kapat
07.09.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ
limasollu
TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL

GREENCARD

MEHMET BARLAS


Bu yemek pislik ama çok nefis olmuş!

Bazı meslektaşlarımız var.

İsimlerini vermek istemiyorum. Çünkü değinmek istediğim problem, bireysel bir kafa karışıklığını yansıtmıyor.

Toplumsal bir kafa karışıklığı, bu meslektaşlarıma da yansımış.

Hem "Sivil demokrasi ve hukuk devleti iyidir" diyorlar.

Ertesi gün de, "28 Şubat post modern darbesi harikaydı" diye, militarizme övgüler düzüyorlar.

Hem hukukun üstünlüğünü, Kopenhag Kriterleri'ni, globalleşmeyi savunuyorlar.

Hem de, "Derin devlet olmadan olmaz" diye savlar seslendiriyorlar.

Aklıma, ava çıkan, ama yanlarına aşçı almayan "40 Avcı"nın öyküsü geliyor hep.

Bunlar çok masraflı olmasın diye, yanlarına aşçı almadan, av kampını kurmuşlar.

Yemeği kimin pişireceğini de, kendilerince bir kura yöntemine bağlamışlar.

Önce, aralarında kura çekip, bir avcıyı, ilk günün aşçısı olarak belirlemişler.

Akşam avdan dönüp, yemekleri yiyen avcılardan, "Bu yemek iyi olmamış" diye ilk şikayet eden, ertesi gün aşçı olacakmış.

Böylece 40 gün, yemeklerden şikayet edenler aşçılık yapacak, diğerleri ava gidecekmiş.

İlk gün 39 avcı ava gitmiş.

Kurada ilk çıkan avcı da, kampta kalmış. Patatesleri, fasulyeleri soyup, ayıklamış.. 40 kişilik yemek pişirmiş.

Akşam 39 avcı, avdan dönmüş.

Kurada kaybeden avcının pişirdiği yemekleri yemişler. Kimse, "Bu yemek kötü" diye şikayet etmemiş.

İlk kurada adı çıkan avcı, yine aşçı kalmış..

Ertesi gün arkadaşları avlanırken, berbat bir yemek pişirmiş.

Akşam 39 avcı, yine avdan kampa dönmüşler. Önlerine koyulan berbat yemeği, iştahla yemişler. Yine kimse yemekten şikayet etmemiş.. Talihsiz avcı, 3'üncü gün de, aşçılıkta kalmış.

Ertesi gün arkadaşları ava gidince, talihsiz avcı, kampının tuvalet fıçısını, yemek kazanına boşaltmış. Dışkıların üzerine su katıp, bu iğrenç bileşimi kaynatmış.

Akşam 39 avcı, yorgun ama mutlu, avdan dönmüşler. Sofraya oturmuşlar.

Zoraki aşçı, bunların önlerindeki tabaklara, o iğrenç yemeği doldurmuş.

Hepsi iştahla, kaşıklarını daldırıp, ağızlarına atmışlar bu yiyeceği. Kaşığı ağzına ilk götüren avcı, ayağa fırlamış, bağırmış

- Bu yemek deÄŸil.. Bu pislik!

Bahtsız zoraki aşçı, gülümsemiş,

- Sıra sende. Yemekten şikayet ettin. Bundan sonra sen aşçısın!

"Bu yemek değil, bu pislik" diye bağıran avcı da gülümsemiş..

- Pislik, mislik.. Nefis olmuş bu yemek... Hiç şikayetim yok, demiş..

Evet.. Kafası karışık meslektaşlarımızın durumu da, böyle değil mi?

Hem sürekli yakınacaksınız..

- Birileri, devletle haşır neşir olup, her şeyi hortumladı!

- Susurluk bilmecesi çözülmeden, Türkiye'de hiçbir şey hallolmaz!

- Gelişmiş uygar ülkelerde her şey şeffaftır ve her şey denetlenir!

Hem de diyeceksiniz ki

- Her ülkenin makul ölçüde derin devlet kurumlarına ve operasyonlara ihtiyacı vardır. Türkiye gibi ülkelerin, iki defa ihtiyacı vardır. Elbet örtülü operasyonları düzenleyen gizli yönetmelikler de olacaktır. Bu gizli yönetmelikleri uygulayan gizli kahramanlar da olacaktır.

Bu söylediklerinizi de, şu gerekçeye bağlayacaksınız

- Dünyanın çok az ülkesi, bizim gibi bir coğrafyada kurulu!

Bunları yazarken de bileceksiniz ki, demokrasi, AB üyeliği, hukuk devleti, insan hakları, şeffalık gibi olgulara karşı çıkanlar da, hep "Biz farklıyız. Bizim çoğrafyamız çok zor" demekteler.

Sonuç ortada...

Bu mantık insanı, "Yemek çok pis, ama nefis olmuş" demeye götürür.

Aslında bu coğrafya, basını, özgürlüğe, sivilliğe, demokrasiye karşı çıkmaya da götürebilir.

Öyle değil mi?

ÅžAKA

Zaman sanki rüzgar!
Hürriyet'in manşetinde "Apo'yu 4 günde bulan devlet, Uzanlar'ı bulamıyor" deniliyordu.

Bildiğimiz, Apo'nun aranması 1984 Eruh Baskını ile başladı, Kenya'da yakalanması ile 1999'da sona erdi.

Demek 1999'dan 1984 çıkınca, 4 gün ediyor.

Not Konumuz Uzan'lar deÄŸil. Sadece hesap!

İSVEÇ HİKAYESİ

Tatil sona ererken!
Bir baba ile oğlu, her Pazar, sırtlarındaki çantalarına yemeklerini koyup, 10 kilometrelik yürüyüşe çıkarlarmış.

Kırda yemeklerini açıp, yerlermiş.

O Pazar yine uyanmışlar. Yemeklerini çantalarına koyup, yürüyüşe hazırlanmışlar.

Ama o sırada yağmur başlamış dışarıda.

Oğlan "Baba, bugün yürüyüş yapamayacağız" demiş.

Baba sinirlenmiÅŸ, konuÅŸmuÅŸ

- Hayır oğlum.. Yürüyüş her Pazar yapılır. Madem dışarıda yağmur var. Biz de evde, yemek masasının etrafında 10 kilometre yürüyeceğiz.

Baba ve oğul, 10 kilometre dönmüşler masanın etrafında. Sonra çantalarını açıp, yemekleri masaya koymuşlar, yemeye başlamışlar.

Baba oÄŸluna "Baba tuzu uzat" demiÅŸ.

Oğlanın çantasında tuz yokmuş.. Uzanıp, sofradan almaya kalkmış.

Baba bağırmış

- Madem çantana tuz koymayı unuttun. Masanın etrafında 10 kilometre yürüyüp, eve git. Tuzu al. Sonra 10 kilometre yürüyüp, bana getir o tuzu.

Oğlan söylenileni yapıp, tuzu babasına getirmiş.

Akşam hava kararırken, oğlan babasına dönmüş.. "Baba.. Çok yorgunum. Akşam burada uyuyalım" demiş.

Baba kabul etmiş bu öneriyi.

Gece orada uyumuÅŸlar.

Mesajlarınız için: mbarlas@sabah.com.tr

Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Destek Paketi
Sarı Sayfalar
GreenCard


Sizinkiler
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır