|
 |
|

ÖMER LÜTFİ METE
Resmi fiyaskobirlik, sivil aganigi
Orta Karadeniz'den fındık feryatları yükseliyor.
Bu ürün iki açıdan farklı ve önemli.
- Yöre insanının tek dayanağı olarak dağı-bayırı yaşanır kılan fındık vatan bekçiliği yapıyor. O olmasa bu stratejik yöre insansızlaşacak.
- Türkiye'nin, bir dolarlık dahi ithal ikame gideri gerektirmeden bu miktarda döviz getiren başka bir ürünü yok.
Buna rağmen fındığın bolluğuna lanet okumak liberal bir ayin!
Piyasa dengelerini oluşturmak üzere kurulan Fıskobirlik, eli kolu bağlanarak dünden bugüne Fiyaskobirlik haline getirilmiş. Özellikle 57. Hükümet döneminde başlayan ve halen süren çok yönlü IMF güdümü bu alanda da etkin olduğu için üreticisi çaresiz, sahipsiz.
Bir yanda fındığımızı ithal edenlerle işbirlikçilerinin üretimi kısıtlama siyaseti, öbür yanda artırmayı öneren tez.
Bu siyah-beyaz zıtlığını serbest piyasa mantığı açısından değerlendirmek zor.
İthalatçı, neden fındık üretiminin azaltılmasını istiyor? Olağan şartlarda bir ürünün bolluğu, fiyatının da ucuzlamasını sağlamayacak mı?
Ama hayır! Sanki ithalatçı, ille de bize daha çok para ödemek istiyor!
Eski dizide yeni bölüm
Böyle bir saçmalığa inanamayacağımıza göre ithalatçıların her mevsim kampanyalarla tekrarlattığı üretimi kısıtlama dayatmasında ne hikmet bulacağız?
Hem de Türkiye'nin -henüz bir tek yıl da olsa- 400 bin ton fındığı dahi ihraç edebildiği ve bir milyar dolara yakın gelir sağlayabildiği ortada iken...
Bizimki kadar kaliteli olmayan İspanyol ve İtalyan fındığı pazardan pay kaybetmesin, hatta silinmesin diye mi daha az üretmeliyiz?
İkide bir; "malınız elde kalır, çikolata üreticileri fındık yerine bademe yönelir" türünden tehditler alırız. Bir iki atak ses de sürekli bunun bir sömürü düzeni olduğunu haykırır.
Nitekim bugün DYP yönetiminin de benimsediği teze göre, fındık sayesinde yirmi milyar dolarlık ihracat geliri dahi mümkün.
Bu siyah-beyaz zıtlığında, üretimin kısıtlanması yönündeki kampanyalarda bit yeniği aramamak fazla saflık. Buna karşılık yirmi milyar dolarlık ihracat iddiası, büyük bir proje olarak açıklıkla sunulmayı bekliyor.
Hiç şüphe yok ki, fındıkta "alivre" denen ve üreticinin sahipsizliğinden beslenen dalavereden başlayıp IMF dayatmalarına kadar uzanan karmaşık bir sömürü düzeni hakim.
'Promosyon' denen maya
Ancak vebal ne IMF'de, ne de fındığımızın fiyatını sürekli kendi çıkarlarına göre belirleyen alıcılarda!
Sorumlu; çaresiz ve bilinçsiz üreticimizdir, karşı tarafça iğfal veya ikna edilmiş yöneticimizdir.
Bu ortamda DYP'nin iddiası tartışılmaya değer.
Gerçi yirmi milyar dolar ilk anda bana da hayal gibi görünüyor. Ancak bir başka iddia, gerçeğin mayasını bu hayale yaklaştırıyor. Birkaç yıl önce Fıskobirlik üst yönetiminde olan bir yakınıma yabancı bir tüccar şöyle diyordu
"30 milyon dolar tahsis edin; gösterdiğim yerlere harcayalım. Fındığınız eczanelerde, kilosu 5-6 dolardan satılır hale gelsin..."
Lakin böyle önerileri bürokrat tutsa siyasetçi önünü keser veya tersi olur. Çünkü ithalatçı, en azından bunların birini ikna veya iğfal etmiştir.
Esasen bu çarkın da ilkesidir; kaz gelecek yerden tavuk esirgenir amma piliç gelecek yerden kaz esirgenmez!
Resmi aklın çapı bu.
Sivil akıl ondan henüz sadece "aganigi" miktarınca ileride...
DYP'nin "Fındık derdine Lokman Hekim" olma iddiasını merakla izleyeceğim.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|