|
 |
|


Bermuda Şeytan Dörtgeni
Hava güzeldi, insanlar denizdeydi. Denize mayoyla giren kadın da vardı, elbisesiyle giren kadın da.
Karadeniz çırpınıp, duruyordu.
Rize'ye yaklaştık ve güpegündüz gök karardı, bardaktan boşanırcasına yağmur başladı.
Az sonra yine her ÅŸey eskisi gibiydi.
Pırıl, pırıl bir hava, tepede güneş, insanlar ise denizde.
****
Belediye'de randevumuz vardı... Gittik. "Sorunları" dinlerken, sorduk
- Birkaç gün önce hemşehriniz buradaydı... Bu sorunları ona da anlattınız, değil mi?
- Maalesef... Belediyemizi ÅŸereflendirmediler.
BaÅŸbakan, 16 Temmuz'da "Rize'yi ÅŸereflendirdi."
"Bir gece" kaldı.
Ama "Belediyeyi ÅŸereflendirmedi."
Neden?
Belediye Başkanı Hızır Hop "ANAP'lı olduğu için mi?"
****
Belediye "Başbakan'a sunulmak üzere" bir dosya hazırlamış.
Tayyip Bey uğramayınca...
Dosya "Başbakan'ın masasında kalmış."
Aldık "çantamıza koyduk."
Sayın Başbakan isterse "takdim edebiliriz."
****
- Ey Rize... Ey Belediye... Sorunlarınız?
Sorun çok.
Ama "öncelikli" olanları şunlar
* Karadeniz Sahil Yolu bir an önce bitsin.
* Turizm istiyoruz... Allah her şeyi vermiş... Ama altyapı noksan.
* Karadeniz Teknik Üniversitesi'ne bağlı 4 Fakülte, iki de Yüksek Okul var... Bin öğrencilik yurt var... Rize'ye üniversite istiyoruz.
* Organize Sanayi istiyoruz.
* Rize-İspir-Erzurum yolunun iyileştirilmesini istiyoruz.
****
Sonra kentin caddelerine, sokaklarına daldık. Kent sanki "bayram yeri gibi."
İşlerlerinin önünde "bayraklar."
Yollarda "afiÅŸler."
Duvarlarda "yazılar."
Bir kısmı "Rizespor'a ait."
Bir kısmı da "Karadeniz'in diğer üç takımına."
Trabzonspor'a, Samsunspor'a ve Akçaabat Sebatspor'a. "Süper Lig'e hoşgeldiniz" yazıları da az değil.
"Hoşgelen" Akçaabat Sebatspor.
Cumhuriyet Caddesi'nde, koca bir binanın ön cephesine, uzunca bir süre bütün binayı kaplayacak şekilde "şu yazı" asılmış
"Bermuda Şeytan Dörtgeni'ne hoş geldiniz." İlk kez Süper Lig'de "dört takımı" olan Karadeniz bu sezon "Bermuda Şeytan Dörtgeni."
- Ey Rizeli... Bu bina boyu afiÅŸ kimin fikriydi?
Rizespor'un "eski yöneticilerinden" Nurettin Cengiz
- Yavuz Abi.... Benim fikrim... Allah Karadeniz'e bu günleri de gösterdi ya... Bina boyu afişi yaptırıp, astım... Sonra da Rizespor yönetiminden ayrıldım.
- Neden?
- Oturduğun koltuğa çakılıp, kalmayacaksın... Bırak, biraz da başkaları yöneticilik yapsın.
İşte Tayyip Bey'in köyü
Rize'nin hemen yanıbaşında bir dere. "Güneysu deresi." Dağlarda doğuyor. Güneysu ilçesinden geçiyor.
Rize'de, denizle buluşuyor. Karadeniz "yerleşim olarak... İdari bölünme olarak" çok ilginç.
Sekiz-on kilometre gidiyorsunuz...
Karşınızda "bir ilçe." Örneğin, Güneysu ilçesinin Rize-merkeze uzaklığı dokuz kilometre.
GÜNEYSU YOLLARI
Dere öylesine temiz, öylesine güzel ki...
İnsanlar, dere kenarında piknik yapıyor.
- Buralarda bir çay bahçesi falan yok mu?..
- Var Yavuz Bey... Az ilerde.. Güneysu'ya girmeden.
