|
 |
|

HINCAL ULUÇ
Hanutçu Besim Kumpanyası'nda, harikalar!..
Çeşme anılarım içinde baş yeri Hanutçu Besim Kumpanyası'nın Kalinkası işgal edecek.. Uzun yıllar unutmayacağım. Gözümün önüne geldikçe de güleceğim.. Şimdi, şu an, bunları yazarken de gülüyorum..
Altı delikanlı ve bir de Hanutçu Besim, bir Kalinka söylediler sahnede.. İnanın altıma ediyordum.. Yaş da kamil.. Kimse inanmaz, gülmekten olduğuna.. "Hıncal kaçırmaya başladı" derler..
Öldüm, öldüm.. Çeşme'ye veda gecemde, normal şovlarını yaptılar.. Bitirdiler, sonra benim için Kalinka'yı bir daha söylediler.. Bir daha öldüm.. Güldüm.. Güldüm.. Güldüm..
Stilize Rus köylüsü kılıkları ile, Kızıl Ordu korosunu düşünün.. İkişerden üç sıra duruyorlar basamakta delikanlılar..
Ali, Buba, Ömer, Levent, Sedat ve Levent.. Kalinka başlıyor ve akıllara seza bir mimik şov başlıyor.. Yahu bunların hepsi Kemal Sunal.. Sadece bakıp gülüyorsunuz.. Hele Ali, Levent ve Mete.. Birine bakarken takılıyor, ötekileri kaçırıyorsunuz.. Şarkı boyu gizli gizli (!) votka şişesinin dibini bulan Sedat da fena halde sıkışıp kıvranmaya başlamaz mı?.. İşte orada, alenen, resmen kaçırıp rezil olmama ramak kaldı..
Bakın hiç ama hiç abartmıyorum.. Sadece bu Kalinka için Çeşme'ye, Altın Yunus'a gitmeye değer.. Özellikle de sinemacılar gitsinler. Yeni Kemal Sunallar, onları Hanutçu Besim Kumpanyası'nda bekliyor.
Kim bu Hanutçu Besim..
Aslında diş doktoru.. Ama yaşamını diploması değil, içinden gelenlerle kurmuş. Yıllardır animasyon gurupları yönetiyor. İstanbul'da Günay'da Tıpa Tıp şovda izlediğimiz o anlatılmaz Muazzez Abacı'dan daha Muazzez Besim işte.
Çeşme'ye adım attık. Kendisini benim mihmandarlığıma atadı. Sırası geldikçe anlatacağım.. Öyle harika yerlere gittik ki.. Besim bir Çeşme uzmanı adeta.. Ama benim içim fesat ya.. "Sen beni getirdiğin bu yerlerden hanut alıyorsun" demem mi?.. Adını Hanutçu Besim koymam mı?.. Hatta daha da ileri gidip, bu harika animasyon gurubuna "Hanutçu Besim Kumpanyası" demem mi?..
Derim.. Demekle de kalmam.. Bir de böyle yazarım.. Yazmakla da kalmam.. Bir de fotoğraflarını basarım işte..
Sol başta ayakta duran Altın Yunus'un altın yöneticisi Sami Türkay.. Sağ sonda başta oturan, Altın Yunus gecelerinin romantik şarkıcısı Günce.. Benim için Kördüğüm'ü anında bulup çıkaran ve söyleyen Günce.. Ortada ben ve etrafımda, Hanutçu Besim Kumpanyası'nın güzelleri.. Benim yanımdaki mavilinin yanında da Hanutçu Besim bizzat.. O gece olağanüstü bir Chicago müzikali sundular bize.. Ben Chicago'yu, sinemada, Broadway'de ve West End'de izledim.. (Efem..) Bir uzman olarak söyleyeyim.. Hele Anna'nın dansları olağanüstü idi.
Eylülde Çeşme'ye bir daha gideceğim ya, kısmetse.. Birinci sebeb, bu Kalinka, bilesiniz..
BİR TAVSİYE
Türkler'in değil, Kürtler'in kitabı!..
(Sevgili kardeşim Hasan Cemal'in kitabını, Öcal ağabeyim aylar önce yazmıştı. Bazı yazılar talihsiz. Ben de ihmal edince, bilgisayarda kaldı durdu. Dün okudum. 13. baskı yaparak rekorlar kırmış.. Yazı gene güncelleşti. Buyrun..)
Hasan Cemal, "Kürtler" adlı kitabı için kitabının arka kapağında diyor ki
"Bu kitapta yalnız Kürtler yok, Türkler de var. Yalnız siyaset yok, özellikle insanlar ile onların yaşadıkları dramlar da var."
Evet, yazarın "Kürtler" (Doğan Kitapçılık-Tel 0212 677 06 20) adlı kitabında bunlar var; hatta çok daha başka ilginç ve az bilinen olaylar da!.. Tecrübeli bir gazeteci/ yazar olarak Hasan Cemal, 600 sayfaya yakın kitabının hazırlığının 18 yıl öncesine gittiğini ve iki yılda yazıldığını söylüyor! Söylediği başka bir şey daha var, bu defa kitabın önsözünde
"...Tarihi araştırma hiç değil. Bir gazetecinin notları. Ya da gündeme hakim olmaya çalışan bir gazetecinin günlüğü sayılabilir. İddiası tarih yazmak, bir sorunu gelmişiyle, geçmişiyle yerli yerine oturtmak da değil. Zaten böylesi bir gazeteci için fazla iddialı olur... Elbette eksiği gediği olan bir kitap. Bir fotoğraf çektim, ne kadar net bilemiyorum."
Evet, "Kürtler", aynen yazarının tarif ettiği gibi bir eser; tarihi araştırma değil, hatta Kürtler üzerine gerçek anlamıyla bir güncel araştırma da değil!. Belki de bu yüzden ve Hasan Cemal gibi bir ustanın üslile yazılma şansını yakaladığı için bu kalın kitabın bir solukta okunduğunu da belirtmem gerek.
İtirazım; kitabın arkasındaki "Bu kitapta yalnız Kürtler yok, Türkler de var" cümlesi ile, önsözdeki "Bu yalnız Kürtlerin değil, Türklerin de kitabı." cümlesi arasındaki ince farka.. Hangisi doğru? Bana göre; ilki...
Yani, "Bu kitapta Türkler de var", ama bu kitap yazarının kastettiği anlamda "Türklerin kitabı değil."
Bunu, daha kitabın girişindeki "20 sayfalık Felat Cemiloğlu'nin tutuklanışının hikâyesi" ile "2 sayfalık Ömer Yüzbaşı'nın vuruluşu hikâyesi" okurken anlıyorsunuz!. Bir de Konya'dan bir okuyucu itirazı var kitaba, bana ulaşan..
"Mülkiyeli" Nuri Şimşek diyor ki
"Size Hasan Cemal'in 'Kürtler'indeki, en azından özensizlik denebilecek bir çarpıtmadan söz etmek istiyorum. Anılan kitabın 300. sayfasındaki son paragraf ile 349. sayfasındaki 3. paragrafı alt alta yazıp okuyun. Aynı tarihteki aynı olayın nasıl farklı anlatıldığını görürsünüz. Ben buna özensizlik diyorum. Siz ne derseniz deyin. Sizce, bu farklı anlatım, bu olayın yaşanmışlığına gölge düşürmüyor mu? Ayrıca bölgeyi çok iyi tanıdığım için (30 yıla yakın Mülki İdare Amiri olarak çalışıp emekli oldum. Mesleki ömrümün 7.5 yılı Doğu ve Güneydoğu'da geçti) söz konusu olayın; Hasan Cemal'in iki ayrı şekilde anlattığı gibi de cereyanının, mümkün olmadığını düşünüyorum."
Nedir itiraza konu olan olay?
Hasan Cemal Diyarbakır'da bir kitapçıdan bloknot alırken 14-15 yaşında bir çocuğun kitapçıdan 'Kürtler'in tarihi' adlı kitabı istediğine şahit olmuş..
Peki, aynı olayı Hasan Cemal kitabın iki yerinde, nasıl başka başka anlatmış? Yooo.. Bu sorunun cevabını ben verirsem, işin tadı kaçar!.. Öğrenmek isteyenler, kitabı almışlarsa; o sayfalara baksınlar!.. Almamışlarsa, alsınlar ve baksınlar; "ilginç" bir tablo ile karşılaşacaklar!.
ocaluluc@beko.net
Dekolte ve seks!..
Bülent Cankurt kardeşim adını vermemiş, "Günlük bir gazete" diye geçmiş.. (Niye?..)
Bu günlük gazetede bir Prada- Versace atışması haber yapılmış. Bu iki ünlü kadın giyim ustasından Prada "Sekse aç kadınlar aşırı dekolte giyerler" demiş. Versace de "Saçmalık" diye karşı çıkmış.. Keyifli bir magazin haberi.. Gazete, bir de bizim en dekolte giyinen sosyetik güzelimiz Özlem Önal'ın nerdeyse "Çırılçıplak" bir ön, bir arka fotoğrafını basıp (Ayni fotoğrafları Bülent de seçmiş) "Şimdi Özlem Önal sekse aç mı" demiş.. Bu da güzel bir gazetecilik..
Ama Özlem Hanım kızmış. 50 milyarlık dava açmış. Bülent bu başarılı gazetecilik olayını eleştiriyor ve adeta dava açan Özlem'e arka çıkıyor..
Yahu önüne gelen, pıtırak gibi dava açarken, yığılan bu davalar, bu ülkede basın özgürlüğünü "Fiilen" kaldırırken, hem de böyle anlamsız, gereksiz ve saçma bir davayı bir gazeteci nasıl neredeyse haklı bulur?.
Özlem Önal gerçekten dekolte giyinmeyi seviyor.. Bin sebebi olabilir.. Narsizm.. Teşhircilik.. Dikkati çekmek.. Bakılmak.. Kendisinden gazete ve TV'lerde bahsettirmek.. Seksüel açlık.. Yani davet.. Ya da sadece ve sadece keyif, zevk.. Canının istemesi..
Dekolte giyindin mi, hem de bu kadar abartılı giyindin mi, bunların konuşulmasını kabul edeceksin. Bu kadar basit..
Ben neymişim be ağbi?..
M.Ali Ağabey, anglo sakson köşe yazarlığının Abdi İpekçi okulundan yetişmiş bir türüdür. Köşe yazıları iyi araştırılmış bilgiler içerir. Polemik yazmaz.. "Polemiğin tadı" başlığı altında bunları anlatmış.. Hem kendi türünü ve yetişme yıllarını, hem de polemik yazılarını ve yazarlarını..
"Çaba gerektiren veri ve bilgilerin yerini daha ziyade polemiğin çekiciliği alıyor" diyor. Doğru.. Polemik tatlıdır.
"Birçok meslektaş, zeka, genel kültür ve kelimeleri kullanmaktaki yeteneklerine dayanarak, hemen her konuda yazmayı, çözümler üretmeyi yeğliyorlar" diyor..
Bu kim acaba?..
Haa.. Bakın, M.Ali Ağabey, bizi yetiştirdiği günlerde, Demokrat Parti'yi eleştiren polemikler yazardı, başyazar Cihat Baban'ın yazısının İstanbul'dan yetişmediği günlerde.. Bugünkü Kışlalı'ya tam ters düşen bu yazılar ağabeyimin vicdanını rahatsız etmiş anlaşılan..
"Hıncal bastırırdı, yazayım diye" diyor..
M. Ali Ağabey'e, aklına basmayan yazıları, hem de 18 yaşımda yazdırmış olmak harika bir duygu!..
BİZİM DUVAR
Asmalı Konak filminin sular seller gibi ağlatacağı belli.. Kadroya bakın..
Yönetmen Çağan Irmak.
Baş Oyuncular Özcan Deniz, Nurgül Yeşilçay.
(Ünal Turgut)
SEVDİĞİM LAFLAR
Tarih üzerinde anlaşılmış masaldır.
Napolyon Bonaparte (1769- 1821)
TEBESSÜM
Doktor, "Haberler kötü.. Sadece 10..
Hasta, "Ne?"
Doktor,"9"
Hasta, "Ay mı? Hafta mı, Gün mü?"
Doktor "Sekiz-Yedi-Altı!.."
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|