|
 |
|


Yılan hikayesi gibi
İki taraf da renk vermiyor ama 8.5 milyar dolarlık kredi, Türkiye ile ABD arasında kıran kırana pazarlığa dönüştü.
Bu konuda aylardır o kadar çelişkili açıklamalar yapıldı ki, insan neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayırt edemeyecek duruma geldi. Kısaca hatırlatalım.
21 Temmuz'da Dışişleri Bakanı Gül, "Kredi için iki şart var" dedi ve saydı "Birincisi, Türkiye'nin Irak'ın yeniden yapılandırılmasında rol alması. Diğeri ise ekonomik programın devam etmesi. İkisinde de problem yok. Yani istendiği zaman ABD kredisi işlerlik kazanır."
Aradan iki hafta geçti, bu kez Devlet Bakanı Ali Babacan'dan bir açıklama geldi "Kredinin önünde bir engel kalmadı."
Derken Ağustos sonuna doğru ABD Hazine Bakan Yardımcısı John Taylor, "Kredi Irak'ta işbirliğiyle çok ilgili" deyiverdi. ABD'nin yeni Ankara Büyükelçisi Eric Edelman bu işbirliğinden ne anladıklarını açıkladı "Kredi Türkiye'nin Irak'a asker göndermesine bağlı!"
Ankara öyle karıştı ki, Edelman açıklamasını yalanlamak zorunda kaldı "Türkiye'nin Irak'a asker göndermesi gibi bir şart yok. ABD sadece Türkiye'yi yanında görmek istiyor, o kadar."
10 Eylül'de ABD Hazine Bakanlığı, "İki ülke arasında henüz anlaşmaya varılmadığını, o nedenle de kredi takviminin henüz netleşmediğini" sızdırdı. Böylece Gül ve Babacan'ın daha önceki açıklamaları yalanlanmış oldu.
Edelman ise kredinin ayrıntılarının ay ortasında, Dubai'de yapılacak IMF-Dünya Bankası toplantıları sırasında netleşeceğini bildirdi.
Önceki gün yeni bir haber sızdırıldı Görüşmelerde pürüz çıktı. ABD, Irak'ta işbirliği koşulunda diretiyor. Türkiye ise işbirliğinin açık tanımının yapılmasını istiyor.
Ve son durum Babacan'a göre "ABD kredi anlaşmasını imzalamaya hazır olduğunu bildirdi." Taylor anlaşmanın bugün Dubai'de imzalanabileceğini söyledi. Başbakan Erdoğan ise tam tersine, "Hayır, Dubai'de imzalanmayacak" dedi.
Göreceğiz. Ama Taylor ve Edelman'ın o yalanlanan "asker şartı"nın doğruluğu ortaya çıktı.
Anlaşma bugün imzalanırsa, bilin ki, asker gönderme kararı kesinleşti. İmzalanmazsa, hükümet 12 Ekim'deki AK Parti büyük kongresinden önce kararını açıklamaya niyetli değil...
Mevlana şu sıralar Paris'te
"Sen şu bedeninden gelen sesi duyamıyorsun. Duysan, ne büyük bir şehir olduğunu göreceksin."
Mevlana böyle diyor. Ve ekliyor "İnsan iki kere doğar. İlkinde annesinden, ikincisinde kendi bedeninden. Asıl doğuş kendi bedeninden olandır..."
Yani başkalarını tanımak ve sevmek için önce kendini tanıyıp seveceksin.
Mevlana'nın bu evrensel mesajını dünya şu sıralar Paris'te gişe rekorları kıran bir filmle yeniden keşfediyor. Filmin adı "İbrahim Bey ve Kur'an'ın Çiçekleri."
Önemli bölümü Türkiye'de geçen, başrolünde Ömer Şerif'in oynadığı filmin konusu şöyle
Paris'te bakkallık yapan İbrahim adlı yaşlı bir Türk, Momo adlı öksüz bir Musevi çocuğu evlat edinir. Dükkanı kapatır, bir araba alır ve Momo ile birlikte memleketine, yani Türkiye'ye döner. Bir Mevlevi'dir İbrahim. Momo'yu Mesnevi ile, Şeb-i Aruz'la, tasavvufla tanıştırır.
Fransız basını filmi göklere çıkarıyor. Kimilerine "Müslümanlık ve Museviliğin yüzyıllarda barış içinde birarada yaşadığını" hatırlatıyor, kimilerine "Gerçek İslam'ın Bin Ladin gibilerin fanatik dini olmadığını" öğretiyor, kimilerine de "Hoşgörü, sevgi, iç zenginliği" gibi kavramların "asıl" anlamını anlatıyor.
Ve bütün bunların adresi olarak Türkiye'deki Müslümanlık gösteriliyor.
Şeriat kâbusu yaşayanlara duyurulur.
Mesajlarınız için:
esafak@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|