|
 |
|

HINCAL ULUÇ
İnanmayı unutan toplum..
"İnanılmaz bir sonuç.."
Türkiye- Rusya voleybol maçının ardından benim görüşlerimi yansıtan yazının başlığı buydu..
"İnanılmaz bir sonuç.."
Yazıyı baştan sona dikkatle okudum. Ağzımdan "İnanılmaz" diye bir sözcük çıkmış mı, diye..
Yok.. Ben "İnanılmaz" dememişim.. Sonucun akıllara sığmaz olduğunu söylemişim. Nerdeyse "Mucize gerçekleştirdi bizim kızlar" demişim, ama "İnanılmaz" dememişim..
Demem de.. Çünkü bu sözcükten nefret ediyorum.. Dilimin ucuna geliyor, yutuyorum hemen..
Bir gün televizyonun başına geçin, bir konuşma programının.. Bakın yarım saat içinde kaç "İnanılmaz" çıkıyor..
Bir günde duyduğunuz ve de "Sizin" söylediğiniz "İnanılmaz" laflarını saymaya kalksanız, ortaya bu defa gerçekten "İnanılmaz" bir sayının çıktığını görürsünüz..
Halkın diline yapıştı, "İnanılmaz" lafı.. Bir sıfat gerektiren her şeyi, her eylemi "İnanılmaz" diye tarif etmek salgın halde..
İnanılmaz güzel gol.. İnanılmaz sonuç.. İnanılmaz güzel kız.. İnanılmaz.. İnanılmaz başarı..
Dikkat edin, özellikle "Olumlu" şeyleri "İnanılmaz" diye tanımlıyoruz.. "İnanılmaz çirkin bir kız" yok.. "İnanılmaz bir fiyasko, yenilgi, başarısızlık" da..
Neden?..
Çünkü, bizim insanımız için "İnanılmaz" bir olumsuzluk yok da ondan.. Her türlü müsibet olabilir..
Olmaz olan şey, olmasına inanılmaz şey, "Olumluluk"tur..
Nasıl üzgünüm, o Alamancı feylesof okurumun e-mailini kaybettiğime..
"Hıncal Bey, 20 yıldır gurbette yaşıyordum, geldim baktım, herkesin ağzında bir 'İnanılmaz' lafı.. Bu millet bütün inançlarını mı kaybetmiş böyle.. Hiçbir şeye inanmıyorsak, nasıl başarılı oluruz" diyordu ve de çok önemli şeyler diyordu, iki satırda..
Dünyayı dolaşıyorum.. "İnanılmaz" lafını diline pelesenk etmiş bir başka millete rastlamadım..
Rusya dünya şampiyonu.. Rusya olimpiyat şampiyonu.. Rusya dünyanın en iyi voleybol takımı.. Onları yenmemiz bir sportif mucize belki.. Ama inanılmaz değil.. Ben mucizelere de inanırım çünkü..
Kaldı ki, Rusya'yı yenmemiz mucize de değildi. Bizim kızları ilk iki maçlarında izledim.. Fevkalade iyi hazırlandıkları belliydi.. Fevkalade iyi takım oldukları ve fevkalade iyi yönetildikleri de..
Eğer voleybol yazarı, muhabiri olsam, bu çalışmaları yakından izlesem, hatta "Çağrı" yapardım, 2002 Dünya Kupasında sekiz ay önce yaptığım gibi.. "Bu takıma dikkat.. Şampiyon adayı" diye..
Belli kimse ciddiye almamış.. Belli 12 Dev Adam'a verilen önemin 12'de biri bu kızlara ayrılmamış, üstelik turnuva Türkiye'de iken.. Önce Romanya, sonra Yugoslavya'yı yenmeleri de dikkatleri üzerlerine çekmelerine yetmemiş..
Ne zaman ki Rusları yenmişler..
"İnanılmaz!.."
Kendimize inanmayı öğreneceğiz dostlar.. İnançlarımızı yeniden kazanacağız..
"İnanılmazlar Dünyası"nda yaşamak, aşağılık komplekslilerin işidir.
Önce inanacağız.. Sonra başaracağız..
Biz onlara inanmıyorduk ama, bu 12 kız ve hocaları kendilerine inanıyorlardı.
Tüm maç boyu bu inançlarını gözlerinden ve vücut dillerinden okudum..
Neslihan bu inancın sembolü idi.. Ruslar 24'tü, biz 22.. Neslihan servis atıyordu. Fileye taksa, avuta yollasa, Ruslar 25 olacak, set gidecekti.. Neslihan bu takımın tek smaç servis atan adamıydı. Smaç servis rakibin hücum kurmasını zorlar ama, fileye takılma riski büyüktür. Hatta maçı anlatan ve yorumlayanlarımız Neslihan'ın smaç servis atmaması gerektiğini anlatmaya çalışıyorlardı, seslerinden hissediyordum.
Ama Neslihan inanıyordu. Bu inanç içinde riski göze aldı. "Seti verme" sorumluluğunu yüklendi ve arka arkaya smaç servisler attı, biz 26-24 kazanana kadar..
İşte bunun için, Neslihan'a bir başka aşık oldum, o takımın tümünü severken..
"İnanılmazlar" ülkesinde inanç dersi veren Neslihan'ı gönlümün en tepesine oturttum..
Teşekkürler, Nesli..
Bir Tavsiye
Aşkların en güzelini söylüyor Deniz..
Ben hele konu müzik olunca nostaljik adamım.. Evdeki diskoma bakın, bin yıl evvelin müziklerini bulursunuz, bugüne aiti çok azdır.. Pop, yani popüler, yani güncel müzik deyince bile, nerdeyse 30 sene gerilere giderim, keyifle dinlemek için..
