|
 |
|

HINCAL ULUÇ
Köşe yazarının dört beklentisi..
Bir köşe yazarı olarak, okurlarımın yazılarıma şu dört tepkiden birini göstermelerini beklerim. Her okur göstermeli..
Birinci tepki, bir köşeyi okuduktan sonra "Aaa.. Bunu bilmiyordum" demeleri. Öğretmen olmak keyifli birşeydir.
İkinci tepki, yazıyı okuduktan sonra "İnanır mısınız, ben olaya hiç böyle bakmamıştım" demeleri.. İnsanlara olaylar karşısında değişik bir bakış açısı vermek de yazar için çok tatmin edicidir.
Bir başka tepki, benim en favorim, bir yazıyı okuduktan şunu açıklamalarıdır
"Kelimesi kelimesine benim hislerime tercüman oldunuz. Ben de böyle düşünüyor ama böyle güzel ifade edemiyordum."
Ve nihayet bir başka önemli tepki de, yazıyı okuduktan sonra "Senden ve savunduğun herşeyden nefret ediyorum" demeleridir. Bir yazıdan ne kadar nefret ediliyorsa, bilin ki, o kadar da seveni, bayılanı vardır.
Ben iddia etmek, tahrik etmek, hatta zaman zaman okurlarımı öfkelendirmek isterim.
Tahrik etmiş olmak için tahrik etmek değildir amacım. Bu üslupta yazmamım sebebi düşüncelerimi mümkün olan en açık, en net, en dolambaçsız anlatmayı tercih etmemdir. Böyle yazmaktan korkar, çekinirsem, o zaman işimi yapmıyorum demektir.
Ümit ederim, bütün yazılarım bu dört kategoriden birine düşüyordur.
****
Bu satırları okurken, ola ki, "Hıncal kendini yazmış" diye düşündünüz.
Böyle düşündüyseniz haklı da olursunuz. Çünkü ben işte aynen böyle yazarım.. Bu dört tepkiden birini alamazsam, boşuna yazdığımı düşünürüm..
Ne var ki, bu enfes satırların sahibi ben değilim..
Thomas L. Friedman diye birini tanıdınız mı?. New York Times okuyanlar tanır. Bu gazetede köşesi var. Serbest yazar.. Öyle serbest ki, gazeteden istediği kadar para çeker, canının istediği yere gider..
Kimseye sormadan.. Kimseden izin almadan.. Hindistan'a.. Patagonya'ya.. Kutuplara.. Paris'e.. Canının istediğini yazar.. Gene kimseye sormadan.. Kimseye danışmadan.. "Yazılarımı sadece gramer ve imla hatalarını düzelten editörler okur" der. Geçen yıl, "Yılın Köşe Yazarı" seçildi. Üç defa Pulitzer ödülü aldı. Beyrut'tan Kudüs'e kitabı ile "Ulusal Kitap Ödülü"nü kazandı.
Okurları "Friedman bizim duygularımızın özünü yansıtıyor. Gittiği, gördüğü yerleri yazarken, bize sadece 'Onları' anlatmıyor, 'Bizim' kim olduğumuzu da hissettiriyor" diyorlar.
Bir yazar için bundan daha büyük mutluluk olur mu?.
Pazar NeÅŸesi
Bu hafta Pazar neşemiz Zuhal Yalçın'dan..
Afrikalı zenci, kabilenin büyücüsüne gitmiş, "Benim teşkilat acayip uzun, 50 santim kadar. Kabilede hiçbir kız benimle evlenmek istemiyor, derdime bir çare" demiş.
Büyücü adamın durumuna bakmış bakmış, "Kolay" demiş, "Deniz kıyısına git tam güneş batarken suların içinden bir deniz kızı çıkar, kumlara uzanır. Deniz kızını bul, ona evlenme teklif et.. Teklifini her 'Hayır' deyişinde 10 santim kısalır".
