|
 |
|

SOLİ ÖZEL
Çatırtılar
Geçen hafta aslında Türkiye'yi doğrudan etkilemez gibi görünse de çok yakından ilgilendiren iki önemli gelişme yaşandı. Önce İsveçli seçmenler, popüler Dışişleri Bakanı Anna Lindh'in trajik bir suikaste kurban gitmesine rağmen para birimi olarak avro'yu benimsemeye hayır dedi. Üstelik bunu açık farkla yaptılar. Bu oylama sonrasında avro alanı dışında kalan Britanya ve Danimarka'nın da referanduma gitmekten vazgeçmeleri gündeme geldi.
Para birimi oylamasının ötesinde ise İsveçli seçmenlerin iradesinin AB üzerindeki Fransa-Almanya tahakkümüne bir güvensizlik oyu olduğu yorumları yapıldı. Eğer bu türden yorumlarda gerçeklik payı varsa, gelecek yıl oylamaya konacak olan Avrupa Anayasası'nın onaylanmasında da ciddi sorunlar yaşanması mümkün. Ekonomik durgunluktan kurtulamayan, kurumsal reformlarda tekleyen, ortak güvenlik ve dış politika oluşturma yolunda çok ağır ilerleyen AB zorlu bir döneme giriyor.
AB, yol ayrımında
TÜSİAD Brüksel temsilcisi Dr. Bahadır Kaleağası'nın Radikal gazetesinde yazdığı gibi "tüm bu gelişmeler, Avrupa Birliği'ni önümüzdeki dönemde önemli bir yol ayrımına" getiriyor. "Birlik içinde üyeler arası bütünlüğü sağlamak iyice zorlaşıyor. Bir grup ülke, para birliği etrafında aralarında daha sıkı ve federal bir entegrasyona giderken, diğerleri daha dış bir çemberde kalıyor". Bu durumda AB, ya toparlanamayıp kaosa düşer, ya da gerekli kurumsal yapıyı "farklılaştırılmış entegrasyon" süreciyle kurar.
The Economist dergisine göre de İsveç referandumunun sonuçları AB tarafından doğru değerlendirilmeli. Dergi, AB'nin daha önce olduğu gibi bu derin krizi de ileriye doğru bir ivme kazanarak belki aşabileceğini yazıyor. Ancak referandum aynı zamanda Avrupa entegrasyonunun "çok sığ toplumsal desteğe sahip bir seçkinler projesi" olduğunu da bir kez daha ortaya çıkardı. İleriye yönelik olarak AB'nin en büyük zaafı da bu gibi duruyor.
AB'nin yaşayacağı herhangi bir kriz, Türkiye'nin adaylığını da mutlaka etkileyecektir. Kaos senaryosunda Türkiye'nin işi zorlaşırken, daha esnek bir entegrasyon projesinin şekillenmesi adaylıktan üyeliğe geçişi kolaylaştırabilecektir.
Bölgesel ticarete kayılabilir
İkinci gelişme ise Pazartesi günü Meksika'nın tatil cenneti Kankun'da yaşandı. Bu kentte toplanan Doha Ticaret görüşmeleri çöktü. Çeşitli taraflar arasındaki uzlaşmazlıkların herhangi bir anlaşma zeminini oluşturmayı imkansız kıldığını söyleyen Meksika Dışişleri Bakanı, görüşmelerin bitiğini ilan etti. Son elli yılda sürekli serbestleşen dünya ticaretinde bundan sonra içe kapanma döneminin yaşanabileceğinden korkanlar var.
Kankun görüşmelerinin çökmesindeki en büyük sorumluluğun, özellikle tarıma verdikleri sübvansiyonları kaldırmak istemeyen zengin ülkelerde olduğuna kuşku yok. Ancak pazarlıkların kesilmesinden yoksul ülkelerin de çok zarar görecekleri açık. Kalkınmakta olan ülkelerin bu durumda genel müzakereler yerine ikili müzakereleri yeğlemeye başlaması ise dünya ticaret sisteminin bölgeselleşmeye doğru kayması sonucunu getirebilir. Son onbeş yıl içinde küreselleşme ile bölgeselleşmenin birbirilerini tamamlayıcı mı, birbirilerine rakip mi oldukları çok tartışıldı. Eğer son gelişmeler ikinci yorumu daha geçerli çıkaracaksa, dünya ekonomisi bundan zarar görebilir, bloklar dışında kalan ülkeler hırpalanabilir.
Belki daha da önemlisi dünyanın düzeni yeniden kurulurken varolan tüm kurumların çatırdaması ve ne yerlerine ne geçeceği, ne de nasıl yeniden tanımlanacakları konusunda mutabakat olmaması. Bu türden belirsizlikler genelde hayra alamet değildir.
Türkiye'nin hem dünyadaki bu gelişmeleri yakından takip etmesi hem de en büyük ticari blokun, yani AB'nin, siyaseten de içinde olmak için çabalarını arttırması gerekir.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|