|
 |
|

SOLİ ÖZEL
80 yıl sonra LOZAN'ı okumak
Bugün Türkiye devletinin kurucu antlaşması olan Lozan Antlaşması'nın imzalanışının 80. yıldönümü. Yazık ki, Çetin Altan'ın da çok sık hatırlattığı gibi, Lozan kamuoyunda hakettiği bir bilimsellikle çok ender olarak tartışılır. Genelde Osmanlı İmparatorluğu'nun teslimiyet belgesi sayılan Sevr ile karşılaştırılarak, çeşitli korku söylemlerinin referans noktasını oluşturur.
Halbuki 80. yılda Lozan'a çok daha farklı açıdan bakmak, antlaşmayı korkular yerine Cumhuriyet'in bir rejim olarak başarısını vurgulayan, 29 Ekim'e kadar sürecek canlı bir tartışmayla değerlendirmek ne iyi olurdu. Böylece 21. yüzyılda Türkiye'nin önündeki perspektifin ne olması gerektiği, çok değişik bir uluslararası ilişkiler ortamında ülkenin kendisine nasıl bir rota çizebileceği tartışılırdı. Kuruluşundan 80 yıl sonra Cumhuriyet'in ve onun temel ilkelerinin öyle üflesen yıkılacak derecede zayıf olmadıkları da böylece ortaya çıkabilirdi.
İster istemez bu tartışmalar, rejimin 80 yıllık iç düzenlemelerinin eleştirel bir bakışla sunulması anlamına da gelirdi. Böylece Cumhuriyet ile demokrasi arasında varolduğu iddia edilen genelde yapay çelişkilerin irdelenmesi de gerçekleşirdi. AB süreci içinde gündeme gelen pek çok tartışmada AB karşıtlarının öne sürdüğü çekincelerin, itirazların pek çoğu hükümsüz kalırdı. Üstelik Lozan üzerine yerleşik şablonlardan arındırılmış bir tartışma, Lozan'ın ne ölçüde doğru uygulandığı konusuna da açıklık getirebilirdi.
EÅŸitlik ve uzlaÅŸma metni
Lozan'ı en ciddi şekilde incelemiş bilim adamlarından Baskın Oran ve arkadaşlarının iki ciltlik kapsamlı Türk Dış Politikası kitabında böylesi bir tartışmaya yönelik önemli başlangıç noktaları vardır aslında.
Lozan ile ilgili bölümü yazan Oran'a göre Antlaşmanın Türkiye açısından 3 büyük önemi vardır "Birincisi, Lausanne bir eşitlik belgesidir... Gerçek bir müzakere sonucu imzalanmıştır. Karşılıklı pazarlıkla ortaya çıkan bir uzlaşma metni olduğu için de Savaş'ı bitiren antlaşmalar içinde bir tek o uygulanmaktadır.
İkincisi, Lausanne bir siyasi bağımsızlık belgesidir... Lausanne'ın asıl önemi buradadır... Üçüncüsü Lausanne bir iktisadi bağımsızlık belgesidir ve iktisadı millileştirmenin ilk adımıdır." Müzakerelere gönderilen Türk heyetinin bugünün moda deyimiyle iki kırmızı çizgisi vardır Ermeni Yurdu kurulmaması ve Kapitülasyonların kalkması. Onun ötesi yeni devletin kurucuları açısından ellerindeki imkanlarla önlerindeki fırsatlar arasında gerçekçi bir dengenin bulunması meselesidir.
Korku siyaseti yapılıyor
Bugün AB süreci içinde en çok tartışması yapılan konularda da genelde Lozan'a atıfta bulunarak korku siyaseti yapılır. Bunların başında azınlık hakları, anadil kullanımı gibi konular gelir. Antlaşmayı alışılagelenden çok farklı ve demokratik bir perspektiften okuyan Oran'a göre, örneğin Antlaşmadaki "Madde 39/4, insan haklarının büyük önem kazandığı 2000'lerde Türkiye için önemli bir maddedir... maddede, yoruma gerek duyurmayacak kadar açık bir anlatımla; Türkiye'de herhangi bir Türk uyruğunun herhangi bir dili, herhangi bir yerde serbestçe kullanması olanağı getirilmekte ve 'buna karşı hiçbir kısıtlama konulmayacaktır' denilerek hüküm güçlendirilmektedir."
Yeni kurulmuş bir devletin ulus oluşturma sürecinde Lozan'ı bu şekilde özgürlükçü bir yorumla uygulamaması anlaşılabilir. Bir İmparatorluğun tasfiyesi sonucu kurulmuş yeni Cumhuriyet'in, o deneyimin acı anıları nedeniyle kuşkucu, reaksiyoner olması da açıklanabilir. Anlaşılamayacak ve açıklanamayacak olan ise Cumhuriyet'in 80. yılının da kutlanacağı bir yılda hala cesur kurucuların kemiklerini sızlatacak şekilde eski korkulara yaslanarak siyaset yapılmasıdır.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|