Adam koşa koşa gitmiş sahile.. Güneşin batışını zor beklemiş.. Ufuk kızıllaşırken, deniz kızı yüzerek gelmiş, kumlara uzanmış.
Hemen yanına koşmuş.
"Deniz kızı selam" demiş, "Benimle evlenir misin?"
Kız şöyle bir süzmüş tepeden tırnağa.. "Hayır" demiş.
O da ne!? Adam bir de bakmış, teşkilat 10 santim kısalmış. "Dur" demiş, "Şunu bir daha yapayım".
"Deniz kızı.. Deniz kızı" demiş, "Benimle evlenir misin?"
Kız hiç düşünmeden yine "Hayır" demiş.
Hoopp.. Bir on santim daha gitmiÅŸ..
"Harika" demiş adam kendi kendine. "Ama iyi hoş da 30 santim yine de fazla, 20 santimden hem ben hoşnut kalırım hem de hiçbir kız itiraz etmez.."
Tekrar sormuÅŸ;
"Deniz kızı.. Deniz kızı.. Benimle evlenir misin?."
Tepesi atan deniz kızı öfkeyle bağırmış..
"Ne laftan anlamaz adamsın sen yahu.. Hayır.. Hayır.. Hayır!.."
Hadi bakalım!..
Erhan Önal uğradı.. Elinde bir futbol topu.. "Bahçene at.. Her gün birkaç kere dokun" dedi..
"O neye iyi" dedim..
"'Hani hayatında ayağına top değmemiş adamlar ahkam kesiyor' diyorlar ya.. Artık diyemezler" dedi, kahkahayı basarken..
Topu Adidas yapmış. Şampiyonlar Ligi'nin resmi topu.. Geçen yıl Dünya Kupası'nın oynandığı topu da yakından biliyorum.. Bu sanki biraz daha hafif..
Beşiktaş ve Galatasaray'ın maçlarında kaleci degajlarının, kaleden kaleye gitmesinin sebebi bu mu acaba?.
Yeni top, hem kafa vuruşlarını, hem şutları kolaylıyor ve sertleştiriyor sanki.. Her pozisyonda vurmayı teşvik ediyor yani..
Tecelli'den Abuzittin'e Mektuplar
AbuzittinciÄŸim..
Düşünüyorum düşünüyorum bu işi çözemiyorum.. Şimdi yazınca "düşünecek başka şey kalmadı mı?" diye kızacaksın ama kafama takıldı işte
Perşembe günü bi gazetenin spor sayfasına bakıyordum.. Galatasaray Juventus'e 2-1 yenilmişti. Yolda olduğumdan seyredememiştim.. Acaba neler yazmışlar?
Maçın yorumunu yapan yazar, genelde Galatasaray'ı övüp Sabri için de "hiç acemilik çekmeden oynadı" diyor.. İyi güzel.. Hemen yanda Sabri' nin dekupe fotoğrafı.. Fotoğraf altı yazının başlığı "Sabri vasattı"..Yazı devam ediyor. "... girdiği ikili mücadelelerin bir çoğundan yenik çıkan genç futbolcu, çok top kaybı yaptı" Benim kafa da karışmaya başlıyor... Hani vasattı? Ki yorumu yazan "acemilik çekmeden oynadı" dediğine göre "vasatın" da üstünde olması lazım.. Hadi diyelim o "yorum".. Peki, hem "ikili mücadelelerin çoğundan yenik çıkıp, hem çok top kaybedip" nasıl" vasat" olunur? Senin de kafan karışmadı mı yoksa benim kafa da mı bi şey var Abuzittinciğim?
Aynı gazetede, aynı sayfada manşetin üstünde de "G.Saray, Juventus ile başabaş oynadı" denmiş. Altta da istatistikler. Adamlar 12 şut atmış bizimkiler 4. Kaleyi bulan şut; onlarda 6 bizde 1.. Kornerler 6 ya 3.. Juventus 9 gol pozisyonuna girmiş Galatasaray 2.. Bu nasıl " başabaş" oyun? Hele "gol pozisyonları'na bakarsan bi topları direğe çarpmış dışarı çıkmış öteki, tam kale çizgisi üzerinden dönmüş.. Galatasaray'ın böyle net pozisyonu yok.. Demek, 4-1 de olabilirdi.. Ama "başabaş" oynamışlar..
