|
 |
|

UMUR TALU
Sonradan görme demokratlık
Şaşırmadım desem, yalan olur...
TÜSİAD Başkanı da, Birleşmiş Milletler kararı olmadan "Irak'a asker göndermeye" karşı çıkınca.
Artık toplantı mekanı Çeşme'nin insanı alıp götüren havasından mıdır, yoksa Türkiye burjuvazisinin mayasından mıdır, bilmiyorum.
"Duruma göre" fikir değiştirip bir önceki fikrinin hiçbir değerlendirmesini, özeleştirisini sunmamak...
Daha da ötesi, hiçbir tavrı ilke üstüne inşa etmemek, enteresan bir insanlık hali.
Şimdiki fikir "ABD'nin zorlanması"nın sonucu; savaş öncesindeki fikir ise, "ABD'nin hiç zorlanmayacağı, ama savaşa girmemiş bir Türkiye'nin zorlanacağı" tespitinin eseriydi herhalde.
****
Her ne kadar yukarıda "bilmiyorum" desem de, ciddi bir "maya" sorunu var. Biliyorum.
Maya; işleri, sorumlulukları, sözleri "ilkeler" üstünde mana kazanacak olanların, herhangi bir ilkeyle hali hamur olmaktansa, hamur ve çamur gibi kalıptan kalıba girebilme maharetleri.
"Birleşmiş Milletler kararı" denilen mesela, "ilke" idi.
Savaştan önce de, işgal sürecinde de.
Şu anki hali de demokratik ve adil olmaktan uzak bulunsa da, Birleşmiş Milletler, küresel karar mercii olarak, ABD'nin keyfi zorbalığına karşı savunulması gereken bir mevzii, bir "ilke" idi.
Bazı istisnalar dışında...
Bizim demokrat burjuvazimiz öyle bir ilkenin yanına yanaşamadı; onca kuşak değişikliklerine, onca eğitime, onca deneyime rağmen, "fırsatçı" mayası sırıtıverdi.
Fırsatçılıkla, adı üstünde, bazen fırsat yakalar, bazen kaçırırsınız...
Ama, bir ülkede, ancak ilkelere oturabilecek hukuk ve demokrasi kültürüne pek katkınız olmaz; demokratik zihniyet devrimini bir türlü becerememiş tahsilli bezirganlar olarak gelip gidersiniz.
"İlkelilik", bazılarının sandığı gibi, aynı fikri o zaman ve bu zaman savunmak filan da değildir.
Hak ve hakkaniyet arayışında olmak, hatta bir dönem bunun uzağına düştüğünü samimiyetle kabul edip ilkelere tutunarak, gerekirse fikir değiştirmek bile olabilir.
Ama, olan bu deÄŸil iÅŸte.
Maya, ona izin vermiyor!
****
Maya izin verseydi, maya başka türlü olsaydı, maya bir sürü parlak sipariş rapordaki ilkeleri gerçekten terkibinde bulundursaydı...
Lafta haklı bir ifadeyle "Üniversite özerk olmalı... Siyaset üniversitenin bağrına sokulmamalı" denen büyük iş adamları toplantısında, "Askeri darbenin ürünü olan YÖK'e hala asker gölgesinin düşmesi de anti-demokratiktir, darbeden hala çıkılamadığının kanıtıdır"tespiti de yapılır ve ilan edilirdi.
Lakin, mayaya sonradan, göz kararınca dozda "demokratlık" tuzu katılmış olsa bile...
Özündeki ürkeklik, geleneğindeki darbe destekçiliği, sermayesindeki yaygın demokrasi düşmanlığı kokmaya devam ediyor.
Çünkü, demokratlık sonradan iyi kötü öğrenilmeye çalışılırken, şık, "trendy", "a la mode" bir kıyafet gibi kah giymeye, kah dolapta bulundurmaya özenilirken...
"Hayat tarzı" ve "gündelik menfaat takipçiliği" genlerden bir şekilde fışkırıyor.
Asli olan, asil olana hep dişini gösteriyor.
****
Belki şaşmamalı.
Türkiye'deki zaten yeterince patinajlı, kekeme, sonradan görme ama...
Dünya tarihinde de, bir "burjuva demokratik devrim"in sadece burjuvalar tarafından yapılmışının misali de yok.
Bu tarihi-toplumsal-ekonomik deyiş, o sürecin hangi kitlesel taleplerle, hangi renkli ütopyalarla, nasıl yaygın bir adalet arayışıyla gerçekleştiğini açıklamaktan ziyade...
O büyük değişim, dönüşüm, sıçrama fırtınaları dindiğinde, kimin hükmen galip geldiğini belirleyen bir tabela oldu.
O yüzden, demokrasi ve hukuk, sadece örgütlü işadamlarına emanet edilemeyecek kadar ciddi bir iştir!
Mesajlarınız için:
utalu@turk.net
Fax 212 280 05 51 Tel 0 537 660 71 21
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|