|
 |
|


İzmir Caddesi
Cumhuriyet Başsavcısı'na hitaben yazılmış "intihar yazısını" okuduk... Yazıya iliştirilmiş olan "intihar fotoğrafına" baktık... Canımız sıkıldı.
"Olay" Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün'ün odasında geçti.
Aygün'le "çarşıyı, pazarı... İş dünyasının psikolojisini" konuşuyorduk.
Bu sırada masasına bir "dosya" geldi.
"İntihar" dosyası.
Sinan Aygün rica etti
- Bu resmi kullanmayın.
"Kullanmayız" dedik.
Koltukta bir adam.
Kanlar içinde.
Böyle bir resmi gazeteye basıp, okuyucunun da "içini karartmak" anlamsız.
****
Sinan Aygün bir ricada daha bulundu
- Konumu gereği, isim de açıklamasanız.
- Olur... İsim, makam, adres gibi ayrıntılara yer vermeyiz... Belki mektubun bazı cümlelerini yayımlarız.
İşte "kredi kartı borcu... Borcun faizi... Faizin faizi... Onun da faizi nedeniyle bunalıma giren ve intihar eden" adamın mektubundan bazı bölümler.
****
- Sayın Aygün... Bu intihar yeni mi?
- Hayır... Ama değişen bir şey yok... Yine aynı faiz düzeni... Yine bunalıma giren insanlar... İsterseniz çıkalım, dolaşalım.
****
Çıktık, dolaştık.
İsim isim... Çarşı çarşı... Dükkan dükkan anlatmaya yerimiz yetmez.
Gördüğümüz ise şu
Özellikle "küçük esnafın" durumu iç açıcı değil.
****
İzmir Caddesi "Kızılay ile Sıhhiye'nin ortasında."
Ankara'nın "tam göbeği."
Caddeyi hiç bu kadar "tenha" görmemiştik.
İğneden ipliğe her şeyin satıldığı, Ankara'nın en canlı yerlerinden olan İzmir Caddesi'nin "sessizliği ve sakinliğini" eğer ekonomi için bir gösterge olarak alırsak...
Gösterge "iyiye işaret değil."
Koskoca caddede "bir yerde" kalabalık vardı.
Atatürk Bulvarı'ndan, İzmir Caddesi'ne girişteki "simitçinin önünde."
****
Çarşı, pazar "taksitle satış" afişlerinden geçilmiyor.
Gömlek "on taksit."
Pijama "oniki taksit."
"Altı ay taksit yapan bir yere" girdik
"Ayakkabı Dünyası'na."
"Dünya"nın sahibi Mehmet Akbacakoğlu dedi ki
- Prensibimiz dört aydan fazla taksit yapmamaktı... Ama herkes on, oniki aya çıkınca... Mecbur kaldık.
****
- Mehmet Bey, işler nasıl?
2.200 metrekarelik "dünya"nın patronu şu yanıtı verdi
- Kötü dersek Allah'ın gücüne gider... Ama, küçük esnaf için aynı şeyi söyleyemem.
- Kaç yıllık firmasınız?
- Seksen... Dedem Hafız Ahmet yemeni, çarık, mest yapardı... Ben üçüncü kuşağım... Şimdi dördüncü kuşak devreye girdi... Çocuklarımız... Bizim dünyamız ayakkabı.
Günün "en sevindirici olayı" da işte bu oldu.
Ayakkabı sektöründe "seksen yıl ayakta kalabilen ve dördüncü kuşağın elinde yeniden yapılanan" bir firmayı tanımanın sevinci bize bir an için bile olsa "komutanın intiharını" unutturdu.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|