|
 |
|

ALİ KIRCA
İşe yaramayan cevaplar
Yıllar önce bir odanın duvarlarında rastlamıştım o iki satırlık yazıya... Gördüğüm duvar yazılarının belki de en anlamlısıydı.
Ya da bana öyle gelmişti. Şöyle diyordu
"- Tam hayata dair bütün cevapları öğrenmiştik ki soruları değiştirdiler."
Sanki, hayatımız hep böyle geçiyor gibiydi.
Tam her şeyi öğrenip kavradığımızı sanıyorduk.
Tam her şeyi açıklayabiliyorduk ki; o anda her şey değişiyordu.
Bir türlü yakalayamıyorduk asıl gerçeği.
Bir türlü eremiyorduk yaşadıklarımızın sırrına.
Bir türlü ayak uyduramıyorduk hayatın tik taklarına.
Bir türlü dokunamıyorduk ellerimizle akan zamana.
Bir türlü anlayamıyorduk ne olup bittiğini... Çünkü;
Tam hayata dair bütün cevapları öğreniyorduk ki soruları değiştiriyorlardı.
****
Tam çocukluğun ne olduğunu anlayıp doyasıya yaşamaya çalışırken, görünmez sopalar var gücüyle iniyordu avuç içlerimize
"- Yeter artık, büyüdün sen, büyüdün..."
Soruları değiştiriyorlardı.
Gençliğin sonu, hepsinin en zamansızı, en haziniydi belki de...
Soruların değiştiğinin bile farkına varmıyordunuz.
Yüreğiniz kanatlanıp uçuyor, bedeniniz ayaklarınızdan aşağı çekiyordu.
İşe yaramıyordu gençlik sorularıyla hayatı açıklamanız kendi kendinize.
Soruları değiştiriyorlardı.
En zor olanı, aşka ait doğru cevapları bulmaktı. En zor olanı aşkı açıklamaktı.
Tam bulduğunuzu sandığınız anda vuruyordu ayrılık ya da vuslat zamanının çanları. Ayrılınca da anlamsız kalıyordu sorular, kavuşunca da...
Her halükarda soruları değiştiriyorlardı. Kalakalıyordunuz ortada...
****
Tam iktidarı öğrenip ayakta kalmaya çalışırken, soruları değiştiriyorlardı. Bocalayıp duruyordunuz muhalefet sıralarında.
Ya da doludizgin koşarken ve kurusıkı atarken muhalefet yollarında, birdenbire iktidarın saltanat koltuğunda buluyordunuz kendinizi. Soruları değiştiriyorlardı. Şaşakalıyordunuz...
Kitaplar, tarihin ve insanlığın akışına dair 'hükümler' indiriyordu önünüze. İrşat oluyordunuz. Anbean, saat ve saat biliyordunuz olmuşları ve olacakları. Yeşil ve kızıl ütopyalar süslüyordu beyninizin kıvrımlarını. Lakin bir gün, birdenbire soruları değiştiriyorlardı.
Cevabını bilmediğiniz bilgi toplumunun labirentlerinde afallıyordunuz.
Ve en nihayet, perdenin iniş saatlerinin yaklaştığı o 'meşum' saatlerde her şeyi anlıyordunuz, her şeyi... Hayata dair ne kadar denklem varsa çözümlenmemiş, kolayca buluyordunuz en müşkül cevapları... Ayan beyan ortadaydı hayatınızı sarmalayan kördüğümlerin ipuçları. Anlıyordunuz...
Lakin, o zaman da...
'Sual ve sınav mahalli'ni değiştiriyorlardı.
****
Bir yolu vardı elbette... Şair ne diyordu
'Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur...'
İş, geçen ve geçmekte olan zamanı çözümlemeye çalışmakta değildi.
Ne zaman ki, 'doğan güne hükmetmeye' başlayacaktık, o zaman çözecektik yarının cevaplarında göz kırpan hayatın sırrını...
Ya da...
Fazla da takmayacaktık kafamıza böyle alengirli duvar yazılarını...
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|