|
 |
|

ERGUN BABAHAN
Rekabetin önemi
Merkez SABAH sağlam adımlarla yolunda ilerledikçe, basında çoksesliliğin önemi her geçen gün daha da fazla ortaya çıkıyor.
Tek bir gücün elinde toplanmış bir basın, öncelikle siyaset sistemine, demokrasiye bir tehdit. Aynı kişinin elinde hem liberal, hem sağcı, hem solcu yayın organları bulunması, toplumun tamamının bir tek merkezden yönlendirilmesine olanak veriyor.
Aşırı güçlü bir medya grubu, yargıyı bile etkiler hale gelebiliyor. Henüz Yargıtay'da incelenip kesin hükme bağlanmamış davalar hakkında bir ağızdan yayın yapıp davanın seyri etkilenebiliyor. Patronun keyfine göre hüküm çıkması için gazete ve televizyon gücü seferber edilebiliyor.
Bu da sağlıklı bir toplum için en önemli önkoşul olan yargının bağımsızlığını, adil yargılanma hakkını tehlikeye düşürebiliyor. Birey haklarına en büyük tehdit, özgürlüklerin koruyucusu olması gereken basından geliyor. Basın, haber değil hüküm vermeye başlıyor.
Mesleğe ihanet
Tek merkezde toplanmış bir medya gücünün en büyük ihaneti ise mesleğe oluyor. Haber, haber olduğu için değil, patron öyle istediği, patronun çıkarı öyle gerektirdiği için gazete sayfalarında veya televizyon ekranında yer bulabiliyor.
Böyle bir tehlikeye karşı en önemli çözüm, medyada çoksesliliğin sağlanmasıdır.
SABAH'ın Merkez yönetiminde yaşadığı bir yılın önemi bu açıdan değerlendirildiğinde daha iyi anlaşılıyor.
3 Kasım seçimlerinden epey önce 8 Ağustos'ta başlayan bu dönemde Merkez SABAH'ın en önemli politikası, siyasi partilere eşit mesafede durmak, siyasete müdahil olmamak oldu.
Merkez SABAH seçim öncesi sayfalarında bütün siyasi partilere yer verdi, ancak seçimi kazanmaları kesin gibi görünen AK Parti ve CHP aleyhinde görülen haberleri yapmaktan da çekinmedi.
Çünkü SABAH, Türkiye'yi kimin yöneteceğine demokrasinin en temel gereği olarak, seçmenin karar vereceğine en baştan inandı. Seçimi bir yarış olarak gördü ve bütün yarışçılara eşit mesafede durdu.
Bu tavır seçimden sonra da değişmedi. Siyasete ilişkin tavrımız, iktidarın eylemlerini halk adına denetleme, yanlış gördüğümüz uygulamaları sayfalara yansıtmakla sınırlı kaldı.
SABAH okuyan insanlar bu gazetede çıkan manşetlerin siyasi bir hesapla yapılmadığını bu zaman içinde gördü.
SABAH'ın varlığı iş dünyası için de bir güvence oldu. İşadamları bu gazeteden iş konularıyla ilgili sadece destek gördü. Merkez SABAH, onların işini elinden almak veya işine ortak olmak için yayın yapmadı.
Teksesli Türkiye
Şimdi gözünüzü kapatın ve Doğan Grubu'nun amacına ulaşıp SABAH'ı ele geçirmiş olduğunu hayal edin. Yani hem SABAH'ın, hem Hürriyet'in, hem Milliyet'in, hem Posta'nın, hem atv'nin, hem Kanal D'nin Doğan Grubu elinde olduğu bir yılı düşünün.
Türkiye'nin nasıl katlanılmaz bir ülke haline geldiğini görebiliyorsunuzdur eminim. Basının yüzde 90'ını, televizyonun yüzde 60'ını kontrol edebilecek olan bu anlayış, ülkeyi ne hale getirirdi bir düşünün.
Mahkemelerden iş dünyasına, siyasetten reklamverenine, herkes inanılmaz bir baskı altında yaşardı.
Haberler bir merkezden denetlenir, reklam fiyatları bir merkezden tayin edilir, çalışanların yaşam koşulları bile bir kişinin lafına bağlı olurdu.
Merkez SABAH, böyle bir düzeni bozmuştur.
Merkez SABAH Türkiye'de çoksesliliğin en büyük güvencesi olmuştur.
Merkez SABAH'ın varlığı, siyaset, yargı, yürütme ve yasamanın tek merkezli bir baskı altında kalmaması için bir güvencedir.
Elinizde tuttuğunuz bu gazete serbest rekabetin bir ürünüdür ve Türkiye'de serbest rekabetin var olması için mücadele etmektedir.
Rekabetin sağladığı
Doğan Grubu Hürriyet'i, Milliyet'i, Posta'sı, Vatan'ı, Radikal'i, Gözcü'sü ile piyasayı kendi koşullarınca belirleyemiyorsa, bu Merkez SABAH'ın varlığı sayesindedir.
Reklamveren ve reklamcı gazetelerle oturup fiyat pazarlığı yapabiliyorsa, elinde bir pazarlık gücü bulundurabiliyorsa, bu da SABAH sayesindedir.
Reklamveren, toplumun farklı kesimlerine ulaşma şansını elinde bulundurabiliyorsa bunda da SABAH'ın büyük rolü vardır.
Veya, hâlâ reklam verme şansına sahipse bu da çokseslilik ve rekabet sayesindedir.
Bütün basının tek bir grubun elinde olduğu bir ortamda, "patron"u kızdıran işadamının ürününün reklamını yapacak bir mecra bulması bile tehlikededir.
Tek patronun göz koyduğu bir firmanın ayakta kalması mucizedir. Türkiye ne yazık ki, son dönemde bunları yaşamıştır. (Erol Aksoy 3-5 yıl önce, öyle vicdanlar harekete geçtiği için koyun kaçakçısı ilan edilmemiştir. Cine 5'i teslim etmemenin bedelini ödemiştir.)
Merkez SABAH işadamına da, reklamverene de böyle bir tehditten uzak yaşama şansı tanımıştır. SABAH'ın varlığı onların eşit bir ortamda pazarlık yapabilmelerinin teminatıdır.
Siyasetçisi, işadamı, reklamvereni ve reklamcısının, Türkiye medyasına bir de bu gözle bakmasında büyük yarar vardır.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|