Kulaklarım davul derisi belki.. Belki de en azından müzik zekam geri.. Kavramak, anlamak ve beğenmek için aylar, yıllar gerek bana.. Adı üstünde meretin, pop.. Ben sevene kadar modası geçiyor..
İşte tam bu yüzden, en sevdiğim CD'ler "Best of.." diye çıkanlar.. Bugünkü gençler için, tarih olmuş, küflenmiş melodiler yeniden çıkmıyorlar mı, bayram ediyorum..
Deniz Seki'nin "Aşkların En Güzeli" adlı CD'si bu yüzden bu günlerde favorim.. Evde, işte, arabamda dönüyor da, dönüyor..
En sevdiğim aşk şarkılarının antolojisi gibi, albüm.. Deniz de öyle güzel yorumluyor ki..
D&R'dan iki tane aldım.. Birisi, tıpkı benim gibi eski şarkılara meraklı Kazım'a.. Los Angeles'te dinlesin, dinlesin, vatan hasreti gidersin diye..
Ne güzel şarkılar da seçmişler..
Fecri Ebcioğlu'nun "Kalbimi kim çalıyor", Teoman Alpay/ Hikmet Münir Ebcioğlu'nun "Sen bensiz, ben sensiz", Enrico Macias/ Ali Kocatepe'nin Rüzgar Gibi Geçtin, Fikret Şenes'in sözleri ile Anlamadım Gitti, Yaşar Güvenir'in Sensiz Saadet, hemen tümünü keyifle dinlediğim diskte favorilerim.
Tüm şarkıları düzenleyen Murat Yeter'i de, yorumcu Deniz gibi kutlamak isterim. Nefis bir plak çıkarmışlar, dedikten sonra..
****
Diskin son şarkısı "Aşk dediğin laftır.."
1975 yazı.. Ali Kocatepe yapımcı.. İzmir'de Gökben'in yeni albümü için şarkı seçiyor.. O zaman aranjman devri.. Elin şarkısını bulup Türkçe laf yazıyorlar.. Biz de Doğan Şener ile İzmir'deyiz, Ali'lerde kalıyoruz. Vakit daralmış, Ali çalakalem yazıyor.. Ben de bakıyorum. Birinin lafları felaket.. "Bu olmamış" dedim.. "Dur ben yazayım.."
Oturdum yazdım da, yarım saatte falan.. Baba Doğan dinledi, "Cuk oturdu müziğe" dedi..
Albüm çıktı.. Dünya Rekorları kitabına girer..
Gökben albümü.. Üzerinde iki "Gökben" lafı var, biri önde, biri arkada.. Buna karşılık tam 28 tane Ali Kocatepe.. "Söz ve müzik Ali Kocatepe" bile yazmıyor. "Söz Ali, Müzik Ali diye ayrı ayrı yazıyor ki, adı fazla geçsin.
Neye maydanoz olmuşsa, orda bir Ali.. Yapımcı Ali, yayıncı Ali, araştırmacı, arşivci Ali.. Ali kere Ali..
Bir baktım.. Sözlerini benim yazdığım şarkının karşısında da aynen "Söz Ali Kocatepe, Hıncal Uluç" yazıyor..
Aldım plağı, o şarkıyı iki kere dinledim, bir hecesi değişmiş, çıkarılmış, ya da eklenmiş mi diye.. Yok.. Ben ne yazdı isem o..
"Ulan nerden çıktı bu Ali" dedim..
O zaman Perez Parado vokalleri vardı, kart sesli bir herif arkadan "Uuugghh" diye bağırır.. Öyle naralar var, ara ara.. Onları Ali yazmış.. Olmuş, "SözAli, Hıncal.." Onun adı önde olarak..
O şarkının adı "Aşk dediğin laftır" idi.. Deniz Seki'nin CD'sinde var..
Allah sizi inandırsın, gene aynen, "Söz Ali Kocatepe, Hıncal Uluç" diye, Ali'nin adı önde olarak..
Ve de plağı alır dinlerseniz, bu defa o "Uuugghh" vokalleri de yok üstelik..
****
Ali Kocatepe, 1984'te bir beste yaptı. Bir gece evde oturuyoruz, Sezen, Onno falan.. Dinletti, beğendik. Sezen hemen kağıt kalem istedi, söz yazdı şarkıya.. Ben baktım. Nakarat kısmını beğenmedim. Tümünü yeniden yazdım. Herkesin hoşuna gitti. "Bir Küçük Aşk Masalı" piyasaya bu sözlerle çıktı..
Benim yazdığım "Ne olur bir an unutup kalsak/ Ne olur biraz rüyaya dalsak/ Ne olur gerçek olsa masallar/ Ya da biz masal olsak" nakaratı ile..
Altında ne yazıyordu bilir misiniz?.
"MüzikAli Kocatepe/ Söz Sezen Aksu."
Kendi adını yazmak için "Uuugghh" demiş olmayı yeterli gören Ali, şarkının hem de en dillere dolaşan, yıllardan beri dillerden düşmeyen bölümünü yazan Hıncal Uluç'u unutmuştu(!)
Seni Ali, seni!..
TEBESSÜM
Conways Kanunu Yanınıza yaklaşan genç ve güzel kız, sizinle ilgilendiğinden değil, birini kıskandırmak için etrafınızda dönüyordur.
SEVDİĞİM LAFLAR
Çılgın beklentilerle başlamayanlar, en çılgın beklentilerinin ötesine geçemez.
Ralph Charell
BİZİM DUVAR
Metin Kaplan'ın iadesinde işkence yapılmaması koşulu aranıyor.
Hani dayak cennetten çıkmaydı?
Ünal Turgut
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|