kapat
21.09.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ
limasollu
TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL



GREENCARD

Derunumdaki fırtınalar

Ağustos'un son haftasıydı. Demirel İstanbul'daydı. "Beyefendi, nelerle meşgulsünüz" diye sormuştuk.

- Derunumla başbaşayım... Derunum... Derunumda esen yeller... Fırtınalar... Hesaplaşmalar... Başbaşayım.

- Derununuzdan neler gelip geçiyor?

- Uzun... Çok uzun... Belki bir gün anlatırım.

Derun "iç" demek. Acaba Demirel'in "iç dünyasında" neler oluyordu?

BELİRSİZLİKLER YUMAĞI
Neredeyse aradan bir ay geçmek üzere...

- Sayın Demirel... Derununuz?

- Derun... Çok güzel bir kavram... Derun, ifade edilemeyen şeylerin tümü... Belirsizlikler yumağı... Herkesin içinde var... Çok kere, sabahları bir yüzü görünür... Derununda bir şey olmayan, hayatı yaşamamış demektir... Derun, hayalin, umudun, kederin, beklentinin, çilenin, ıstırabın, neşenin yekunudur...

MİTHAT PAŞA
- Sizi aradığımız gün, derununuzda neler vardı?

- 26 Ağustos'ta aradın... O sabah uyandım, gazetelere baktım... Bağdat'tan haberler vardı... Bağdat'taki köprüler, yollar, okullar... Resmin altında, bunları Mithat Paşa'nın yaptığı yazılıydı... Derunuma daldım... Mithat Paşa'yı düşündüm.

- Nasıl düşündünüz?

- Anlatayım.

Mithat PaÅŸa...

1860'lı yıllardan sonraki dönemde 25 yıl çok önde olmuş. Ve mezartaşına şöyle yazılmasını istemiş

"Aşırı gayretine feda olan Mithat Paşa."

Tuna'da, Bağdat'ta, Edirne'de, Suriye'de, Aydın'da valiliklerde bulunmuş.

Sadrazamlık (Başbakanlık) yapmış.

Ziraat Bankası'nı kuran adam.

Her gittiği yerde adı, eseri, şanı var.

Kanuni Esasi (Anayasa) olayını sürükleyen, ilan eden adam. Anayasa'nın 113. maddesine, "Padişah istediği adamı, istediği yere sürer" diye yazmış.

Ve kendisi o maddeye göre sürülmüş.

Sonra Abdülaziz'in ölümünden sorumlu tutulup, Yıldız Mahkemesi'nde yargılanmış. Ve 1884'te, Taif zindanlarında boğularak öldürülmüş. Bana derunumu sordun.

Derunumda Mithat Paşa'nın kaderine yanıyordum. 62 yaşındaydı.

Keşke sonu bu olmasaydı.

Bayraktar Adnan Menderes
26 AÄŸustos 2003...

Demirel'in "derunundaki" fay hattı hareket halinde.

Ve Demirel "o gün aklından geçenleri" anlatıyor

- 9 Ağustos 1922... Büyük Gazi diyor ki Düşmanın birinden kurtulduk ama, geride başka düşmanlar var... Fakirlik... Cehalet... Medeni dünya ile aramızdaki 150 senelik fark... Ata'nın bu sözlerini düşündüm o sabah.

- Sonra?

- Sonra... Büyük Gazi'nin talimatı Türkiye modern, mamur, müreffeh olacaktır... Bu bir emirdir... Bir hedef gösteriyor... Yani ülke fethetmekten, kendi ülkesini fethetme hedefi... Bu hedef bir bayraktır... Ve o günden beri de bayrak, Cumhuriyet hükümetlerinin elindedir...

****

- Sonra neler düşündünüz o sabah?

- Ata'nın gösterdiği hedefte, bir büyük bayraktarı düşündüm.

- Kim?

- Adnan Menderes.

- Nasıl düşündünüz?

