|
 |
|

MEHMET BARLAS
Lozan'a bakarak, bugün dünyayı anlamak çok zor!
Evcilik oynayan çocuklar gibi, salonun ortasına yastık duvarlardan bir ev kurup, bunun içinde, hayali bir ailenin ve olmayan bir dünyanın sorunlarını konuşmak, mutlaka eğlencelidir.
Ama bu oyunu, bedenlerindeki bütün tüyler ağarmış büyükler de, oyun değil gerçekmiş gibi oynarlarsa, olay traji-komik bir gösteriye dönüşür.
Bugünün sorunlarını düne ait bilgilerle anlamaya çalışmak ve gerçek-ötesi bir dünü, sürekli cilalayıp, ona özlem duymak, bir nevi çocuklaşma değil midir?
24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'na bakış açımızı da, bu açıdan değerlendirmemiz şart.
Örneğin bazıları tutturmuş, hep aynı plağı çalar..
- Batının emperyalist güçleri, Sevr'i canlandırmak için her şeyi yapabilirler...
Bazıları da, Lozan'ın önemini vurgulamak için, "Lozan, Batı'nın yenilgisi"dir yorumunu getirirler.
Tarihte ve coğrafyada, biz Türklerden de başka ulusların ve Türkiye'den de başka devletlerin bulunduğunu bir kabullensek, ne Lozan'ın önemi azalır, ne de Sevr Antlaşması'nın koşulları hafife alınırdı.
1'inci Dünya Savaşı'nda yenilen imparatorluklar (Osmanlı, Alman, Avusturya-Macaristan) ve Rus Çarlığı, çeşitli antlaşmalarla cezalandırıldılar.
Bunlar parçalandı, üzerlerinde çoğu cumhuriyet olan yeni devletler doğdu, topraklarını kaybettiler.
Mesela nasıl Alman İmparatorluğu yok olup, yerine Weimar Cumhuriyeti ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yok olup, yerine Avusturya, Macaristan gibi devletler kurulduysa, Osmanlı İmparatorluğu'nun yerine de Türkiye Cumhuriyeti ve diğer devletler geçmiştir.
Bugünkü Irak, Suriye, Lübnan da, bunlardan örneklerdir.
Özetle Sevr Antlaşması, tıpkı Saint-Germain veya Neully gibi, "yenilgi"nin sonucudur.
Yenilen ve kendilerine Paris Konferansı ile ağır şartlar zorlanan ülkeler, kendilerine gelir gelmez, bu antlaşmaları reddetmişlerdir.
Atatürk ve Türkiye, bu açıdan öncüdür. Kurtuluş Savaşı ile, Sevr şartlarının, "Anadolu topraklarına ilişkin bölümleri" değiştirilmiş ve Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Antlaşması'na dayalı olarak kurulmuştur.
Paris Barış Konferansı şartlarının değiştirilmesini isteyen "Revizyonistler"in, başarıya ulaşan ilkidir Türkiye.
Daha sonra, Hitler döneminde Almanya başardı bu işi.
Askersizleştirilmiş Rheinland'a asker soktu, sınırlı ordu zorunluluğundan Wehrmacht'a geçti. Bu da yetmedi, Avusturya'yı ilhak etti, Danzig koridorunu aldı.
Bizim için Lozan ne ise, Almanlar için de, Batı'nın yeni şartları kabul ettiği Münih Zirvesi odur.
Aynı dönemde Türkiye de, önce Montrö, sonra Hatay ile, Sevr'in geride kalan bazı bölümlerini daha değiştirmiştir.
Bugünün dünyasında, Sevr de, Lozan da, birer "tarih" olayıdır.
Yeniden ne Sevr, ne de Lozan yaÅŸanabilir.
Yeni dünya çok farklı jeopolitikaları konuşuyor.
Ve ülkelerin jeopolitik konumu da, değeri de, her an değişiyor.
Örnek verelim.
20'nci yüzyılda ilk defa, Amerikan B-52 uçakları, Amerika kıtasından kalkıp, Miloşeviç'in Yugoslavya'sını bombaladılar ve Amerika'ya geri döndüler.
Bu, Sovyetler'in çöküşünden sonra, Amerika'nın kimseye muhtaç olmadan, dünyanın herhangi bir coğrafyasına askeri müdahalede bulunabileceğinin kanıtı gibi algılandı.
Ve aradan iki yıl geçmeden, sivil yolcu uçaklarını ele geçiren teröristler, New York ile Washington'u vurdular...
Birden, Amerika'nın jeopolitik konumu da değişti.
Dünyanın her köşesini vurabilen Amerika'nın da, asimetrik bir saldırı ile, her an vurulabileceği çıktı ortaya.
Sonra Afganistan'a müdahale, Orta Asya'da Rus-Amerikan dayanışması ve Irak'ın işgali geldi.
Şimdi yeni bir dünya kuruluyor.
Türkiye de, bu dünyadaki yeni yerini anlamaya çalışıyor. Çünkü Türkiye, etken bir konumda değil.
Hadi bakalım.. Kolaysa Lozan'ı hasretle anıp, bugünü izah etmeye çalışın.
ÅžAKA
Nesi etkiliymiÅŸ?
Forbes dergisine göre, dünyanın en etkili işadamı British Petroleum'un (BP) Başkanı John Brown'mış..
Mr. Brown, bir televizyon kanalı ve bir de banka alsaydı, etkisinin sınırsız olabileceğini görürdü.
NEFES ALDIK
Ek verginin iptali sevindiricidir!
Anayasa Mahkemesi'nin ek motorlu taşıt vergisini iptal etmesi, vergi mükellefleri açısından sevinilecek bir gelişmedir.
Burada hükümetin yapması gereken şey, ilk ek vergi taksidini ödeyenlerin, ödedikleri parayı, normal motorlu taşıt vergisinin ikinci taksidine mahsup etmesidir.
Ama Maliye Bakanı Unakıtan, "Daha geniş kapsamlı bir yasa hazırlayacağız. Yeni araç alanlardan da ek vergi alacağız" diye konuşuyor.
Vergi oburu bir maliye yapısının, harcama hasisi bir yapıya dönüşmesini beklerken, hep tersinin gerçekleştiğini görmek, üzüntü verici.
Açıkçası, döviz kurunun hızla düştüğü ve ithal mallarına talep artarken, cari ödemeler dengesi açığının büyüdüğü bu dönemde, hükümet buna karşı ekonomik yöntemleri oluşturmuyor.
Sadece "nereden ne vergi daha fazla alınır" konusu işleniyor.
Ne diyelim ki?
- Yoktur birbirinizden farkınız. Hiçbiriniz, bir Özal etmezsiniz!
Mesajlarınız için;
mbarlas@sabah.com.tr>
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|