|
 |
|

MEHMET BARLAS
Sahip olmak istediğimiz büyük evler, akıl dışıdır!
Bir ayı aşkın süredir, Bodrum'un Gündoğan (Farilya) koyunda geçirdiğim, deniz, güneş ve mehtap dolu günler, ne yazık ki sona erdi.
Bu dönemi, azami 65-70 metrekare büyüklüğünde bir evde geçirdim.
Yaşayarak gördüm ki, bir karı-kocanın yaşaması için, 65-70 metrekare alan, bazen fazla bile geliyor.
Neden bu noktaya takıldım?
Dün "Milliyet"te, sanatçı Tarkan'ın 600 metrekarelik bir villayı almak istediği, ama fiyatta anlaşamadığı haberi vardı.
Bu büyük katlara ya da villalara, biraz paramız olduğu zaman, hepimiz sahip olmak isteriz.
Böyle büyük konutlara sahip olanlar da, konutun sadece bir köşesini kullandıklarını, misafir geldiği zaman bile salonun üçte ikisinin pek kullanılmadığını, bilirler.
Gelişmiş, zengin Batı ülkelerinin kentlerine, Paris'e, Londra'ya, New York'a gidip, orada özel evlerde ağırlananlar bilir.
Büyük metrekareli konutlar, "Gerçekten Varlıklı" insanlar içindir.
Ama bizde, orta-üst sınıfa geçmenin göstergesi, büyük konuttur.
Isıtması, bakımı, temizliği, döşemesi, her ay yüklü faturalarla, sabit giderler getirir ailelere, bu büyük konutların.
Yani, konutu alacak paraya sahip olmakla iş bitmez. O çok zengin, ihracat rekortmeni Japonya'da, dev şirket müdürlerinin 40 metrekarelik evlerde oturduklarını da gördüm.
Bizim konuta bakış açımız, daha çok Ortadoğu modeli!
Bunun iki nedeni olabilir.
Birincisi, henüz kentle birlikte, kentin sokakları, kahveleri, parkları ile birlikte yaşamaya hem alışkın değiliz, hem de kentlerimiz, insanlara yaşanacak alan fazla sunmuyor.
İnsanlar mutluluğu, evlerinde bulabiliyor sadece.
Bir Paris'i düşünün... Bulvar kahveleri, bistroları, parkları, müzeleri, sergileri, kaldırımları ile, kent, evin bir uzantısıdır.
Sokaklar da, evler kadar bakımlı ve özenlidir.
Geçen yıllarda, Cannes kentindeydim. Sabah erken kalkıp, otelin balkonundan baktım.
Belediye ekipleri, önce cadde ortasındaki çiçek parklarından solmuş menekşeleri söktüler. Yerlerine çiçeği olan, taze fidanları diktiler.
Sonra bir başka ekip, yolda park etmiş araçları yıkadı. O sırada başka bir ekip de, dükkanların kapılarındaki pirinç tutamakları, levhaları parlatıyordu.
Arkasından cadde, sabunlu sularla yıkandı.
Sabah 7 olduğunda, Cannes kentinin ana caddesi pırıl pırıldı.
Öyle bir kentte, evde yaşamakla, sokakta yaşamak arasında ne fark olabilir ki?
Bizdeki eve dönük yaşamın bir nedeni de, müteahhit ve mimarların, bizlere yanlış bir konut modelini pompa etmeleri olabilir.
Nitekim yeni bir konuta geçenlerin ilk işi, bazı duvarları yıktırıp, bazı mekanları birleştirmek olmaz mı?
Yeni kentli Türkler için konut, yaşanacak ve rahat edilecek bir mekan olmaktan çok, sahip olunup, satın alınacak bir taşınmaz değil midir?
Bodrum'da yaşadığım ve çok mutlu olup rahat ettiğim küçük konut, bana, Tarkan'ın sahip olmayı hayal ettiği 600 metrekarelik evin, ne tür bir yanlışlar bileşkesi olduğunu düşündürdü.
İyi bir mimarın elinde, 150 metrekare, bir saray kadar büyüktür.
Geçen hafta da yazdım.
Modacı Rıfat Özbek'in, Bodrum'un Yalıkavak'ında, tepelerde dekore ettiği 150 metrekarelik iki katlı ev, trilyonerlerin görkemli malikanelerine oranla, çok daha etkileyiciydi.
Şimdi İstanbul'un her kavşağı delik deşik ve ne zaman kapanacakları belli olmayan caddelerinden geçerek, Anadoluhisarı'ndaki 200 metrekareyi aşkın büyüklükteki evime gidiyorum.
O evin bir köşesindeki masamda, bilgisayarın başında otururken, Gündoğan'daki minik evi, bir kış boyu özleyeceğim.
ŞAKA
Neden saklanıyorlar?
Kemal ve Hakan Uzan, neden polise gidip, ifade vermiyorlar ve saklanıyorlar anlamıyorum.
Mesut Yılmaz gibi yapsınlar.
Türkbank Davası'na gitmemek için, ya Antalya'ya, ya da New York'a gitsinler.
SEVGİ GÖNÜL
Serveti toplumla paylaşmak!
Dün toprağa verdiğimiz Sevgi Gönül, Türkiye'de servet sahibi olmayı "Doğru ve iyi bir şey" olarak Türk toplumuna kabul ettiren Vehbi Koç'un kızıydı.
Sevgi Gönül'ün, Suna Kıraç'ın, Semahat Arsel'in ve Rahmi Koç'un kuşağında, "Servet"in, ailelerden sonra, topluma da ne büyük katkılar sağlayabileceği kanıtlandı.
İstihdamın ötesinde, müzeler, okullar, yardım vakıfları gündeme geldi.
Sevgi Gönül'ün önderliğini yaptığı "Sadberk Koç" etnoğrafya müzeciliğinde, devlet dışında da büyük adımlar atılabileceğini gösterdi.
Şimdi 3'üncü Kuşak Koçlar var..
Mustafa Koç, holdingin başında. Ali Koç elektronik ve iletişimde bir öncü. Ömer Koç'un 2'nci Dünyası ise, müthiş bir kitap koleksiyonunu ifade ediyor.
Vehbi Koç, Türk girişimcilerinin öncüsüydü.
Çocukları, Türk zenginlerinin, birer devlet adamı sorumluluğu içinde, toplumla paylaşımın ne olduğunu gösterdiler.
Sevgi Gönül'ü, rahmetle ve sevgiyle anıyorum.
Mesajlarınız için:
mbarlas@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|