|
 |
|

Yerli mallardan KKDF'yi düşürün
Tüketici kredileri ve kredi kartlarında iki yıl önce yüzde 8'den yüzde 10'a çıkarılan Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu kesintisi tartışılıyor
Tüketici kredisi almak için bankaya başvuranlar iyi bilir. Bankaya gider, ne kadar kredi almak istediğinizi söylerseniz. Onlar size faizi oranını bildirir ardından da ellerine bir hesap makinesini alıp, "Efendim bu faizin üzerinden yüzde 10 KKDF, yüzde 5 BSMV kesilecek. Aslında aylık ödemeniz şu kadara ulaşıyor" diye pek çoğunuzun yabancı olduğu cümleleri sıralarlar. Tüm bu ifadelerin net anlatımı, sizin aylık ödeme tutarınızın faizin dışında başka nedenlerle artacağıdır.
İşte son dönemde tüketici kredileri ve hatta kredi kartlarından da alınan yüzde 10'luk KKDF hem sanayici, hem de bankacılık sektörü yetkililerinin aklına takılmaya başladı. 2001 yılındaki krizin ardından özellikle ithal ürünlere yönelik talebin önünü kesmek için KKDF oranı yüzde 8'den yüzde 10'a kadar yükseltildi. Ancak bu, ithal ürüne talebi keserken, bir yandan da yerli üretimin önünde bir engel oluşturmaya başladı. Bu nedenle pek çok kesim en azından yerli ürünlerde KKDF'nin kaldırılması ya da en azından düşürülmesini istiyor.
Son günlerde ekonomide esen bahar havasıyla birlikte tüketici kredileri, başta otomobil kredisi olmak üzere yeniden artış gösterdi. Bu artışla umutlanan otomobil üreticileri KKDF'nin inmesi ile birlikte piyasanın daha da canlanacağını ifade ediyorlar. Aslında haksız da değiller. Somut bir örnekle ortaya çıkan maliyeti netleştirmek mümkün 1 yıl vadeli 10 milyar lira taşıt kredisi aldığınızı düşünelim. Uygulanan faiz oranı da 2.65 olsun. 10 milyar için tüketicinin faiz ödemesi 1 milyar 800 milyon lira civarında. Ancak kredinin aylık taksidi üzerinden toplam 173 milyon KKDF, 86 milyon lira da MSMV kesilince 10'a 1.8 milyar faiz ödeyeceğinize önünüze 2 milyar liralık bir rakam çıkıyor.
Dövize endeksli krediler kabus oldu
Aslında bankacılar ve kredi kullananların KKDF ile ilgili en büyük sorunu "dövize endeksli kredi" kullanımında ortaya çıkıyor. Yeni Tüketici Yasası'na göre tüketici kredisi kullandırılırken ödeme tarihleri, anapara, faiz, fon ve diğer masraflar ayrı ayrı belirtilmek zorunda. Üstelik bu rakamlarda tüketicinin aleyhine bir değişiklik yapılması da yasaya aykırı.
Ancak bu durum dövize endeksli kredilerde geçerliliğini koruyamıyor. Çünkü bankalar kur artışı olduğunda KKDF oranı da arttığı için bu sırada oluşan maliyeti tüketiciye yüklüyor. Konu ile ilgili olarak, büyük bir bankanın bireysel krediler müdürü şunları söylüyor "Yeni yasaya göre ödeme planları yapılıyor, rakamlar yazılıyor. Ancak kur artınca bu kez yeniden KKDF hesaplanıyor. Dövize endeksli kredi kullanan müşteri şubeye geldiğinde, 'üzgünüz kur arttığı için şu kadar daha ekstra ödemeniz gerekli' diyoruz. Çünkü bu vergiyi devlet alıyor ve bu maliyeti hiçbir banka yüklenmek istemez. Bu da yasa ile mevzuatı karşı karşıya getiriyor."
Nihayet doktor dilini Türkçeleştirdiler
Eğitim düzeyiniz ne olursa olsun, eğer tıp okumamışsanız, doktorların sohbetini dinlerken anlama güçlüğü çekmeniz kaçınılmaz. "Çocuğunuzda effüzyon saptadık, bunun için bilateral teşhis yöntemleri uygulamayı düşünüyoruz. Anoreksi sorunu uzun süredir mi var?"
Hekimler alınmasın, tüm mesleklerin kendi jargonu var. Ama halkla bu denli iç içe olunca aynı dili konuşabilmek gerekiyor. Üstelik bunu söyleyen de biz değiliz. Ankara Tabip Odası (ATO) Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, "Bizim meslektaşlar arasında, 'Halk anlamazsa daha iyi hekim oluruz' düşüncesi vardır. Ancak hâlâ bazı hekimler difteri hastalığını kuşpalazı olarak biliyor. Önce doktorları eğitmeliyiz" diyerek başlattıkları ilginç çalışmanın haberini verdi.
Türkiye'de doktora gitmeden eczaneden ilaç alma alışkanlığı da yaygın olunca, bazı terimlerin Türkçeleştirilmesi zorunluluğu iyice hissedilmiş. Ve ATO Başkanı Prof. Adıyaman, önce çocuk doktorlarına teklif götürmüş. Onlar da bir çalışma başlatmış. Ve 'Çocuk Hastalıkları ile İlgili Tıp Terimleri için Türkçe Karşılık Önerileri' adlı bir yayın ortaya çıkmış. Yayın öncelikle ATO üyesi 5 bin doktora dağıtılmış. Aynı zamanda odanın www.ato.org.tr adlı web sitesinde de liste var. Bence tüm anne-babaların görmesi gerek.
"Bizim dilimiz giderek İngilizce Latince ile karıştı. Özellikle asistanlar bazı hastalıkların Türkçe karşılığını tam bilmiyor" diyen Prof. Dr. Adıyaman, bu çalışma sayesinde doktorların halkla daha sağlıklı iletişim kuracağını, hastanın da derdini daha rahat anlatacağını söylüyor.
ATO şimdi, aynı çalışmayı tıptaki diğer uzmanlık alanlarına da yaygınlaştırmanın hazırlığını yapıyor.
Türkiye'nin, "satılan mal geri alınmaz" tabelalı dönemden, 'koşulsuz müşteri mutluluğu'nu konuştuğu döneme geçişinin tarihi aslında çok eski değil. Bunu önce, artan rekabet ortamında değeri artan tüketici dayattı, ardından AB uyum yasaları... Son olarak da 14 Haziran 2003 tarihinde yürürlüğe giren Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun.
Bu süreçte, yazılı basın tüketiciyi ve şirketleri değişime hazırlama konusunda önemli bir misyon üstlendi ve 'Tüketici Köşeleri' doğdu. Artık tüketici, derdini satıcıyla çözemediğinde, kaleme kağıda sarılmayı, en azından telefon etmeyi refleks haline getirdi. İşte bu dönem, tüketicinin hakkına sahip çıkma konusundaki ilk eğitim dönemiydi.
YENİ YASA, YENİ DÖNEM
14 Haziran 2003'ten sonra ise Türkiye'de artık yeni bir dönem başladı. Yeni şekliyle yürürlüğe giren Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun, tüketicinin, satın aldığı her türlü mal ve hizmetle ilgili olarak uğradığı zararı tazmin etmesine olanak tanıyor. Buna, haberleşme, elektrik, su, enerji gibi kamusal alandaki hizmetler de dahil.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, bu kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il ve ilçe merkezlerinde 'Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri' oluşturdu. Ve değeri 500 milyon liranın altında bulunan uyuşmazlıklarda bu heyetlere başvurmak zorunlu kılındı. Heyetlerin vereceği karar da bu tarihten itibaren bağlayıcı oldu. Türkiye'nin dört bir yanındaki il ve ilçelerde hakem heyetleri kuruldu.
ÖRGÜTLÜLÜK ATAĞI
Yasa düzeyinde bu gelişmeler yaşanırken, sivil toplum örgütleri de dün tüketici hakları konusunda yeni bir adımı Ankara'da attı. Ankara'da toplanan bazı bağımsız tüketici örgütleri biraraya gelerek ''Tüketici Dernekleri Federasyonu''nu (TÜDEF) kurdu. Türkiye genelinde 100'e yakın il ve ilçede faaliyet gösteren şubelerle birlikte 40 binin üzerinde üyeyi kapsayan TÜDEF ile tüketicilerin örgütlülük düzeyinin yükseltilmesi amaçlanıyor.
Uzun sözün kısası, tam da yasal altyapının tamamlandığı bir dönemde, üstyapının oluşturulması yolunda adım adım ilerlenirken, tüketiciye kılavuz olmanın önemi daha da artıyor. Yasa ile getirilen ve tüketicilerin günlük yaşantısına yansıyacak değişiklikleri, hayattan örneklerle anlatmak, tüketiciye yol göstermek belki şimdi daha da önemli.
İşte biz de SABAH'ın ekonomi sayfalarında, yıllar sonra yeniden, yönünü okurlarla birlikte bulacağımız bir yola giriyoruz...
SABAH TÜKETİCİ KÖŞESİ
FAX 0212 354 34 69
E-MAİL:
esenp@sabah.com.tr
Adres:Sabah Gazetesi Barbaros bulvarı Cam Han No 125 BEŞİKTAŞ - İSTANBUL
Esen EVRAN
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|