|
 |
|

EMRE AKÖZ
Seni gidi maymun seni!
Geçen gün maymunlardaki (daha doğrusu primatlar) insana benzeyen davranışlardan söz ettim. Çünkü sanılanın aksine hayvanların önemli bir kısmı hiç de 'masum' değil. Yaşam mücadelesinde bin bir 'numara' yapıyorlar. Biz insanlar ise onları 'korunması gereken zavallıcıklar' olarak görüyoruz.
Hazır Salih Memecan, Sabah'ın üçüncü sayfasında hayvan karikatürleri çizmeye başlamışken... Gelen mesajlardan da okurlarımızın bu tip hayvan konularıyla ilgili olduğu ortaya çıkmışken... Şempanzelerle devam edelim...
****
Bir şempanze uzmanı olan, ünlü araştırmacı Jane Goodal bir keresinde şöyle demişti "Onları incelemeye başladığımda bizden daha kibar olduklarını düşünmüştüm. Ama zamanla bizim kadar kötü olabildiklerini gördüm."
İşte Goodall'ın şempanzelerindeki insanı çağrıştıran bazı özellikler
Giyim Ayaklarını dikenlerden korumak için dal parçalarını 'sandalet' gibi kullanabiliyorlar.
Tıp Bazı şempanzeler karın ağrısını dindiren ve bağırsak parazitlerini öldüren Aspilia adlı bir bitkinin yapraklarını yiyorlar.
Alet yapımı Sert otları ince şeritler haline getirip karınca yuvalarına sokuyorlar. Sonra da dışarı çıkanları yiyorlar.
Korku ve hayranlık Yüksek bir şelalenin önünde ayin varmış gibi dans ediyorlar. Görünüşe göre insanları dine yönlendiren duyguların benzerini sergiliyorlar.
Evlilik Şempanzeler genellikle birlikte yaşarlar. Çekirdek aile kurdukları nadirdir. Ancak Evered ve Winkle adlı iki şempanze klandan ayrı yaşayıp kendi 'çocukları' olan Wilkie'yi büyütmüşler. Diğer soydaşlarının aksine, Wilkie'nin kendi oğulları olduğunu apaçık göstermişler.
Yaramazlık yapmak Fredo adındaki bir şempanze önce inceleme alanına gelen bir muhabiri tepeden aşağıya itmiş. Ardından Goodall'ı ayak bileklerinden tutup yere düşürmüş. Sonra da fotoğrafçıyı onun üzerine devirmiş. Ve sırıtarak uzaklaşmış!
Politik propaganda Mike adındaki ufak tefek bir şempanze gürültülü bir gövde gösterisi yapmak ve böylece kendi önemini artırmak için gaz tenekelerini birbirine vurmaya başlamış. O cüssesiyle normal şartlarda grubun alt ya da orta sıralarında yer alması gerekirken Mike bu sayede liderliğe kadar yükselmiş.
****
Şempanzelerle ilgili hikayeler anlat anlat bitmez. Ben bunları son derece eğlenceli ve zihin açıcı bulurum. Sanırım genetik yapıları yüzde 98 oranında insana benzeyen bu yaratıklardan öğreneceğimiz çok şey var!
Otomatik borazanı kim ister?
İnsanlar önemli, kritik anlarında samimiyet, otantiklik, kendini adama gibi değerleri ararlar. Örneğin nikah kıyılırken memurun ses tonu önemlidir İşini yalapşap mı yapıyor, yoksa kendini vererek mi? "Seni seviyorum" diyen kişi bunu içten mi söylüyor, yoksa adet olduğu için mi? Cenaze töreninde yüzünü buruşturmuş bir arkadaş, ölünün ardından gerçekten üzülüyor mu, yoksa vaziyeti idare mi etmeye çalışıyor?
Teknolojiyle işbirliği yapan modern hayat ise bu tip sahih duyguları sürekli parçalıyor. Her gün yeni bir alanda el emeğinin, kişisel becerinin yerini makineleşme ve seri üretim alıyor. Bu da orijinal, içten ve kişiye özel olanın ortadan kalkması demek.
Son haberi duydunuz mu? Yüz binlerce askerin görev yaptığı ABD ordusunda günde ortalama 1800 kişi ölüyormuş. Bunda bir tuhaflık yok, normal. Yani istatistiki bir durum. Tabii bunların cenazesi kaldırılacak. Bu da tamam. Ancak cenazede marş çalınması gerekiyor. "İyi, çalsınlar ya..." diyeceksiniz. Ancak 'müzisyen' bulmak kolay mı? Koca orduda marş çalabilen sadece 500 borazancı varmış. Ne olacak şimdi? Cenazede marş çalınmayacak mı? Ya da teyp mi kullanılacak?
Savunma Bakanlığı düşünmüş taşınmış, hem olayın 'insani' boyutunu devreden çıkarmayacak ama aynı zamanda pratik ve kolay olacak bir çözüm bulmuş Otomatik borazan.
Borazanın içine bir kayıt cihazı yerleştiriliyor. Böylece müziğin 'm'sinden anlamayan bir asker dahi cenaze töreni sırasında, eline borazanı alıp meslektaşı için bir veda marşı çalıyor. Daha doğrusu çalarmış gibi yapıyor.
Siz olsaydınız, hangisini tercih ederdiniz? 1) Çok kötü çalsa da bir insanın borazanı üflemesini. 2) Marşın teypten çalınmasını. 3) Otomatik borazanın görev almasını?
Çağdaş yaşam insanoğlunun karşısına ne tuhaf sorunlar çıkarıyor; değil mi?
Üfle, üfle!
Mizah dergilerinde bazı alışkanlıklarımız tiye alınır. Bunlardan biri de şudur "Türkler yere düşen lokmayı alıp üflerler ve yemeye devam ederler. Üfledikleri için yiyeceklerine mikrop bulaşmadığını sanırlar."
Şu hayatın işine bakın. Meğer bu hiç de komik olmayan, gayet normal bir davranışmış!
ABD'deki Illinois Üniversitesi'de bir araştırma yapılmış. Sonuç Yere düşen yiyeceğe mikroplar hemen bulaşmıyor. Mikroorganizmaların yiyeceğe bulaşması 5'inci saniyeden itibaren oluyor. Yani düşen yiyecek beş saniye içinde alınırsa o kadar da zararlı değil. Tabii üzerindeki tozu da üflemek gerekiyor!
Ben bu tip alışkanlıkların, otomatik davranışların ardında bir mantık, bir sistem olduğunu düşünmüşümdür hep. Bilimsel olmasa da, bu tip pratik bilgiler bin yıllar içinde yavaş yavaş birikiyor. Evet belki biz üflemenin zararı yok ettiğini sanıyoruz. Halbuki işin sırrı orada değil hızda. Yani örneğin ekmek lokmasını 'hemen' yerden kaldırmamızda. Bu hızı sağlayan da "Ekmek nimettir, yerde durmaz, anında kaldırılmalıdır" diyen geleneksel fikirler, öğretiler, inançlar...
(Not Tabii bu noktada şunu da sormamız gerek Acaba düşen lokmayı hemen alıp üfledikten sonra yemek; kültürel bir bilgi birikiminin sonucu mu, yoksa genetik programımızın etkisiyle mi böyle davranıyoruz?)
ÅžEVKET RADO'YU KONUÅžACAÄžIZ
Hatırlarsınız eski gazetecilerden Şevket Rado'nun, 1930'lardan 1950'lere, Akşam gazetesinde yazdığı fıkralardan derlenen 'Sözün Gelişi' adlı kitaptan bahsetmiştim. Yapı Kredi Yayıncılık bu sezon başlattığı bir konferanslar dizisi kapsamında 'Sözün Gelişi'ni 'Ayın Kitabı' olarak seçti. Bugün (Pazar) yayınevinin İstiklal Caddesi'ndeki (G.Saray) merkezinde, Şevket Rado'dan hareketle eski ve yeni köşe yazarlarını karşılaştıran bir söyleşi yapacağız. Diğer konuşmacı deneyimli gazeteci Tuncay Özkan. Başlama saati 1630...
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|