kapat
24.09.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ
limasollu
TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL



GREENCARD

EMRE AKÖZ


G.Saray'daki 'F.Bahçe Sendromu'

Ankara'dan faks gönderen okurumuz İsmet Aygün soruyor "G.Saray-F.Bahçe maçında hakem Boşat, top ile Luciano'nun elinin buluşmasını görmüş ama 'çarpma' olarak değerlendirmiş olamaz mı?"

****

1) Hakem 'görmediğini' belirtiyor. Ancak bu mazereti kabul etmek mümkün değil. Çünkü pozisyonu izlediği yerden görmemesi neredeyse imkansız.

2) Diyelim ki gördü ama 'çarpma' olarak değerlendirdi. Bu durumda da çok büyük bir hata yapmış oluyor. Çünkü herhangi bir pozisyonda ellerin 'doğal' duruşu bellidir. Örneğin yere düşmekte olan bir futbolcunun ellerini aşağıya doğru uzatarak çarpmanın şiddetini azaltmaya çalışması son derece normaldir. Böyle bir durumda topun elle temasına 'çarpma' denir; 'elle oynama' olarak değerlendirilmez. Eğer Luciano'nun kafaya çıkış biçimine dikkatlice bakarsanız, o elin orada olmaması gerektiğini görürsünüz. Tabii Luciano bunu bilinçli olarak yapmadı. Ancak netice olarak elinin, kolunun pozisyonu, 'doğal' halinde değildi. Sonuç Kesin penaltı.

3) Konuşulan pozisyonla ilgisi olmamasına rağmen şu notu da düşmek isterim Top kaleye girerken, diyelim ki yukarıda anlatmaya çalıştığımız gibi yere düşmekte olan bir futbolcunun eline çarptı ve kornere çıktı. Eğer bu olayda bariz gol durumu varsa, penaltı verilir ama kırmızı kart gösterilmez.

****

Biraz da penaltı ile G.Saray'ın genel durumu arasındaki bağı değerlendirelim.

Bence G.Saray ciddi bir kriz içinde

1) UEFA Kupası'nı kazanmış bir hocadan camia başarı bekliyor. Ancak takım iyi oynamıyor. "Geleceğin G.Saray'ını yaratma"dan söz ediliyor ama eski ve yaşlı futbolculardan medet umuluyor.

2) Kulüpte ciddi mali sorunlar var. Arzulanan futbolcular alınamıyor.

Bana sorarsanız Terim yanlış yaptı. Geçen yıl transfer için ayrılan bütçeyi iyi değerlendiremedi. Örneğin Afrika ucuz futbolcu dolu. Bunlardan üç beşini seçip geleceğin yıldızı olmak üzere yetiştirebilirdi. Geçen yıl boyunca kulübe ve takıma alışan bu gençler, bu sezon takır takır top oynardı. (Tabii o arada şampiyonluk hedefinden vazgeçmesi gerekiyordu ama buna cesaret edemedi.)

Ya da toplam bütçeyi bir, iki yıldız oyuncu için harcayabilirdi.

Terim ikisini de yapmadı. Sonuçta geçen yıldan bu yıla, doğru dürüst oyuncu kalmadı. Üstelik bu yıl yine paralar boşa saçıldı.

Eğer F.Bahçe derbiyi kazansaydı Terim'in de, Başkan Canaydın'ın da hali haraptı. Beraberlik, hem de pek az gol pozisyonuna girerek ama aynı anda kendi kalesinde sürüyle gol tehlikesi yaşayarak alınan bir beraberlik de bu ikiliyi çok zor durumda bırakacaktı. Penaltının verilmeyişi ilaç gibi geldi Sorunların üstü bir süre daha örtülmüş oldu.

Sanırım G.Saray, "F.Bahçe Sendromu"na giriyor Başkalarını suçlayarak zaman kazanmaya ve krizi atlatmaya çalışıyorlar. Bilirsiniz bu hezeyan F.Bahçe'de sık sık ortaya çıkar Yenilgileri ve kötü gidişi dış faktörlere bağlamak... Halbuki gerçek sorun içtedir, teknik ve mali yönetimdedir.

'Akıl, kaptır: zekâ içindeki sıvı...'
Geçen gün zeka ve akıl farkına değinmiştim ya... Hani Radikal yazarı Türker Alkan'ın tanımını beğendiğimi, altına imzamı atacağımı söylemiştim.

Okurlarımız bu konuya çok ilgi gösterdi. Meğer birçok kişi bu iki kavram arasındaki farkı düşünürmüş.

Örneğin Ankara'dan yazan Turhan Eset hanım, eski bakanlardan Kemal Cantürk'ün bir konuşmasında yaptığı akıl-zeka tanımını unutamamış "Zeka sıvıya, akıl ise onun içinde bulunduğu kaba benzer. Zekanın derecesi suyun kalitesine, aklın miktarı ise kabın büyüklüğüne, küçüklüğüne vs. bağlıdır."

Ankara'dan bir başka mesaj da Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nden Prof. İlbeyi Ağabeyoğlu tarafından gönderilmiş.

Mektubu uzun. Buraya bir bölümünü alıyorum

****

"Psikologlar zekayı 'çevreyi değerlendirebilme yeteneği' olarak tanımlıyorlar. Yani yaşadığımız ortamda oluşan olayları izleyip kaydeden bir özellik. Akıl ise eğitim ve tecrübelerle gelişen bir yetenek. Dolayısıyla, ücra ve izole bir ortamdaki kişinin aklı ile yoğun olayların oluştuğu bir ortamda yaşayan insanın aklı aynı değil.

Akıl, tecrübelerle gelişiyor.

Zeka, olayları oldukları şekilde alıp, basit bir değerlendirmeden sonra akla veriyor. Esas değerlendirme akılda. Tümevarım ve tümdengelim işlemleri akılla yapılmakta. Kişiyi kişi yapan şey bence akıl, zeka değil.

Prof. Ağabeyoğlu daha sonra satrançtan, briçten Atatürk'ün hayatından örnekler vererek akıl-zeka kıyaslaması yapıyor.

Ben de size satrançtan örnek vereyim.

İyi satranç oynamak için iki şeye ihtiyacınız vardır 1) Zeka, 2) Görsel hafıza.

Buna karşılık turnuvalarda, hele hele Dünya Şampiyonluğu karşılaşmasında akıl şarttır. Yani tahtadaki pozisyonlar kadar rakibin oyun tarzını, karakterini, mizacını ve yardımcılarının özelliklerini değerlendirmek, ona göre strateji ve taktikler geliştirmek de önemlidir Rakibin sevmediği açılışlara girmek, bir dizi beraberlikle onu yormak gibi...

1927'deki şampiyonluk karşılaşmasında Alekhine, Capablanca'yı, 1985'tekinde ise Kasparov, Karpov'u oyunlardaki becerileri kadar, oyun-dışı akıllarıyla yenmiştir.

'AMİGOLAR' OLDU 'TRİBÜN LİDERİ'
Yine futbolla yatıp, futbolla kalkmaya başladık ya... Dikkat ettim, artık amigolara, "tribün lideri" deniyor. "Tribün liderleri seyircinin küfür etmesini engellemeli" gibi cümleler kuruluyor. Benzeri bir değişime başka alanlarda da şahit olmuştuk. Örneğin eskinin "personel müdürü" oldu "insan kaynakları müdürü". Aynı şekilde "tezgahtar"a da "satış sorumlusu" demeye başladık. Müdürün sekreteri de oldu "müdürün asistanı". Ben bu değişime prensipte karşı değilim ancak bu taze 'titr'lerin içeriği de yeni mi; kuşkuluyum!


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Destek Paketi

Sizinkiler
Sarı Sayfalar
GreenCard
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır