kapat
27.07.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL

EMRE AKÖZ


Üstadınız öyle demiyor

Dikkatinizi çekmiştir Özellikle son 10 yıldır... Yaşını başını almış köşe yazarları... Mesleğin eskileri, 'duayenleri', 'ustaları', abilerimiz, ablalarımız benzeri bir şeyi ikide bir yazıp (ya da TV'de dile getirip) dururlar... Hepsi olmasa da çoğunluğu bunu yapar

Efendim gazetecilik mesleğinde düzenler bozulmuştur. Artık gökten zembille köşe yazarı indirilmektedir... Halbuki eskiden böyle değildir. Peki nasıldır?

Gazeteci dediğin dizgicilikten, muhabirlikten işe başlar... Çeşitli kademeleri yavaş yavaş geçer... Bu arada pişer, tecrübe kazanır... Sonunda da köşe yazarı olur...

Bize (ve size) anlatılan hikaye budur. Eh şimdi kim oturacak da bu iddianın doğruluğunu, yanlışlığını araştıracak? Hangi genç gazetecinin buna vakti var? Hangi akademisyen böyle nispeten tali bir konu üzerinde durur?

Ama Bedii Faik'in anıları sayesinde sözü geçen iddianın yanlış olduğu ortaya çıktı...

Palavranın deşifresi

Bedii Faik Akın'ın "Matbuat, Basın derkeeen... Medya" adını verdiği anılarını Doğan Kitap basıyor. Kitabı üstünde 'Birinci Cilt' ibaresini görünce diğer kitapları da beklemeye başladım.

Geçenlerde dördüncü cilt de yayınlandı.

Eh artık bu anıları 'eleştirel' biz gözle okumanın sırası gelmişti. Altından girip üstünden çıkmak, bugünle kıyaslamak, başka anılarla karşılaştırarak elimden geldiğince eksiğini gediğini ortaya koymak amacıyla ilk kitabı okumaya başladım.

Daha birinci bölümde ne göreyim? Bu yazının başında sözünü ettiğim 'iddia', yani "meslekte kıdemi olmayanların eskiden köşe yazarı yapılmadığı" iddiası palavraymış.

Örnek mi? Bedii Faik'in kendisi! Ve işin eğlenceli yanı nedir biliyor musunuz? Bu iddiayı öne sürenler, daha birinci ciltte anlatılan olayı es geçiyorlar; 'usta' ya da 'üstat' dedikleri Bedii Faik'in anlattığı nice anekdota köşelerinde yer veriyorlar da bunu görmezden geliyorlar. Bak sen!

25 yaşında sermuharrir

Hadi baştan alalım...

Bedii Faik 1921 yılında Bandırma'da doğar. Kabataş Lisesi'nde okr. Tıp Fakültesi'ne girer...

Bir yandan okurken, bir yandan da dönemin önde gelen zenginlerinden Mithat Nemli'nin tütün şirketinde çalışmaktadır. Hırslıdır, azimlidir, gücü kuvveti yerindedir. Bir yıl içinde depo müdürlüğüne kadar yükselir. Aldığı para gayet iyidir. Annesine ve kardeşine o bakmaktadır.

Derken çeşitli sebeplerle istifa eder. Okulu da terk etmiştir. Kendisi tütün ticareti yapmaya başlar. Bursa'da iş peşinde koşmaktadır. Ama sonra o işi de bırakır. İstanbul'a döner. Cebinde az bir para bulunmaktadır. Peki şimdi ne yapacaktır?

****

Bedii Faik'in arkadaşları arasında bir de gazeteci vardır Kadri Kayabal. Onunla liseden ve semtten tanışmaktadır.

Günün birinde Doğan Nadi'nin, Kadri'nin de çalışmakta olduğu Tasvir gazetesinde yazdığı küçük fıkralar, kısa yazılar konu olur aralarında. Bedii Faik de, devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel hakkındaki bir yazıya burun kıvırır. "Ne var bunda" der arkadaşına, "biraz kabiliyeti olan herkes yazabilir."

Kadri bastırır "Hadi canım! Yaz da görelim."

Bu söz Bedii Faik için büyük bir meydan okumadır. İçinden bir sıcaklık dalgasının yükselip kulaklarını uğuldattığını hisseder. "Peki, görürsen sen" der. Kadri gittikten sonra da oturup tam 17 fıkra kaleme alır. Ve bunları Kadri'nin patronlarından Ziyad Ebüzziya'ya postalar.

Fıkralara ve mektuba adını koymamıştır. Sadece 'B.A.' yazmıştır. İki gün sonra Tasvir'in Ziyad Ebüzziya imzalı başyazısının dibinde bir not gözüne çarpar "B.A. rumuzuyla bize yazı gönderen zata... Lütfen gelip yazı işleri müdürümüzle görüşün."

Bedii Faik hazırlanıp gider. Yazı işleri müdürü Necdet Öztok'a kendini tanıtır. Öztok karşısında 24-25 yaşlarında bir genç görünce şaşırır. Sonra toparlar. Kahveler, sohbet filan derken durum belli olur...

Tasvir'in sahipleri 'Son Saat' adıyla bir akşam gazetesi çıkarmayı planlamaktadır. Bedii Faik'ten de bu yeni gazetenin birinci sayfasında yazmasını istemektedirler. Hatta bu sütunun adını bile aynı gazetede çalışan Mithat Perin ile birlikte düşünüp koymuşlardır 'Taşı Gediğine'.

Bedii Faik kabul eder. Gazetenin çıkmasına daha bir iki ay vardır. Son Saat, 21 Temmuz 1946 seçimlerden kısa bir süre önce yayın hayatına atılacaktır. "Fıkra yazarlığına başlıyordum ama" diye anlatıyor Bedii Faik o günleri, "gazeteciliği, son derece ateşli ve dikkatli bir gazete okuyucusu olmanın ötesinde hiç bilmiyordum."

Kollar sıvanır. Toy Bedii Faik, başta Necdet Öztok olmak üzere, tecrübeli çalışanlarca hızlandırılmış bir kurstan geçirilir. Çünkü çocukluğundan beri yazmaya düşkün olmanın ötesinde konuyla hemen hiç ilgisi yoktur.

Peki diğer çalışanlarca nasıl karşılanır bu tecrübesiz delikanlı? Bedii Faik, "Hakçası, bütün kadro, kahvecimiz dahil, bana kucak açtı. 'Bu da nereden çıktı' yollu ufacık bir şüphe bakışını, bir garipseme kırıntısını görmedim" diyor anılarında.

Ya başaramasaydı?

Hadi buyrun bakalım! Hani eskiden böyle bir uygulama yoktu? Hani köşe yazarı olabilmek için mesleğin zorlu basamaklarını teker teker tırmanmak gerekiyordu?

Alın işte! Bundan yaklaşık 60 yıl önce (ki günümüze kıyasla çok daha muhafazakar bir dönemdir) delikanlı Bedii Faik'i alıp, yazar yapmışlar. Hem de başyazar; sermuharrir!

O da üstlendiği görevi başarıyla yerine getirmiş. Hatta kısa bir süre sonra da, sektördeki genç kuşağın temsilcisi olarak, Gazeteciler Cemiyeti'nin yönetimine dahi seçilmiş. Burhan Felek'in yardımcısı olmuş.

Ya başaramasaydı? Ne olurdu? Hiiiç! Elenip giderdi. Belki tütün işine dönerdi. Belki fakülteyi bitirip doktor olurdu. Bugün de "Tabib, Hekim derkeeen... Daktır" diye anılarını yazardı.

'ÜNLÜ KEKLİK'E AÇIK MEKTUP
Sevgili Famous Grouse'cılar! Adını kırmızı İskoç kekliğinden alan viskinizi ne çok sevdiğimi burada yazmıştım. Hatta siz de teşekkür etmiştiniz. Ama yeni reklamınız bizim gazetede yok. Niye? Sabah okuru viski içmez mi yani? O güzel reklamınızı yayınlatmak üzere ilgili servisimize başvurabilirsiniz. Tabii ki hataları düzeltilmiş olarak Suşi barın adı 'High Sushi' değil, 'Hai! Sushi'... Nü Teras öyle değil, 'NuTeras' diye yazılıyor... 'Planet' Erenköy'de değil, Şaşkınbakkal'da... Chocolate ise Ritz Carlton Oteli'nin altında. Şerefe!


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap


Sarı Sayfalar


Sizinkiler
TEMA

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır