|
 |
|

İLKER SARIER
"Kayıt"dışı iyi bir şey mi?
Başlığı "marjinallik olsun" diye koymadım, "kayıtdışı ekonomi iyidir" anlamında...
Gerçekten böyle düşünüyorum, eğer hatalıysam, öğrenmeye de hazırım.
Ekonomi yazmak her babayiğidin harcı değil, biliyorum. Ama, kader beni buna da mecbur etti, evlad-ü ayal meselesi, gazetemiz "bu böyle olacak kardeşim" dedi mi akan sular durur.
Üstelik gazetede, "Bu köftehor her konuda yazabilir" şeklinde bir kötü şöhretin de sahibi olmuşuz.
"Peygamberin Savaşları"ndan tutun, ramazan hikayelerine, envai çeşit dramatik hikayeden, türlü türlü dizilerden, aşk ve sevda öykülerinden bilmemnereye kadar yazmadığımız konu kalmamış...
Son finansman krizinde de neredeyse bankacılık uzmanı kesildik, bildiğiniz gibi.
Bir spor sektörü kaldı bulaşmadığımız, itiraf edeyim orada kolay kolay tutunamam, spor sahası nevi şahsına münhasır bir sektör, beni gerer, yıpratır.
Benim bu "kayıtdışı" ekonomide anlamadığım bir şey var, nasıl ki ekonomide anlayamadığım birçok şey varsa...
Bi kere, Türkiye'de kayıtlı ekonomi sağlıklı verilerek dayanmıyor ki kardeşim, kayıtdışının ne olduğunu çözelim!
O yüzden biraz da el yordamıyla diyorum ki, "kayıtdışı ekonomik" büyüklüğün, ülke ekonomisi için ciddi bir tehlike olmadığını, tam tersi "sosyal subvansiyon" yarattığını, "sermaye birikimine" yardımcı olduğunu ve yatırımları desteklediğini düşünmek bana çok yanlış gelmiyor.
Kayıtlı ekonomideki risk süreçleri, hastalıklar ve elde edilen "artı değer", bireylerin veya kurumların "yaşamalarına" ve "yatırım-istihdam yaratmalarına" yetmediği için, ister istemez kayıt dışında da kalınıyor.
Adam, bir otomobili 3 milyon liraya yıkıyor. Fiş vermeye kalkışsa, vergisi var, algısı var, kaydı var kuydu var. Riskleri var, amortismanı, yatırım giderleri vesaire var.
O zaman belki otomobili 10 milyona yıkamak zorunda kalacak.
O da benim işime gelmez, kendim yıkarım. Vatandaş da dükkanı kapatır.
Sonuçta, çok geniş bir yelpazede "devletten habersiz" ekonomik faaliyet sürdürülmüş oluyor ama böyle olması gerektiği için sürdürülüyor. Zannedersem bu tablo, hem nesnel, hem de tarihsel zorunluluk.
Yeterli sermaye birikimi sağlayamamış olmaktan doğan bir "tarihsel" zorunluluk! Türkiye'de "milli sermaye" henüz çok küçük parçalar halinde ve çok dağınık...
Sermayenin bu yapısı, insanları tatmin edecek artı değeri sağlayacak güçte değil. Onun için, ya bir ayak kayıt içinde, bir ayak kayıtdışında... Ya da tamamen kayıtdışında bulunuyor. Bu sebeple, bizdeki kayıtdışı ekonominin tahmin edilenden daha büyük olduğunu sanıyorum. 46 katrilyonluk tahminden daha fazla... Zaten kayıtdışı olan şey nasıl tam olarak bilinebilir ki?
Çok daha ciddi paraların ekonomiye kayıtsız bir biçimde girip çıktığını zannediyorum. Yoksa çoktan gümlemiştik...
"Kayıtlı ekonominin" kendisi sağlıklı bir biçimde ayağa kalkıncaya kadar, kayıtdışı ekonominin bu biçimde devam edeceğini düşünüyorum.
Kayıtlı ekonomide bir çeşit "enfeksiyon" hali mevcut ve riskler devam ediyor, öyleyse "kayıtdışı para" onunla kaynaşarak kendini niye risk etsin?
Devlet herşeyi "kayıt altına almak" istiyor, bu normal...
Ama millet de kendini kayıtdışı ile ayakta tutmak ve büyütmek istiyor, bu da bence normal bir refleks!..
Kayıtdışı ekonomi, millet için bir çeşit can simididir.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|