi hastalıklı bir iddiadır!
Hanım dırdırı
Dün Sabah'ı okurken İkitelli'deki mobilya sitesi Masko'nun reklamına rast geldim. Görür görmez de kahkahayı patlattım.
Reklamda yer alan slogan aynen şöyleydi "Hanım dırdırı çekmektense, değiştireyim artık şu mobilyaları, diyorsanız... O zaman Masko."
Reklamdaki fotoğrafta sabahlıklı, saçı bigudili bir kadın, kocası olduğunu anladığımız adama 'vıdı vıdı' ediyor... Adamda ise 'öff yeter yahu' gibisinden bir yüz ifadesi...
Gülmeme yol açan ise bu fotoğraf değildi. Çünkü o tamamen gerçeği yansıtıyordu. Aynen öyle olur Adam işe gitmek üzere tam evden çıkacak, kadın konuyu açıverir "Mobilyalar çok eskidi, artık değiştirelim." Çünkü ailenin eline fazladan üç beş kuruş geçmiştir. Kadının o sıkışık anda konuyu açmasının sebebi, iki arada bir derede erkeğin ağzından, "Olur" sözünü kapmaktır.
Adam lafı uzatmamak için yarım ağız "Tamam" der. Halbuki onun hayali otomobili satıp yenisini almaktır. Ne var ki bu laf ona pahalıya patlar. Kadının mobilyaları değiştirme harekatı başlamıştır.
Peki neye mi güldüm? Reklamda mahcup mahcup 'hanım dırdırı' denmesine.
İşte o kelime hiç 'gerçekçi' değil. Erkek milleti, ömür tüketen, sinir bozan, çileden çıkartan, kadınlara mahsus o konuşma tarzına adlı adınca 'karı dırdırı' der!
İletişim koordinatları
Eskiden sadece mektup adresi vardı insanların. Onun dışında erkekleri dükkanda, tarlada, camide, 'kalem'de ya da kahvede bulurdunuz.
Artık 'iletişim koordinatları'ndan söz ediliyor. Nedir iletişim koordinatları? Bunun en güzel örneğini geçen gün bana yazan genç bir okurumuzun e-postasında gördüm.
Mektubun bitiminde, eğer ona erişmek istersem aramam gereken 'adresler' vardı 1) Evinin adresi, 2) Evinin telefon numarası, 3) İşyerinin adresi, 4) İşyerinin telefon numarası, 5) Cep telefonunun numarası, 6) E-posta adresi, 7) Faks numarası, 8) Icq numarası.
Belli oldu "Sora sora Bağdat bulunur" sözü yakında rafa kalkacak, hiç kullanılmaz olacak. Artık 'aramak' değil 'aramamak' çaba gerektiriyor. Düşünsenize Bir kişi size 8 adres birden vermiş. Buna rağmen ulaşamadınızsa, onun değil sizin geçerli bir mazeretiniz olmalı.
CEZAMIZI ÇEKMELİYİZ!
F.Bahçe-Antep maçında kaleci Ömer'e şemsiye atılmıştı. Hem de iki kere. Ayrıca sahaya su petleri yağmıştı. F.Bahçe'ye bir maç saha kapatma cezası verildi. Yönetim ise Tahkim Kurulu'na başvurarak yürütmenin durdurulmasını istemiş. Trabzon'daki olaylar yüzünden İstanbul'daki seyirciyi cezalandırmak ne kadar saçmalıksa... Bu ceza da o kadar haklı. Antep maçında statta bulunan (ben dahil) tüm Fenerlilerin, dolaylı ya da dolaysız, o şemsiye olayında sorumluluğu var. Yönetimin Tahkim'e başvurması ayıptır! Cezamızı sessiz sedasız çekmeliyiz.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|