|
 |
|

EMRE AKÖZ
'Kahve zihniyetli' aydın
Temel ikide bir dua edermiş "Tanrım, şu dünyada gün yüzü görmedim. Hep fakir bir hayat sürdüm. Ne olur Milli Piyango'nun büyük ikramiyesi bana da çıksın." Sürekli böyle yalvarırmış Temel ama değil büyük ikramiye amorti bile çıkmamış garibime. Melekler de Temel'in haline acırlarmış. Bir gün dayanamayıp Tanrı'nın huzuruna çıkmışlar "Tanrım, senin gücün her şeye yeter... Şu Temel kuluna bir acısan da büyük ikramiyenin ona çıkmasını sağlasan." Tanrı acı acı gülerek şu cevabı vermiş "Ben de çok yarım etmek istiyorum Temel'e. Ama bir kere olsun piyango bileti almadı ki!.."
Şans yönetimi
'Tavlanın yüzde 95'i şans, yüzde 5'i ustalık' diyenler bana bu fıkrayı çağrıştırdı. Tavlada şansın payı yok mu? Elbette var. Ancak usta oyuncu kendi şansını kendisi yaratır. Bunun nasıl olduğunu açıklayacağım...
Ama önce sokağın ya da kahvenin ideolojisine bir göz atalım. 'Şans' dendi mi ortalama Türk tavlacısının aklına hemen son anda 6-6 atarak kazandığı oyunlar gelir. 'Şans' fikri o son anda kristalize olur tavlacının zihninde.
Halbuki şansı tek kişi açısından değil de iki yönlü düşünürseniz şartların aslında sanıldığından daha 'denk' olduğunu görürsünüz. Ve bu denklik sayesinde de ustanın becerisi ortaya çıkar.
Yani tavlada benim şansım, rakibimin şanssızlığıdır (ve tersi). O halde şu noktaya dikkat Ben pullarımı öyle bir oynarım ki... Sıra rakibime geldiğinde onun şansı azalmıştır. Buna en güzel örnek de herkesin bildiği gibi uygun yerde 'kapı' almaktır. 'Kapı' alarak hem kendi pozisyonumuzu güçlendiririz, hem de rakibin pozisyonunu zayıflatırız. Zayıf pozisyon aynı zamanda zayıf şans anlamına gelir.
Ancak bu da yetmez. Örneğin bazen 'kapı mı almalı, rakip pulu mu kırmalı' sorusu dikilir karşımıza. Ustalık o anda en doğru kararı vermek, yani rakibi en çok zora sokacak alternatifi seçmektir.
Gördüğünüz gibi deminden beri hep karar vermekten söz ediyoruz. Karar vermek, yani hesap yapmak! Yani geleceği planlamak. İşte bu yüzden tavla şans oyunu değil, 'şansı yönetme oyunudur' deyip duruyorum.
Zar bilene gelir
Bu tartışma başladığından beri okurlarımızdan birçok mesaj geldi. Şirketlerde, dost ortamlarında, tatil yörelerinde bu konu tartışılıyor Şans mı, ustalık mı?
Gayet mutluyum Çünkü görüyorum ki birçok kişi ustalığa, iyi oyunculuğa prim veriyor. Bakın okurlarımızdan Cenk Ertürk neler demiş
"Geçenlerde şirketten arkadaşlarla tavla oynarken 'şans mı, değil mi' tartışması başladı. Ben de tavlanın şans oyunu olmadığını kanıtlamak için Ali Nesin'in 'Matematik ve Korku' adlı kitabından bir iki soruyu arkadaşlara yolladım.
Soruların amacı şunu göstermekti Zar bilene gelir!
Tavla kitabı konusunda da son derece haklısınız. Ali Nesin de kitabının 1988 basımında şöyle diyor 'Tavla gibi görece basit bir oyunun bile bilimi yapılmalı, kitapları yazılmalı. ABD'de tavla yeni bir oyun olmasına karşın, tavla üzerine yüzlerce kitap vardır. Yüzyıllarca tavla oynayan, tavla ustasından geçilmeyen ülkemizde bir tek tavla kitabı yazılmamıştır.' Demek ki o günden bu güne pek bir şey değişmemiş!"
Sevgili Ertürk... Ben de zaten o sebeple bu konunun üzerine gidiyorum. Yoksa bana ne tavladan. Alt tarafı eğlenceli bir oyun. Ancak burada ciddi bir zihniyet sorunu var. Ve gördüğünüz gibi süper entelektüellerimiz dahi tavlayı 'şans' bağlamında yani kahve zihniyetiyle ele alıyor.
Yapma İlker Abi!
Not 1 Asaf Savaş Akat'ın yanlış hesap yaptığını dün burada gösterdim. Zaten kendisi de köşesinde hatasını kabul etti.
Not 2 İlker (Sarıer) Abi, ben ne zaman, nerede kozlarını uzun vadede kapışacak olan tavlacılara '20 yıl oynamalarını' önerdim, söyler misin? Eğer yazılarımda böyle saçma bir ibare kullanmadıysam, lütfen köşende yanlış anladığını belirtir misin? Malum, herkes her yazıyı okumuyor. Aksi halde ortaya, senin tabirinle, 'müstehzi bir hoşluk' çıkacak.
Ayrıca şunu da var Tartışmayı çıkaran Mehmet Barlas değil. Barlas bir yazı yazdı, geçti gitti. O yazıda bir 'yanlış değerlendirme' olduğunu göstererek tartışmayı başlatan benim. Tartışmayı niye başlattığımı da bir kez daha yukarıda apaçık ortaya koydum Zihniyet meselesi!
Kızlara tavla dersi
Bir kadın okurumuz şu notu iletti "1982-83 yıllarında o zamanki adıyla Özel Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'de okuyordum. Orta üçteydik. Şimdi olup olmadığını bilmiyorum ama o zamanlar seçmeli dersler vardı. Bizim seçebileceğimiz derslerden biri de 'Backgammon' (Tavla) idi. Ben onu seçtim. Bir sömestr boyunca, hem de İngilizce olarak tavla dersi gördük. Dersi pek sevememiştim çünkü zar atıp oyun oynamaktan çok olasılık hesapları yapılıyordu." Bizim şakada şukada tavlacılar buna ne diyecek bakalım?
Pratik çözümler
İnsanlar sorunlarına ne kadar ilginç çözümler buluyor! İşte itiraf.com'dan bir örnek "Eşim büyük bir hijyenik ped-çocuk bezi firmasında kalite kontrol şefi. Sağ olsun, askerliğim sırasında bana bol bol ped gönderdi. 'Ne alakası var' diyeceksiniz. Askerliğimi Tunceli'nin dağlarında komando olarak yaptım. Ele geçirilen teröristlerden elde ettiğimiz bilgiler sayesinde ayaklarım bayram etmişti. Ayakkabılarını 1-2 numara büyük alıp hem ısıtsın hem de su geçirmesin diye kışın ayaklarına çocuk bezi takıyorlarmış. Denedim, çok doğru. Hatta bunu geliştirdim bile. Kanatlı, uzun hijyenik pedler aşağı yukarı bir erkek ayağı boyutunda. Çorabımın içine, ayak tabanıma yerleştiriyordum. Hem teri alırdı, hem de onca dağ bayır dolaşmamıza rağmen ayaklarım aşınmazdı."
(Rumuz doktorhektor; Erkek; 27; İstanbul)
ABD MAHKEMESİ: USTALIK!
Tavla tartışması dün Vatan'da geniş biçimde yer aldı. Bu arada haberi hazırlayan arkadaşlar şu bilgiyi de veriyordu 1982'de ABD'nin Oregon eyaletinde Ted Barr bir tavla yarışması düzenler. 'Kumarı teşvik ettiği' gerekçesiyle mahkemeye verilir ve mahkum olur. Ted Barr hakkını Yüksek Mahkeme'de arar. Dönemin Dünya Tavla Şampiyonu Paul Magriel 2 saat boyunca tavlanın özelliklerini anlatır ve özetle "Bir zar 30 farklı biçimde oynanabilir. Hangisinin oynanacağını yetenek ve tecrübe belirler" der. Ted Barr beraat eder. Öperim.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|