|
 |
|

ALİ POYRAZOĞLU
Bir varmış bir yokmuş
Turgut çok yakışıklı, çok hoş, çok başarılı, etkileyici bir Türk aktörüdür. Kadın erkek, herkes ona bayılıyor.
Turgut kel, bu yüzden de her ne kadar yüzüne Baba Turgut dense de, piyasada Kel Turgut olarak biliniyor.
Günlerden bir gün, İstanbul'a eski anılarının peşinde dolaşmaya gelen, İstanbul'da doğmuş büyümüş, zengin bir kontla evlenip Fransa'ya göçmüş Kontes Mona Lisa gelir. Oyununu seyrettiği Kel Turgut'a aşık olur. Turgut'u Fransa'ya götürüp orada yıldız yapmaya karar verir. Kontes'in üstü açık arabasıyla,ayın beşlik simit gibi parladığı bir gece Boğaz'da dolaşırlarken, Kontes iç gıcıklayıcı sesiyle Kel Turgut'un kulağına fısıldar "Turgut, Paris'te sana en büyük tiyatroyu tutacağım, hangi oyunu oynamak istersin?" Turgut bir an düşünür, yanıtlar
"Musahipzade Celal'in İstanbul Efendisi'ni." Turgut iyi bir seçim yapmıştır, çünkü gerçek bir İstanbul efendisidir.
Hemen Paris, acele tiyatro, derhal provalar. Kadro muhteşem, Kontes'te çevre geniş. Muhteşem bir açılış... İlk gece Kontes, Paris'in biraz dışındaki malikanesinde büyük bir davet veriyor. O gece lapa lapa kar yağmakta. Her yer bembeyaz kesilmiş. Tiyatronun yöneticisi gazetelerde o sabah çıkacak eleştirileri beklemek için Paris'te kalmış. Gün doğarken Kontes'in geniş arazisinde, ufuktan karların içinde hızla gelen bir cenaze arabası beliriyor. İçinden tiyatronun yöneticisi iniyor, arabanın arkası açılıyor, siyah bir tabut indiriliyor karların üstüne. Herkes, Kontes'in verandasından olayı izliyor. Kontes bembeyaz tuvaletiyle, pırlantalar içinde. Turgut siyah frağı çekmiş, yüzü asık. Bu tabut ne demek ola ki... Hayra alamet bir durum değil. Kontes bir işaret çakıyor, uşaklar yerlere kadar uzanan beyaz bir kürk koyuyor omzuna. İki beyaz tazı getiriliyor. Karların üstünde, bembeyaz kürk, iki beyaz tazı, resim müthiş. Kontes öyle istiyor hep, resim müthiş olsun, müthiş... Yönetici siyahlar içinde tabutun başında. Simsiyah tabut, cenaze arabası, mezarlıkçı kılığında tiyatro yöneticisi... Belli ki piyes iki seksen yatmış. Durum aynasız! Kontes tabuta doğru yürüyor. Herkes nefesini tutmuş ardından bakıyor. Kel Turgut, "Ulan İstanbul'da fiyakamız yerindeydi, ne halt etmeye bu karının peşine takılıp buralara geldik. Hayvan Fransızlar ne anlar Musahipzade Celal'den..." diyor. Bembeyaz bir sessizlik. Kontes eğiliyor, tabutun kapağını açıyor. Tabutun içinden binlerce rengarenk kelebek fırlıyor doğan güne karşı. Şaka, şaka! Oyun çok beğenilmiş; gelsin şampanyalar, gelsin havyarlar. Turgut coşuyor, Fransızlar'a karlar üstünde İstanbul çiftetellisi öğretiyor...
Evet, bir vardı bir yok şimdi. Evvel zaman içindeydi kalbur saman. Bir zamanlar biz Şişli'deki Ümit Tiyatrosu'nda, seyircinin beşiğini tıngır mıngır sallar idik. Ben, Gülriz Sururi, Engin Cezzar, Aydemir Akbaş, Erden Alkan, Suzan Ustan, Celile Toyon, Bilge Şen... Haa bir de, Turgut Boralı'yla Bülent Erbaşar. Her gece çıkar oynar, insanlara mallar anlatır, sonra da arkamıza döner bakardık ki bir arpa boyu yol gitmişiz. Şimdi konfeksiyoncular çarşısı olan Ümit Tiyatrosu'nda her akşam oyundan önce yaptığımız kulis gırgırlarının başında Kontes'le Turgut'un maceraları gelirdi. Bitmez tükenmez bir sözel tefrika... Kontes, Bülent Erbaşar; 'Düşenin Dostu' oyunundaki Mona Lisa adlı karakteri çok büyük bir başarıyla oynadığı, yüzü de Mona Lisa kadar güzel olduğu için. Ünlü Türk aktörü Kel Turgut da Turgut Boralı; ünlü aktör, Türk ve kel olduğu için.
O ara Anjelik filmleri çok moda. Anjelik ve sevgilisi topal Geofrey de Peyrac yani Robert Hüseyin Efendi tefrikaları İstanbul'u kırıp geçiriyor. Hemen bir kontes, ve topal bulamadığımız için kel sevgili geyiği üretildi. Her akşam oyundan önce maceraları anlatılıyor. Nur içinde yatsınlar Bülent Erbaşar da, Turgut Boralı da kelebekleri özgür bırakıp peşlerine takılıp gittiler... Göçmüş Oyuncular Tiyatrosu'na...
Yıllar sonra Bodrum'da aklıma düştüler.
Dostlarınıza dikkat edin.. Aman ha.. Bir varlar... Bakıyorsunuz gidivermişler..
Çok özlüyorum onları..
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|