Düşünüyorum düşünüyorum ben bu muammayı çözemiyorum.. "Ya rakamlarda bi hata var..Ya yazılanlarda..Ya da bütün bunları okuyup okuyup anlayamayan bende" diyorum.. Herhalde hata bende.. Ben ki, yıllar önce TRT'de program yaptığım devirlerde, herhalde, "bu kadar kalın kafalı adam bize yakışmaz" diyip Spor Yazarları Derneği'inden atmışlardı. Haklıymışlar..
Onlar haklıymış da, bi de Susurluğun Yahyaköy muhtarı Lütfü efendi "haklı" çıksaymış işte o zaman tümden yandıydık kardeşim.. Olay sporla ilgili değil..Yahyaköy'ün mezarlığı dolunca muhtar Lütfü efendi demiş ki meftaları "dik gömelim" Allah'tan muhtar heyeti karşı çıkmış.. "Müslümanlıkta böyle şey olmaz demişler.." Tabi olmaz, olamaz, olmamalı da Abuzittinciğim.. Zaten hayatımızın çoğu hep dikine geçiyor. Ekmek kuyruğuna dimdik ayakta, hastahane kuyruğunda ayakta, otobüs, dolmuş kuyruklarında ayakta, banka kuyruğunda ayakta, vergi dairesinde ayakta, elektrik kuyruğunda, doğalgaz kuyruğunda, maç kuyruğunda hep dimdik ayakta.. Bari öte tarafta sırtımız dinlensin bilader. Orada da dikilip kaldık mı tümden rezalet! Eğer çok istiyorsa muhtar efendiyi (Allah gecinden versin) vefat ettiğinde dik gömsünler.Trafiği de idare eder.
Münasip yerlerinden öperim Abuzittinciğim.
Kardeşin Güneş
Ak kaşıklar..
Gündem Gülben Ergen.. Magazin gündemi.. Siyasal gündem, ekonomik gündemde hep o var. Çünkü olay dallı budaklı. Böyle olunca herkes yazıyor. O kadar çok yazılıyor ki, ben yazma gereği duymadım. Okuyorum.. Okuduklarım içinde Arda Uskan'ın yazdıklarının altını çizme gereği duydum..
"Bu sadece Gülben'in öyküsü değil.. Onun gibi pek çok genç ve güzel kadın var bu garip ilişkilerin içinde..
Bunların hepsi raslantı mı acaba?.. Bu kadınlar ve bu erkekler hangi noktada kesişiyor, ya da mum ışığında yenen bir romantik yemek mi onları birbirine bağlayan?. Bilinmez. Ama isimleri yan yana yazarsanız, ortaya ilginç bir tablo çıkıyor
Gülben Ergen, Erol Evcil, Yeşim Salkım, Hakan Uzan, Turan Çevik, Nazan Şoray, Hüseyin Kocadağ, Fevzi Öz, Berber Yaşar, Necdet Ulucan, İnci Baba..
İşte size Türkiye'nin başka panoraması. Susurluk davasından hayali ihracata, ünlü kadınlardan mafya babalarına, emniyet mensuplarından medya patronlarına kadar uzanan koskoca bir girdap. Bütün bunların arasında bizim 'Sakallı Yönetmen'e (İlyas Atak'ı kast ediyor) gelince? O sadece bir figuran koca perdede."
LAFLAR
Yapabiliyorlar, çünkü yapabileceklerine inanıyorlar.
Virgil
BİZİM DUVAR
Hükümet Türk Askeri bölgeye istikrar sağlamak için gidiyor.
Ya istikrar ya ölüm!
(Ünal Turgut)
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|