|
 |
|

AHMET HAKAN
Dünür
Geç kaldığımı biliyorum. "Gündem" denilen o doymak bilmez canavarın bu konuyu da yuttuğunun farkındayım. Ama olaya öyle bir 'mim' koymuşum ki, yazmadan edemedim.
Hadi Erbakan Hoca gibi seslenelim Neden söz ediyorum şimdi ben?
Tabii ki o büyük nikah hadisesiyle birlikte adından söz edildiğinde hatırlanmaması imkansız hale gelen Reyhan Uzuner'den.
Ayşe Arman imzalı röportajı okumaya başladığımda hiç umutlu değildim. Hadi itiraf ediyorum "Kimbilir neler söylemiştir" diye başladım okumaya. Hızlı bir okuma, yani bir nev'i göz gezdirme sonucunda tek bir falso bile bulamadım.
İkinci bir itiraf daha "Ayrıntılara dalınca mutlaka bir şey çıkar" hissiyle, bazı satırlarını atlayarak okuduğum röportaja yeniden başladım. Sonuç mu? Sonuç şu Bırakın falsoyu filan, çok aklı başında görüşlerdi okuduklarım.
Her şeyi kararında! Özenle seçilmiş sözcükler, alçakgönüllü ama hakkını koruyan bir yaklaşım, içten ama gereksiz ayrıntılardan kaçınan bir tavır ve müthiş bir hazmedilmişlik duygusu! Daha ne olsun!
O röportajı okuduğum gün gördüm ki, bu durum sadece benim değil herkesin dikkatini çekmiş. Kime rastlasam "Okudun mu?" diye soruyordu. Ertesi gün Radikal'de Nur Çintay'ın da, Reyhan Uzuner'deki aklı başındalığa dikkat çektiğini gördüm. Ne güzel!
Sonra Sabah'ta baba Orhan Uzuner'le yapılan bir röportaja rastladım. Fotoğraftan anlaşıldığı kadarıyla arabasına binmek üzereyken 'yakalanmış.' "Biz öyle her Başbakan'ın oğluna kız vermeyiz" şeklindeki gereksiz ironiyi es geçersek onun söylediklerinden de rahatsız olmadım. Daha önce gazetecilere poz verme konusunda iştahlı olduğunu düşünmüş ve bunu yazmıştım. Söylediklerini okuyunca bunun hoyratlığa kapı aralamamak amacıyla sergilenen bir nezaket olduğunu fark ettim ve eleştirilerimden vazgeçtim.
Söylemek istediğim şu
Ben bu aileyi sevdim.. Sezgilerime güveniyorum Bu aile, Başbakan'a yakınlığın kendilerine imkan tanıyacağı hiçbir imtiyaza prim vermez. Yani Türk siyasetinde sık gördüğümüz türden bir 'dünür vak'ası'na rastlamayacağız. En azından ben böyle hissediyorum. Dilerim, haklı çıkarım.
Kimlik
Yok, ben bu filmin son bölümünden hiç hoşlanmadım. Oysa o karmaşık sona kadar her şey ne güzeldi! Kendimi klişelere teslim etmiş, tatlı tatlı korkuya kapılıp, "katil kim" oyununa dalmıştım. Ama ne oldu? Tam düğüm çözülürken karşıma çok saçma bir gerçeküstü son çıktı! Bütün keyfim kaçtı. Benim gibi gerçekçilerin burun kıvıracakları bir finaldi bu! Bu düşüncelerle dopdoluyken, bakalım sinema eleştirmenlerimiz ne diyor diye başladım filmle ilgili kritikleri okumaya.. Bir de ne göreyim! Eleştirmenlerimiz benim pek beğendiğim bölümleri 'klişe' diye aşağılarken, bende hayal kırıklığı yaratan ve keyfimi kaçıran finale 'muhteşem' demiyorlar mı?
Hay Allah! Ben en iyisi gidip "Sapık"ı, "10 Küçük Zenci"yi, "Şark Ekspresi'nde Cinayet"i filan yeniden seyredeyim..
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|