Direksiyon'u "o yöne" çeviriyorsunuz. Tatlı bir meyil. Dağa doğru kıvrıla, kıvrıla yol alıyoruz. Yanımızda şırıl, şırıl Güneysu deresi akıyor.
Yolumuzda sık, sık "bez afişler" asılı
"Sayın Başbakanımız... Baba ocağına hoş geldiniz." Gerçi, bütün Rize "bu afişlerle" dolu ama... "Güneysu yolu" daha da dolu.
"Eh" diyoruz
- 16 Temmuz'da Tayyip Bey buradaydı... Doğaldır.
DÖRT MEVSİM
Ve birden, yolun solunda, yeşillikler içinde bir tesis "Dört Mevsim Alabalık Tesisleri."
Yeşilin her tonu burada. Çiçeğin her çeşidi.
KuÅŸ sesinden baÅŸka ses yok.
Tesisin "az yukarısı" Güneysu ilçesi.
"İki yüz metre" var, yok. İlçenin "az yukarısında da" bir köy var Dumankaya Köyü.
Bir, bir buçuk kilometre var yok.
Ve oralar da "güzellikler... Yeşillikler... Ağaçlar, çiçekler" içinde.
BAŞBAKAN'IN KARDEŞİ
- Hoşgeldiniz tesisimize Yavuz Bey... Bugün kimler de gelirmiş meğer.
- Kimler geldi bizden baÅŸka?
- Az önce Recep Tayyip Bey'in kardeşi geldi... Mustafa Bey.
NARGİLE
- Sayın Donat... Ben Mustafa Erdoğan... İlçemize, köyümüze hoşgeldiniz... Sahi... Buralara nasıl yolunuz düştü?.. Sizi hangi rüzgar attı?
Bir yanıt vermeden, Mustafa Bey soruyor
- Önce ne içersiniz?
Sonra da garsona dönüyor
- Nargile hazırlayın.
KÖY SOHBETİ
Kiraz geliyor, kayısı, erik geliyor.
Çay geliyor, kahve geliyor.
Ve nargileler geliyor.
Biz "nargileden" anlamıyoruz ama...
Güneysulular... Köylüler "nargilenin usulünü... Adabını" çok iyi biliyorlar.
Mustafa Erdoğan da öyle.
Bize "ne yapacağımızı... Nasıl içeceğimizi" öğretiyor. Ve sohbet giderek koyulaşıyor.
TAYYİP BEY'İN AİLESİ
Tayyip Beyler "beÅŸ kardeÅŸ."
Mustafa Erdoğan anlatıyor
- Abim, ben ve kızkardeşimiz (Vesile) aynı ana, babadanız... Babamın ilk hanımından da iki kardeşimiz var... Mehmet Erdoğan, öldü... Hasan Erdoğan hayatta... Emekli... Buraya gelir, gider.
Mustafa Erdoğan da "birkaç günlüğüne" gelmiş. Annesini (Tenzile Hanım) de getirmiş
- O evde... Öğle sonu uykusunda... Ben de buraya, kahve içmeye inmiştim... Demek kısmetmiş, karşılaştık.
KÖYDE YAŞAM
"Bir şey" dikkatimizi çekiyor.
Mustafa Erdoğan'da "benim abim Başbakan... Burada her şey bizden sorulur" havası yok. "Saygısızlık... Şımarıklık... Sonradan görmüşlük" yok.
Dikkatimizi çeken bir başka şey
Köylüde de "hiçbir değişiklik yok."
"Köyümüzden Başbakan çıktı... Köye şu yapılsın, bu hizmet gelsin" diyen yok. Başbakan'dan, ailesinden "yardım isteyen" hiç yok.
Recep Tayyip Erdoğan onlar için yine eski "Tayyip Bey."
KardeÅŸi Mustafa ErdoÄŸan da "Mustabey."
İSTANBUL'A GÖÇ
Mamatılar... Bayraktarlar...
Gürlerler... İstifoğlular...
Mutlular... Öztürkler...
İstanbul'da iş-güç kuran pek çok Karadenizli "buradan... Güneysu'dan."
Güneysu "küçücük bir ilçe."
Temiz... İnsanlar sıcak.
BAÅžBAKAN'IN MESAJI
Mustafa ErdoÄŸan
- Yavuz Bey... Abim bir mesaj verdi... Mesajı şu Ey, büyük kentlere gidenler... Orada para kazandınız, zengin oldunuz... Ama doğduğunuz ilden, ilçeden, köyden kopmayın... Gidin, orada yatırım yapın... Yatırım yapamıyorsanız, en azından bir ev yapın... Doğduğunuz yerde bir ayağınız olsun... Her yıl birkaç gün de olsa gidin... Oralarda ekonomiyi canlandırın... Köyünüzün sosyo-kültürel gelişmesine katkıda bulunun... Yavuz Bey... Bizim buralar abimin mesajını aldı.
- Nasıl?
- Gelin, size göstereyim.
BABA OCAÄžI
Otomobile bindik.
"Yukarı doğru" tırmandık. "Bir-birbuçuk kilometre" yukarıya.
Ama yol "öylesine kıvrımlı" ki... "Dağa tırmanır" gibi. Yol boyunca "inşaatlar" gördük.
Buralardan çıkıp, İstanbul'da "zengin olanların... İhracatçı olanların... Hastane sahibi olanların" inşaatları. Ve sonra karşımıza Dumankaya Köyü ve köyde bir taş bina çıktı
- Yavuz Bey, işte burası da Tayyip abimin evi... Annem de içeride.
CENNET GİBİ
Karşıda "Kıble Dağı."
Sağımızda "Ayene Dağı."
Solumuzda "Küçükcami Dağı."
Arkamızda "Kamboz Dağı."
Ayaklarımızın altında çay bahçeleri...
Kiraz, armut, karayemiş ağaçları.
Fasulye, karalahana, salatalık, asma...
- Yavuz Bey... Bu dikenli salatalık... Meyve gibidir... Tadına bir bakın.
- Mustafa Bey... İyi de, salatalık Recep Tayyip Bey'in bahçesinden... Bakalım, helal edecek mi?
- Yavuz Bey, burada örf, adet, gelenek şudur... Her şey, hepimizin... Ayrı, gayrı yok... Madem köyümüze geldiniz... Buralar artık biraz da sizin... Buyrun, afiyetle yeyin.
Toprağın kimyası
Hızır Hop, çalışkan bir Belediye Başkanı. "Kadrosu" da öyle. Başkan Vekili Hasan Bey bize Rize'nin dağını, taşını göstermek için didindi, durdu.
"Yapılanları" gördük.
Yüzbin metrekare arazi üzerine kurulu "Mesut Yılmaz Sahil Kompleksi"nde çay içtik.
Kadın, erkek...
Yaşlı, genç...
Çoluk, çocuk...
Gece, gündüz parkta... Huzur içinde...
Kentte asayiş mükemmel.
Emniyet Müdürü başarılı.
Polisler "halkın içinde... Halka saygılı."
Rize'yi çok "düzgün" gördük.
Ama sık, sık önümüze çıkan herkes, aynı şeyi söyledi
- Yavuz Bey bizim için önce çay, sonra çay, ondan sonra yine çay... Eskiden Rize, mandalina bahçeleriyle doluydu... Hepsini kestik... Çay bahçesi yaptık... Zira çaya iyi para veriliyordu... Şimdi çay para etmiyor... Ve bizler meyve bahçelerimizden de olduk.
- Yeniden meyveye dönün.
- Söylemesi kolay... Yıllarca çay için gübre yiyen bu toprakta artık mandalina yetişir mi?.. Toprağın kimyasını bozduk.
DaÄŸlar, daÄŸlar...
"Hür doğdum hür yaşarım" şarkısı sanki Karadenizli için yapılmış. Karadeniz'de "yukarılara... Yaylalara... Köylere" çıkınca, bunu düşündük. Neden mi?
Dağların tepelerinde, eteklerinde bir köy.
Köy ama "sekiz hane... On hane."
Üç kilometre ileride "bir başka köy." "Yedi hane... Dokuz hane."
Ve evlerin arasında mutlaka belli bir açıklık var. İşi gücü, hali, vakti yerinde olan Karadenizli...
Örneğin Rizeli, çoğu zaman Rize'nin içinde kalmıyor.
Hem de "Rize'nin içinde evi olmasına rağmen."
"İlçesine... Köyüne" gidiyor.
GittiÄŸi yer "on kilometre... 20 kilometre..."
Veya Kalkandere gibi "otuz."
Ama "dağların eteklerinde."
Dereler "gürül, gürül."
Hava "serin."
Geceleri "yorgansız, battaniyesiz" uyunmaz. Asım Cengiz, akşam saatlerinde Kalkandere'yi gezdirdi.
Enfes bir "yayla."
Orada dediler ki
- Geceyi isterseniz Rize yerine burada geçirin.
"Ya üşütürsek" diye çekindik, kalmadık. Rizeli sağlığını herhalde "buralarda yaşamaya" borçlu.
Çalışkanlığını da "buralara tırmanmaya."
Atatürk Caddesi'nin nabzı
Rize'nin nabzı, kentin iki ana caddesinde atıyor.
Biri Atatürk Caddesi.
DiÄŸeri Cumhuriyet.
Atatürk Caddesi'ne gittik.
Esnaf... Yoldan gelip, geçenler başımıza toplandılar.
Mustafa Mandev, saat satıyor.
- Mustafa, işler nasıl?
- AK Parti tek başına iktidara gelince işlerde bir canlanma başladı... Sonra duruverdi... Şimdi yine açılıyor ama... Çok ağır.
Çetin Demirel "spor kıyafetleri" satıyor.
- Çetin, durum?
- Görüyorsunuz, dükkanlar mal dolu... İş olacak ki bu malı çeviresin... Hükümetten çok şey bekliyoruz... Bu fırsatı değerlendirmeleri lazım.
- Galiba sen AK Parti'ye oy verdin.
- Abi ben Saadet Partili'yim... Tayyip Bey'e oy vermedim ama başarılı olmasını isterim... Beklenti çok.
Ketenliköy imamı Faruk Kurtuluş da çarşıda.
- Faruk Hoca... Köy ne alemde?
- Köylünün sorunu çay... Zira başka gelir kaynakları yok... Onun dışında köy kendi halinde.
****
Asım Cengiz, müteahhit.
"Yol" yapıyor.
Çok kişi, ona yaklaşıyor
- İş... Şantiyede bana bir iş.
Asım Cengiz'e soruyoruz
- Kaç kişi çalıştırıyorsunuz?
- İkibin kişi çalıştırıyorduk... Şimdi beş yüze indik... Sahil Yolu'nun ödeneği azaldı, iş yavaşladı.
****
Nurettin Yılmaz, Asım Yılmaz'ın kuzeni. Rize'de iş yapıyor.
Ama "iç piyasa" daralınca...
Dışarı açılmış
- İhracat yapıyorum... Rusya'da lokanta işletiyorum... Türkiye'nin potansiyeli çok büyük... Ah bir de kafama göre bir lider bulabilsem de Türkiye çağ atlasa.
****
Rize'nin çarşısında, pazarında "beklenti" gördük.
"Hükümet bir şeyler yapsın... Zaman kaybetmeden yapsın" beklentisi.
Tarkan ve Asena
Dükkanların vitrinlerine "Tarkan'ın afişleri" yapıştırılmış. Otomobile biniyorsunuz... Taksici soruyor
- Tarkan'ı dinlemek ister misiniz?
Lokantanın duvarında "Tarkan."
Çay bahçelerinde "Tarkan." Tarkan "Rizeli." Ve "Rize, Tarkan'la gurur duyuyor."
İşadamı Nurettin Cengiz
- Yavuz Abi... Moskova'da bir yere giriyorum, Tarkan'ın bir şarkısı söyleniyor... Avrupa'ya gidiyorum... Yine Tarkan... Hemşehrilerimizden memnunuz.
"Tarkan'dan başka kimler var" diyoruz. Rizeli'nin biri atılıyor
- İsmail Türüt.
DiÄŸer Rizeli
- Doğuş da Rize kökenli.
Bir esnaf
- Sezen Aksu'nun annesi bizdendir... Pazar ilçemizden.
Bir baÅŸka esnaf
- Erol Evgin'i unutmayalım... Rizeli.
Herkes "bir isim" söylüyor Davut Güloğlu "Rizeli." Yüksel Uzel "Rizeli." Kalabalıktan biri "Cimilli İbo da Rizeli" diye bağırıyor. Bir başkası
- Çene Cemal var ya... Cemal Çolak... Rizeli.
Bir seyyar satıcı "Yavuz Abi" diyor
- Asena var ya... Oryantal... İbo'nun sevgilisi... O da Rizeli.
Nurettin Cengiz adamı tersliyor
- Onu karıştırma.
DiÄŸer Rizeliler de Nurettin'e destek veriyorlar
- O konuyu fazla kurcalama... Kapat.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|