|
 |
|


Kriz tacirleri
Yeni bir moda çıktı; evdeki hesapları çarşıya uymayanlar, toplumu "Öldük, battık, yeni bir kriz kapıda" edebiyatıyla korkutmaya bayılıyor.
Şu sıralar "kriz kalkanı"nın arkasına sığınanların başında ihracatçılar, özellikle de tekstilciler geliyor. Feryat etmedikleri gün yok. İşte son örneklerden ikisi:
İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Süleyman Orakçıoğlu, ihracatçıların bitkisel hayata girdiğini öne sürdü, "İşimizi kapatma noktasına geldik. Batan firmalar ve duran fabrikaların yeni işsizler, yeni sosyal sorunlar, yeni krizler anlamına geldiğini unutmayın" dedi.
Ege Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı Timur Yaykıran'ın verdiği gözdağı daha da ürkütücü "Düşük kurlar yakında döviz kaybı, kapatılan işler nedeniyle istihdam, sosyal barış kaybı ve ekonomik kriz olarak bize geri dönecek."
Ancak bu demeçlerde bazı soruların yanıtları yok. Örneğin, fabrikalar durma noktasına geldiyse, kapasite kullanımı nasıl yüzde 80'in üstüne çıktı? Yatırım teşvik belgelerinde ilk 6 ayda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 72 artış nasıl oldu?
Bir başka soru Zararı büyütmemek için siparişler geri çevriliyorsa, ihracattaki artış oranı nasıl hep yüzde 30'un üstünde seyrediyor?
Ve nihayet, düşük ve istikrarlı kurun sadece zararı mı var? Ucuz hammadde ve ara malı imkanı da sağlamıyor mu?
Zaten veriler de bunu doğruluyor İthalatın yüzde 76'sını ara malı ve hammadde kalemleri oluşturuyor. Yani sanayiciler düşük kurdan yararlanarak durmadan hammadde ve ara malı stokluyor.
Tüm yetkililer, girdi maliyetlerindeki ucuzluğun rekabet gücünü artıracağı, o nedenle ihracat artışının devam edeceği, özellikle de son çeyrekte patlama yapacağı görüşündeler.
Yeri gelmişken, Yeditepe Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Atilla Öner'in bir notunu aktaralım. Öner, bize gönderdiği e-mail'de "Döviz kurundan sürekli yakınan ihracatçılara, bir şirketin uluslararası rekabet gücünü etkileyen çok sayıda faktör olduğunu aktarır mısınız lütfen" diyor ve sayıyor;
"İç faktörler Sermaye, işgücü, hammadde, makine-ekipman, su, gaz, elektrik ve yakıt maliyetleri. Kalite, marka ünü, tasarım ve moda, reklam, satış sonrası servis. Üretim ölçeği, makine parkı yaşı, teknoloji transferi uygulamaları, Ar-Ge yetenekleri.
Dış faktörler Yurt dışı talep düzeyi ve tüketim desenleri, rakiplerin stratejileri. Döviz kurları, iç fiyatlar ve iç ücretler düzeyi. Ulusal kaynakların düzeyi, coğrafi konum. Uluslararası tanınılırlık, siyasal koşullar, kültür ve tarih."
Sonra da soruyor "İhracatçı firmalar bu faktörlerin kendi kontrollerinde olanlarında ne yapmışlar? Kontrollerinde olmayan ama etkiledikleri faktörlerle ilgili olarak ne yapmışlar?"
Kriz kamçısını şaklatıp duran ihracatçıların cevabını merakla bekliyoruz.
İsveç dersi
İsveç'teki Euro referandumunun sonucu Doğu ve Batı insanı arasındaki farkın çarpıcı bir örneğini verdi.
Doğu'da çok sevilen bir politikacı, savunduğu dava uğruna hayatını kaybetse, herhalde herkes sandığa koşup, onun anısının hatırına son dileğini yerine getirir.
Ama İsveç öyle davranmadı. Dışişleri Bakanı Anna Lindh'in daha cenazesi bile kaldırılmadan yapılan referandumda Euro'ya büyük farkla "hayır" dedi. Oysa Euro yanlıları Lindh'e "sempati oyları" sayesinde referandumu kazanabileceklerini umuyorlardı.
En güzel değerlendirme sandık çıkışı bir İsveçli seçmenden geldi
"Şiddet, istemediğimiz bir şeyi bize asla kabul ettiremez."
Mesajlarınız için:
esafak@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|