kapat
26.09.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ
limasollu
TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL



GREENCARD

MEHMET BARLAS


Gazeteleri okurken, "Ya doğruysa" diyor musunuz?

Gazetelerin köşe yazılarında ve haber sütunlarında dolaşırken, hep aklıma "Bu yazılanlar ya doğruysa" sorusu takılır.

Örnekler vereyim..

Dünkü Radikal'de, Yiğit Bulut şöyle yazıyordu

- Bugüne kadar ciddiyetiyle tanıdığım, finans piyasalarına yakın bir arkadaşım bana telefon etti ve buluşmak istediğini söyledi. Bir kahve içmek için buluştuk. Kendisinden şu cümleleri duydum. "Elinde 12 milyar dolarlık Alman, ABD tahvili ve nakit olan bir Türk var. Bu kişi Babacan'a başvurarak, parayı Türkiye için değerlendirmek istediğini söylüyor.." Bu noktada detayı atlıyorum ve bizi asıl ilgilendiren bölümü aktarıyorum "Bu para esasında Saddam'ın ve Türkiye'de piyasalara girince dolar 1 milyon 100 bin seviyesine inecek, borsa da tarihi rekora koşacak."

Yiğit Bulut bu girişten sonra, dolar 1 milyon 100 bin liraya iner mi, sorusu üzerinde, düşünce çeşitlemeleri yapmış.. Şimdi gelin siz de, "Ya bu yazılanlar doğruysa" demeyin!

Sizler de buna benzer söylentileri geçmişte duymuşsunuzdur.

Bir dönemde hızlı büyüyen ve her şeyi satın alan Asil Nadir için, "O, Brunei Sultanı'nın parasını yönetiyor" denilmez miydi?

Uzanlar için bir dönemde, bazı Balkan ülkelerindeki rejimlerin parasını yönettikleri söylentisi çıkmadı mı?

Bunların hiçbiri doğru olmayabilir..

Neticede bunlar sadece dedikodudur.

Ama siz bunları yazarsanız, okuyan da, ister istemez "Ya doğruysa" diye düşünür..

Bir başka örnek de, Yeni Şafak'ta, Ahmet Kekeç'in dünkü yazısından verilebilir.

Yazar arkadaşımız Kekeç "Gerçek Hayat"ta okuduğu bir haberi sütununa taşımış.

Buna göre, MGK eski Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç ile Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Recai Kutan, Çin Sefareti resepsiyonunda karşılaşmışlar.

Org. Kılınç, Kutan'a "Türkiye iyiye gitmiyor. AK Parti sizden farklı. Erbakan'a haksızlık edildi" diyor.

Kutan "Siz de yanlış yaptınız" cevabını veriyor.

Kılınç sözlerine devam ediyor. "Orduyla Erbakan'ın zıtlaşması yanlıştı. Zira Erbakan Hoca yurtseverdi, bu millete, topraklara bağlıydı" diyor.

İki gün sonra, Kutan, Ertan Yülek'le MGK'yı ziyaret ediyor.. Yemek yiyorlar. Org. Kılınç, AK Parti'nin ülkeyi çökertme amaçlı bir komploda yer aldığını söylüyor.

Kendisini dinleyen Kutan ve Yülek'e, "Yargıtay'ın DEHAP kararı ertesinde 60-70 DYP milletvekili Meclis'e girecek. AK Parti zayıflayacak. Ama Saadet Partisi de 60-70 milletvekili kopartmalı AK Parti'den" diyor.

Ahmet Kekeç "Gerçek Hayat"ın bu haberini sütununa aktardıktan sonra, o da bizim gibi "Ya bu haber doğruysa" sorusuna takılmış doğal olarak.

Devam edelim mi örneklere?

Dün Sabah'ta, sayfa komşumuz Ahmet Hakan'ın, YÖK takımına destek veren Süleyman Demirel hakkında sıraladığı sorular vardı.

Şöyle ki

- Demirel, açtığı iman-hatip lisesi sayısıyla övündü mü?

- Demirel katıldığı mitinglerde Kuran-ı Kerim öperek oy toplamaya çalıştı mı?

- Nur cemaatleri ile yakın ilişki kurup Köprü Dergisi'ndeki röportajında Bediüzzaman'ı övdü mü?

- Demirel, Kemalizm adına din düşmanlığı yapıldığını söyledi mi?

Bu soruların cevapları "evet" ise, Demirel nasıl olur da YÖK reformu tartışmasında, Prof. Kemal Gürüz'ün yanında yer alabilir?

Siz de okurken "Bu yazılanlar ya doğruysa" demiyor musunuz?

Tarkan şarkısı gibi... "Gazeteler yazmasa... Kafalar karışmasa... Ne yapardım ben şimdi?

ŞAKA

Siyasetin üstü ve altı!
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, "Üniversiteler siyaset üstü tutulması gereken anayasal kurumlardır" demiş..

Doğrudur.

Hatta, Cumhurbaşkanlığı da siyaset üstü tutulması gereken bir anayasal kurumdur galiba.

REFORM İSTEMEZÜK

Eğitim sistemi mükemmel mi?
Siz Tayyip Erdoğan'ın ve AK Parti'nin yerinde olsaydınız, "YÖK Reformu" konusunda ne yapardınız?

Zor bir soru değil mi?

Türkiye'de kimse eğitimin düzeyinden ve içeriğinden mutlu değil.

"Talim-Terbiye Kurulu" ve "YÖK", Türkiye'de değişimin en büyük engelleri.

"İdeolojik Eğitim" ve "Ezbercilik", Türkiye'nin sosyo-politik yapısını, büyük açmazlara sokuyor.

Ama kim ne adım atarsa atsın, hangi yeni iktidar herhangi bir konuda reform yapmaya kalksın, hemen "Rejim tehlikede" çığlıkları yükseliyor.

Aslında YÖK Reformu'nun, üniversitelerin içinden gelen bir istek olması gerekirdi. Ama olamıyor işte!

Tek parti yönetimindeki 1930 üniversite reformu, 27 Mayıs'ın 147'leri 12 Eylül'ün 1402'leri gibi tepeden bakılır olunca, bu kuzu kuzu kabul ediliyor.

Acaba YÖK yöneticileri ve rektörler, reform olsa bile, görevlerinde ebediyen mi bırakılmalı?

Mesajlarınız için: mbarlas@sabah.com.tr


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Destek Paketi

Sizinkiler
Sarı Sayfalar
GreenCard
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır