|
 |
|

ÖMER LÜTFİ METE
Zafer Haftası, zafer çıtası
Hava Kuvvetleri devir teslim töreninde Asparuk Paşa'nın yaptığı konuşma bana genç bir arkadaşımın naklettiği küçük bir "Bosna dersi"ni hatırlattı
Birkaç ahbap AB, demokrasi, özgürlük üstüne muhabbet ederken söz "askerin etkinliği"ne geliyor. Aralarında bulunan Boşnak kameraman sohbetin ortalamasından yukarıda bir tonla genç arkadaşıma şöyle diyor
"Güçlü bir orduya sahip olmanın önemini iyi bilin."
Bu beylik gerçeği Bosna direnişçisi olan kameraman, -eskilerin ifadesiyle "ayne'l-yakin"- yaşayarak öğrenmiş.
Asparuk konuşmasının bir bölümünde bu bilincin ruhunu özetliyor
Türkiye, savunma ihtiyaçlarını milli temelde karşılamalı. Asla güven vermeyen müttefik teknolojisine bağımlı olmaktan mutlaka kurtulmalı.
Pazartesi günkü yazımda geçen "Savunma sanayi ve teknolojisi bakımından ABD'ye -eş değil- odalık haline getirilmiş bir coğrafyanın sorumluluğu" ibaresi, Asparuk'un ağzından resmiyet kazanmıştır.
Sitem mi, itiraf mı?
İlginçtir ki, "mütareke basını" suçlamasına cevap yetiştirmeye çalışanlar Asparuk'un bu cümlelerini adeta örttüler; Atatürkçülük, tarikat, tesettür üstüne yeni hiçbir yanı olmayan sözlerini çok anlamlı buldular. "El oğlu uzaydan dünyaya hükmederken biz hala tesettürü, tarikatları, başkalarının giysilerini tartışıyoruz" yollu beyanını öne çıkardılar. Bazıları için çok zevkli de olmuştur; hatta başbakanın da hazır bulunduğu bir törende bunların söylenmesiyle "ideolojik gol orgazmı" yaşayanlar bile olmuştur.
Oysa burada "onlara aya, biz yaya" sıradanlığı tekrarlanırken açık da veriliyor
Bir bakalım; "uzaydan dünyaya hükmeden ülke", kendi halkının kılı ve tüyü ile uğraşıyor mu?
Daha da hazini şu ki, törene katılan Başbakan, kendi ülkesinde başı örtülü olarak okutamadığı kızını, o uzaycının okuluna yolluyor.
Başbakanının ailesine, senin esirgediğin özgürlüğü veren irade, "savunma"nı niye rehin almasın ki? Ülke yönetimini emanet ettiğin kişi bile, bir sorunu için ABD'ye sığınırken, kendisini nasıl "eşdeğer muhatap" hissedebilir?
Rehinenin bayramlığı
Bunlar utanç verici sorulardır. Asparuk'un milli kaynaklarla savunma ihtiyaçlarını karşılama ilkesine yaptığı vurgu ise teselli! Eğer kendi komutanlığı sırasında bu tavsiyesine uygun girişimlerde bulunmuşsa teselli daha anlamlı sayılır. Ancak çıtayı yükseltmek zorundayız. "Zafer Haftası" da, bunun tartışmasına yaramalı, elin üretip bize sattığı uçak veya tanklarla gösteri yapmaya değil. Kaldı ki, Asparuk Paşa'nın yukarıdaki temennisinin ışığında bu tür gösteriler artık çok daha küçük düşürücü. Üstelik, bu araç gereci sadece 30 Ağustos'ta değil her resmi bayramda kullanıyoruz. Vidalarını bile üretmediğimiz -üretemediğimiz değil- savaş oyuncakları ile kime ne "imajı" sattığımızı düşünmeden geçitler düzenliyoruz.
Bu ne sivilliğin kitabına uyuyor, ne askerliğin!
Özgürlüğünü önemseyen her toplum için güçlü ordu bilinci şart. Hele o toplum Türkiye gibi bir coğrafyada oturuyorsa herkesten çok daha fazla şart.
Bu bilinci geliştirmek veya zayıflatmak orduyu yönetenlerin çapıyla çok yakından ilgilidir. Teknoloji rehini olmaktan kurtuluş için kararlı tavır almak, tasarı üretmek ve ürettirmek de bu çapın göstergesi!
Yoksa bağımsızlıktan hiç söz etmeyelim, "karşılıklı bağımlılık"tan da geçelim; rehinliğimizin bile karşı tarafa bir maliyeti olmayacaktır.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|