|
 |
|

HINCAL ULUÇ
Tartışmaktan bile korkar gibiyiz!
Tiyatronun yazılmamış kurallarından biridir. "Birinci perdede sahnede bir tabanca görülmüşse, son sahnede patlar.."
Klasik Yunan trajedilerinden aktarma bir kural bu. O zaman tabanca nerede.. Bıçak ya da başka bir silah çıkardıysan birinci perdede, beşinci perdede onu kullanacaksın.
Tiyatro yaşamın aynası değil mi?..
Lafı nereye getireceğim..
Serdar Turgut'a..
Herkesin, en azından kendisi ile gizli gizli tartıştığı bir konuyu o ortaya atmaya cesaret etti de.. Alnından öperim.
Olayın üzerinden çok zaman geçti, ama bitmedi. Bitmez.. Üstü küllenmez, yara onulmaz. İnsanlar yaşadıkça hatırlanacaktır. Hele böyle konuşmaz da unutturmaya kalkarsak, daha da hatırlanacaktır.
Türkiye'nin en iyi yetiştirilmiş askerleridir, Özel Birlik mensupları..
Onlara iki şey öğretilir..
Kendilerinden kat kat üstün düşmana karşı savaşma..
Savaşırken ölümü göze alma..
"Savaşmalı, ölünceye kadar savaşmalıydılar" diyen Serdar'a "Sen hiç öldün mü" mesajları çekenler, boş vicdan sömürüsü yapıyorlar.
Kimse kimseyi Özel Kuvvet askeri yapmıyor. Buraya gönüllü geliyor.. Her gönüllü de değil.. Yüz kişi başvuruyor, biri seçiliyor..
Yani bu insanlar, ta başından itibaren ölümü göze alarak bu birliğe katılıyor ve fevkalade pahalı bir eğitimden geçiyorlar. Sonunda onlardan istenen, gerekirse ölmek..
O zaman "Sen hiç öldün mü Serdar" lafı komik oluyor.
Bu iÅŸi bilen ve izleyen, yani bilenlerle konuÅŸtum..
"Birinci perdede teşhir edilen silahlar, son perdede niye kullanılmadı" diye..
O gece, "kahve içmeye" diye gelenlerin baskınına uğrayan Türk Özel Birlik mensubu subaylar, silaha davransalar, gelenlerin tümü, geldiklerine pişman edebilirlermiş.
"Amerika dünyaya rezil olurdu" diyorlar..
Peki neden silah çekmediler ve teslim oldular?..
İki unsur var, öyle anlattılar bana..
1.Askerlerin tüm eylemleri talimatlarla sınırlanmıştır. En başta da ne zaman silah çekecekleri.. Bu talimatlar içinde "Müttefik" ile savaşma konusunda tek madde yoktur.
2.Talimatlarda yazılı olmayan durumlarda kararı komutan verir. Irak'taki komutan fevkalade "İzanlı" bir karar vermiştir. Orada savaş kararı alsa, yerel bir zafer kazanabilirdi. Ama Türkiye'nin ve müttefiki Amerika'nın başına da büyük bir bela açardı. Komutan sorunun, dostça ve müzakerelerle çözümüne imkan verecek tercihi yaptı. Bu tercih doğrudur.
Bunları anlatan ve "Doğru" diyenlerin de içlerinin kan ağladığını hissettim.. Neticede çok iyi yetiştirilmiş bir asker olduğun halde, tek kurşun atmadan silahlarını bırakıyorsun..
Doğru, ama iç ezen bir karar.. Bu sebeble dünya durdukça kalplerin ve beyinlerin bir yerinde duracak..
Birinci perdede görülen silahlar, son perdede niye patlamadı?..
Şöyle diyebilir miyiz?.
Süleymaniye baskını son perde değildi de ondan..
Sinan AÄŸabey!..
Yazılarımı bitirdim.. Bilgisayarı kapayıp kalkacağım.. Karşımda NTV açık ya her zaman..
"Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Başkanı, Uluslararası Olimpiyat Komitesi Türkiye üyesi Sinan Erdem, tedavi gördüğü Paris'te hayatını kaybetti.."
Dondum kaldım.. Kelimenin tam anlamı ile dondum kaldım..
Spor dünyasında en sevdiğim insanlardandı.. İnsandı çünkü..
En büyük muhalifi idim..
Hayatını tek amaca vakfetmişti. Türkiye'ye olimpiyat getirmek..
Sonuna dek karşı çıkıyordum.. "Vermezler.. Verseler de seyircisiz olimpiyat yapar rezil oluruz" diye.. Türkiye ve olimpiyat konulu panellere davet edildiğinde ne şart koşardı bilir misiniz?..
"Hıncal'ı da çağırırsanız.."
İşte sevgi bu.. İşte demokratlık bu..
İşte sportmenlik bu, ağalar, beyler paşalar.. Sportmenlik bu.. Dostluk, kardeşlik, arkadaşlık bu..
Olimpiyat Stadı'nda da hem de nasıl muhalifi idim..
Beni yerli yabancı dostlarına nasıl keyifle tanıtırdı
"İşte bir numaralı muhalifim" diye..
Yaşadığı sürece yazamadım.. Çünkü hastaydı..
"Ne o ulan.. Öleceğim falan mı sanıyorsun" der diye..
Şimdi söylüyorum..
Olimpiyat Stadı'na, hemen, şimdi, derhal Sinan Erdem adı verilmelidir.
Spora adanmış ömürler içinde, anıtlaşmaya bu kadar layık bir isim daha yoktur..
Asıl önemlisi.. Sinan Erdem olmasaydı, o stad olmazdı..
Galatasaray'ın ilk maçında tören yapılmalı, plaka çakılmalıdır.
"Sinan Erdem Olimpiyat Stadı!.."
Böylece Sinan Erdem ve hayatını vakfettiği olimpiyat ebediyen birbirlerinden ayrılmazlar, her maçta, her yarışma, her organizasyonda ikisini birlikte anarız...
..Ve de Sinan Erdem adı, sonsuza dek "olimpiyat" ile yan yana durur..
İki "keyifli" mekan..
Muzo "Cumali diye bir yer açıldı. Kemal Özkan'ın Sünnet Sarayı'nda" dedi.. "Kalkın gidelim.."
"Yahu sünnet sarayında kebapçıya gidilir mi, kimbilir ne etidir" diye gırgıra aldık Muzo'yu ama kalktık gittik.. Özcan aşık.. Diyete başlamış.. Ünal aşık diyete başlamış.. Bizim dostlarda aşk ile diyet orantılı gider.. Kimsede diyet miyet kalmadı..
Nasıl saldırdılar etlere..
Bir defa mekan fevkalade keyifli.. Geniş, ferah bir bahçe.. Masalar yayılmış, dağılmış, kimse kimsenin lokmasını saymıyor, dediğini dinlemiyor..
Dükkana adını veren Cumali, daha uzaktan göründüğünde "Ben Cumali'yim" diyor.. Tipik bir güneydoğu babayiğidi.. Kendi eli ile pişirip servis ediyor. Tike'nin mi, Köşebaşı'nın mı şef kebapçısı imiş, ayrılmış kendi dükkanını açmış..
Antrede çöp kebap yedik.. Ana yemek de şiş kebab..
Ama ne ÅŸiÅŸ kebap..
Balıkesir'den geliyormuş etler.. ("Bu mevsimde Gönen kuzusu yenir"/ Ali Kestaneci).. Ama mesele etin ötesinde.. Nasıl bir harman yapıyorsa Cumali Usta.. Dişe gerek yok. Lati lokum, damakla yersiniz.. Öyle yumuşak ve de öyle lezzetli..
Yaz bitmeden bu bahçeyi deneyin. ( 212 269 18 70)
****
Fishmekan..
İsim harika.. Bizim feşmekanı almışlar, Fishmekan yapmışlar.. Balık mekanı anlamına.. Bir de masalara Cola Turka servisi yapsalar iş bitecek.. Benim kültür emperyalizmi takıntım yok.. Sınırlar bu kadar gevşeyince diller de karışacak, böyle "Cin gibi" espriler de yayılacak.
Bizim ünlü barcı Esco Hakan, kendi deyişi ile ıslah-ı nefs etmiş. Barcılığı bırakmış, efendi efendi akşam yemeğine dönmüş..
Bir de baskı yapıyor.. Ben bunun barlarına gitmezdim ya, geceyarısından sonra saat birde falan başlıyor hayat, oysa o saatte ben uykuda olurum diye. "Bak Hıncal ağbi sana göre dükkan açtık" diyor durmadan..
Sonunda bir akşam bizim miskinler tekkesinde otururken Muzo "Akşam yemeği ne olacak" diye sordu gene.. İçimizdeki tek aç o.. Soru hep ondan gelir..
"Fishmekan" dedim.. Dalga geçiyorum sandılar.. Hıncal.. Balıkçı.. "Tamam" demişler içlerinden, "Hıncal ağbi kesin bunadı.."
Dayatınca şaka etmediğimi anladılar.. Barcelona'da yüzme var, Fener'in maçı var.. Geciktik tabii.. Gecikince de aç kurtlara döndük ve Fishmekanı dolduran mankenler arasından (Hakan demek, manken demektir) geçerken Asuman Krause ile "Yeni aşk" kucaklaşmalarına girip, masamıza oturur oturmaz, mezelere saldırdık..
Fransızlar "Ölesiye aç" anlamına "Kurt gibi" derler.. Ben daha önce dedim zaten.. Bir saldırdık.. Hepsi de enfes mezeler.. Ve pes ettik.. Öyle pes ettik ki, Hakan'a "Balık söyleme.. Bugün antreleri tattık. Balıkları bir dahaki sefere" diye söz verdik.. Tatlılarda ısrar etti.. Biz de tattık.. İrmik ve çikolatalı sufle.. İkisi de dondurmalı.. İkisi de nefis..
Karnımız doyunca gözümüz iyice açıldı. İstanbul'un en manzaralı mekanı.. Terastan dışa bakıyorsunuz çepeçevre "İşte paşam İstanbul!.."
İçe dönüyorsunuz.. Türkiye'nin en gözde mankenleri masalara yayılmış..
Yani, ne yana dönseniz manzara harika..
Bundan keyifli yer olur mu?. (212 358 51 58)
SEVDİĞİM LAFLAR
Ahlak dersi veren erkek çok kere iki yüzlüdür. Ahlak dersi veren kadın ise her zaman çirkin.
Oscar Wilde
(Teşekkürler Recep.)
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|