- Tozlu, topraklı yollarda halkının ve ülkesinin mutluluğu, vatanın imarı için koşturan bir adam... On yıl hizmetin sonunda, içim yanarak söylüyorum, gideceği yer darağacı olmamalıydı... Kalktım, mezarına gittim... Fatiha okudum... Kuran okuttum.

Demirel, Kanuni'yi anlatıyor
Kanuni dedi ki

Halk arasında muteber nesne yok devlet gibi,

Olmaya cihanda devlet, bir nefes sıhhat gibi.

Hakan fatihtir, şairdir. Osmanlı diliyle, şiirin en muazzam örneklerini verdi.

1521'de Belgrat'ı zaptetti.

1526'da BudapeÅŸte'yi.

1534'te Bağdat'ı.

Ve 1560'ta Zigetvar'da öldü.

İhtişamından geriye kalan bir eser var

Onbin kişinin namaz kıldığı, mühendislik ve mimarlık dehası Süleymaniye.

Dini yapılar bakımından uzaktan, yakından bakana, içine girene, namaz kılana iç huzuru veren, Müslüman olmayanda hayranlık uyandıran bir eser.

Sekiz yılda yapıldı.

Ve Selimiye.

Sinan'ın dehasını, Kanuni'nin ihtişamını görmek mi istiyorsun, işte hala ayakta duruyor, git gör, göğe uzanıyor.

Zigetvar'a gittim.

Kanuni'nin büstünü açtım.

Orada dediler ki "Zigetvar'daki büst iyi oldu da, doğduğu yerde, yani Trabzon'da Kanuni'nin büstü yok."

Zigetvar'dan utanarak döndüm.

Trabzon'da küçük bir park yapıldı.

Büstü dikildi.

Gittim, açtım.

Alpaslan'ın mezarı
Sayın Demirel... 26 Ağustos günü derununuzda fırtınalar esiyordu... Mithat Paşa fırtınası... Başka?

- Aklıma bayrak geldi... 1071'de Alpaslan'ın, Malazgirt'e diktiği bayrak.

- Ve o günlere gittiniz?

- Anadolu'nun fethi... Onbin kişiyle, 200 bin kişilik Bizans ordusunun dağıtılışı... Alpaslan'ın üstünde beyaz elbise, altında beyaz at... Ve söylemi de şu Şehit olursam kefenimdir... Kumandanınız da Hazreti Allah'tır... Bu inancın yenemeyeceği hiçbir güç olmazdı... Olmadı da.

- Derununuzdan bütün bunlar mı geçti?

- Şu geçti. Alpaslan'ın mezarı belli değil... Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak, Orta Asya'da çok arattım, çook...

"Kalk bakalım
Demirel..."

Demirel "26 Ağustos'taki derununu" anlatırken...

"Tarihin tünelinde" dolaştı durdu

- Alpaslan'ın bayrağı, 1453'te İstanbul surlarında dalgalanan bayraktır... 26 Ağustos 1526'da Mohaç'ta dalgalanan bayrak... Ve 26 Ağustos 1922'de aynı bayrak, Kocatepe'deydi... İçimden neler geçti, anlatamam.

- Neler geçti?

- Viyana'ya kadar giden bayrak, Kocatepe'ye geri geldi... Tarih, ters yüz edildi... Anadolu istilası başladı... Türkler'i geldiği yere göndermek için... Orta Asya steplerine yollamak için.

****

- Sayın Demirel... 26 Ağustos 2003'te, İstanbul'da iç dünyanız çok yoğunmuş.

- Doluydum... 26 Ağustos 1922'yi düşündüm uzun uzun... Başkomutanlık Meydan Muharebesi... Ve 30 Ağustos'ta büyük Gazi Mustafa Kemal, tarihin en büyük istihzasında bulunuyor. Yunan komutana "gel, ordunu kurtar" diyor... Büyük istihza.

****

- Sonra neler düşündünüz?

- Yine, mezarı bile bulunamayan Alpaslan'ı düşündüm... Ama, Malazgirt'te bir cami yapılmasına vesile olmuştum... Diyanet Vakfı yaptı... Bu caminin bir benzeri Aşkaabat'ta... Bakü'de... Tokyo'da... Ve kendi kendime, "Kalk bakalım Demirel... Düş yola" dedim.

- Nereye?

- Büyük hükümdar, büyük devlet adamı Kanuni'nin mezarını ziyarete.

En uzun gün
26 Ağustos 2003... Demirel'in "derunu" Karadeniz gibi dalgalı.

- Başka nerelere gittiniz?.. Kimleri düşündünüz o gün?

****

Nezahat Hanım Parkı'na gittim.

Yüksek Mühendis Nihat Gökyiğit'in eşi adına yapılıyor. Nihat Bey, TEMA'nın başkanı. Hayrettin Karaca toprak baba, Nihat Bey yaprak baba.

Doğa aşığı bir adam. Ey Türkiye, bil bu adamların değerini.

****

Suna Kıraç'ı ziyaret ettim. Rahatsızlıkla verdiği mücadele, insanüstü bir mücadele.

Çiçeğime teşekkür etti.

Dedim ki, size layık olan çiçek henüz açmadı.

****

Türkiye'nin bir insanı daha iyi tanıması lazım. Adı, İnan Kıraç. Başarılı bir işadamı. Eğitime katkıda bulunan bir şahsiyet. Ve eşinin sağlığa kavuşması için gösterdiği gayret, insanüstü.

Yeditepe'ye gittim, Bedrettin Dalan'ı ziyarete. Kayışdağı'nın eteğinde modern, çağdaş bir üniversite. Kurduğu vakıfla, eğitime hizmet veriyor.

****

26 Ağustos 2003, Demirel için "en uzun gün."

- Akşam, eve nasıl döndünüz?.. Yorgun mu?

- Hayır... İç huzuruyla... Sanki dinlenmiş, bir kuş kadar hafiflemiş olarak... Derunum, sakinleşmiş bir deniz gibiydi.

'Arkadaşım Turgut'
Ana konu "26 Ağustos 2003 sabahı, Demirel'in derununda yaşananlar."

Konunun içinde "tarihler" var.

"KiÅŸiler" var.

"Zaman tüneli" 1960'lara geliyor ve...

Demirel "iç dünyasını" açıyor

- 1965-1980... Bayrağı biz taşıdık... Arada kesintiler oldu... 1991'den sonra yine taşıdık... Bu arada bir bayraktar daha vardı.

- Kimi kastediyorsunuz?

- 1965-1966'dan, 1980'e kadar yakın çalıştığım, arkadaşım... 1983-1989'un Başbakanı... 1989-1993'ün Cumhurbaşkanı... Merhum Turgut Özal... Kalktım, mezarına gittim, ziyaret ettim.

- Ona ne dediniz?

- Hizmetleri için memnuniyetimi belirttim.... Teşekkür ettim... Fatiha okudum.

- EleÅŸtirenler de oldu?

- Ah, derunumu anlayabilseler... Hizmet, sahiplik ister... Hizmet, teşekkür bekler... Bayraktarlık yapan insanlara karşı şahsi görevimi yaptım... Başkalarına da hatırlattım.

- Turgut Bey'le siyasi rakip de oldunuz... Mezarda bunu da düşündünüz mü?

- Dün dündür... Hepsi geride kaldı.

- HerÅŸeyi unuttunuz mu?

- Beraber olduğumuz zamanlar, karşı karşıya olduğumuz zamandan fazla... Neden karşı karşıya olduk?

- Neden?

- Benim müsteşarımdı... Elimizden hükümet alındı... Beni üzen, Turgut Bey Başbakan iken, yasakların devamı için çalışmasıydı... Yasağımızı, Meclis'te kaldırsaydı, biz siyaset sahasına yeniden zor çıkardık... Referanduma gitmesi doğruydu... Ama yanlış olan, referandumda devlet imkanlarını kullanmasıydı... Herşey dünde kaldı... Arkadaşımdı... Rahmet istiyordu... Fatihamı okudum... Allah rahmet eylesin.


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Destek Paketi
Sarı Sayfalar
GreenCard


Sizinkiler
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır