|
 |
|

MANSUR FORUTAN
Arabamı ele geçiren ruhlar
Olmuyor!
Ne yaptıysak başaramadık. Kafasına estiği zaman yolda bırakıyor, sonra canı istediği zaman çalışıyor.
İçine şeytan girmiş sanki!
Sözünü ettiğim benim külüstür.
Daha önce yazmıştım. İlk kez yolda bıraktığı günü ve bu aksilik sonucunda tanıştığım en tatlı berduşları anlatmıştım.
O günden sonra defalarca yolda bıraktı şerefsiz.
Hem de en olmadık yerlerde. Neredeyse kırk yaşına geldi. Haksızlık mı ediyorum acaba?
İlk seferinde şanslıydım, imdadıma berduşlar yetişmişti.
İsmi lazım değil, bir gece kulübünden tam ayrılırken kaldım. Kahya arabayı getirdi, direksiyona geçtim, sonra durdu.
Arabalarını bekleyenler, kahyalar, taksi şoförleri, yoldan geçenler, artık kim varsa "bütün zamanların en büyük zavallısı" damgasını vurdular.
Kızarmak?
Terlemek?
Utanmak?
Bu konuda bir şey bildiğinizi sanmıyorum.
Ayrıntılara girmek istemiyorum. Yazarken bile tik basıyor. Sadece Allah'a yalvardım çalışsın diye. On dakika sonra utancımı geride bırakmayı başarmıştım. Araba çalışınca arkadan alkış sesleri geldi. Aynadan kestim. O yüzleri asla unutmayacağım!
Ertesi gün Metin Usta'ya ışınlandım. Metin Usta yeni arabaları sevmiyor. "Çıkar at, yenisini tak! Ustalığı eski arabalarda göstericen."
Benim arabayı o yüzden seviyor. Oynuyor onunla. Akşam gelip almamı söyledi.
Araba araba değil, roket. Çekiş muhteşem, motor sesi sanki Zetina dikiş makinesi.
Radyoda çılgınlar gibi 80'ler çalarken, bendeniz 1600 cc'nin hakkını verme çalışmaları yaptım gece boyunca. O gece İstanbul'un yolları benim canavardan bıktı.
Allah düşmanımı bile köprüde bırakmasın!
Evet bu onarımın üstüne, köprüde kalmak bekleyeceğiniz en son şey. Tik basmaması için ayrıntılara girmiyorum. Sonra iki kez daha kaldım yollarda. Bunlar çok dramatik değildi neyse ki.
"Ben bu işten bi'şey anlamadım." Böyle buyurdu Metin Usta ertesi gün karşısına dikildiğimde.
"Kirkor'a bi' gösterelim." Onu pes etmiş bir halde hiç görmemiştim.
Kirkor Usta ön çalışmanın ardından, ki bu motoru inceleme aşamasıydı, benzin deposunu açıp Şaşal şişesine bir miktar benzin çekip rengine baktı.
"Kasımpaşa Lağımı" dedi sadece. Ardından depoyu sökün emrini verdi. Çömezler işe koyuldu. Minik arabamın minik deposu söküldüğünde duygusal anlar yaşadım.
Depomdan madeni elli bin lira çıktığında bu duygusallık yerini "oha" diye haykırmaya bırakmıştı.
Temizlik devam etti. Ciddi miktarda alüvyon, kimliği tanımlanamayan objeler çıktı. Hazine buluruz diye heveslendik, ama minik bir fare leşi çıktığında taş olduk.
Bir fare, bir arabanın benzin deposuna nasıl girer?
Ustalar elli yıldır bu işi yaptıklarını ama böyle bir şeyle ilk kez karşılaştıklarını söylediler. Daha önce arabanın bagajından insan cesedi çıkardıklarını hatırlıyorlar. Ama farenin girmesine akıl sır erdiremediler.
Gereken temizlik yapıldı. Artık depoma porsuk bile girse bir sorun yaşamayacağımı söylediler. Oysa benim kafam o farenin depoya nasıl girdiği sorusuna takılıydı. Farenin ruhu arabamı ele geçirmiş ve farkına varamamışım.
Tek olasılık beş yıl önce arabayı boyatmaya vermiştim. Acaba o zaman araba söküldüğünde mi girmişti. Bilemiyorum...
Siz siz olun, arabanız tanımlanamayan gariplikler yaptığında deponuza bir baktırın.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|