|
 |
|

EMRE AKÖZ
Warhol'dan ColaTurka'ya
Bugün reklamlara ağırlık veriyoruz...
Görmüşsünüzdür, ColaTurka'nın farklı reklamları var. Bunlardan biri de düz bir fon üzerine yerleştirilmiş 36 adet (6x6) ColaTurka kutuları...
Daha çok otobüs duraklarında ve gazetelerde yer alan bu reklamı Andy Warhol'un 'Campbell Çorbaları' resmine benzetenler, ona gönderme yapıldığını düşünenler var.
ColaTurka'nın reklamlarını hazırlayanlar gerçekten de Andy Warhol'a gönderme yapmış (selam yollamış) olabilirler. Çünkü şu dünyada Warhol eserlerini bilmeyen tek bir reklamcıya dahi rastlamanız mümkün değil.
Hatırlatalım Amerikalı sanatçı Warhol 1960'larda marketlerde satılan Campbell domates çorbalarının kutularını tuvale böyle yan yana sıralayarak aktarmıştı. Warhol'un yaptığı resimlerle, ColaTurka afişlerini yan yana koyduğunuzda ilk bakışta 'aynıymış' hissini veriyor. Ama öyle değil işte! Aslında böyle bir ilişki yok. Bu sadece 'yüzeysel' bir benzerlik. Anlatmaya çalışayım...
****
Andy Warhol'un 'pop art' adı verilen çalışmaları, zamanında büyük şaşkınlığa yol açmıştı. Peki niye? Çünkü Warhol o güne dek yapılmamış, yapılsa dahi sistematik olarak uygulanmamış bir şeyi deniyordu.
Warhol'a kadar 'mallar' yani seri üretim sonucu piyasaya sürülen sanayi ürünleri, 'kendileri olarak' resmedilmedi. İnsanlar (tek ya da grup halinde) ve doğa (natürmort ya da manzara olarak) tuvallerde yer aldı. Ürünler ise meta olarak değil, insanla ya da doğayla ilişkisi bağlamında resme girdi. Örneğin resimde tüfek vardı ama zaten gördüğümüz bir savaş tablosuydu.
İşte Warhol bu geleneği küt diye yıktı. Metaları, reklamı ve pazarlamayı resme soktu. Markete gittiğinizde gördüğünüz sıra sıra, tepeleme yığılmış çorba konservelerini tuvale aktardı. Hem de hemen hiçbir 'dolayıma', 'deformasyona' başvurmadan! Olduğu gibi.
Peki fark nerede?
Fark şurada Warhol resim tarihiyle ve sanata ilişkin anlayışla (ideolojiyle) hesaplaşıyordu. Ona kadar sanat; yüce, ulvi, üstün bir eylem olarak kabul edilmişti. Warhol sanatla reklamı, resimle kapitalizmi bir araya getirdi. Ama o hala bir sanatçıydı. Çünkü resim yapıyordu, reklam değil. Resim satıyordu, 'meta' değil. Yoksa Warhol'dan önce de ve sonra da (bugün ColaTurka reklamlarında yapıldığı gibi) ürünler üst üste, yan yana dizilerek reklam edildi ya da pazarlandı.
Bilirsiniz Bu teknik artık bizde de sık sık uygulanıyor. Örneğin... Çok satan bir yazarımız (Orhan Pamuk, Ahmet Altan gibi) yeni bir kitap çıkardığında Remzi Kitabevi'ne bir uğrayın. Kocaman bir 'stand'ın o yeni kitapla doldurulduğunu göreceksiniz.
ColaTurka'ları böyle sıra sıra dizenler Warhol'dan esinlenmiş ya da ona selam göndermiş olabilir. Ama neticede ortaya çıkan benzerlerini bin kere gördüğümüz türden bir reklamdır. Warhol ise resim yapıyordu.
****
(Not Hadi bir başka 'yüzeysel' ilişki daha... Bilirsiniz şair Cemal Süreyya bir iddia üzerine soyadındaki iki 'y'den birini atmış, Cemal Süreya olarak hayatına devam etmiştir. Andy Warhol'un gerçek soyadı Warhola'ydı. Bir gün bu ad yanlış yazıldı. Sondaki 'a' harfi düşmüştü. Andy de o günden sonra Warhol'u benimsedi.)
Sabah Reklam Servisi'ne açık mektup
Dün uyanır uyanmaz (Cumartesi) gazeteleri aldım. Her zaman yaptığım gibi önce Sabah'ın tüm sayfalarına göz attım. Haberlere, yazarlara baktım. Tabii reklamlara da...
Ardından sıra Milliyet'e geldi. Aynı şekilde ona da baktım. Son sayfasına geldim. Tam bırakıyordum ki... Gördüm! T-box reklamını gördüm. Hemen dönüp Sabah'ı bir kez daha taradım Yok! T-box'ın reklamı Sabah'ta yoktu. Gazetelere bakmaya devam ettim. Hürriyet'te de karşıma çıkmaz mı!
Arkadaşlar... Biz 'Cumhuriyet' miyiz? 'Zaman' mıyız? Nerede bu güzelim T-box reklamı? İşin parasal yönü beni doğrudan ilgilendirmez. Ama iyi bilirsiniz ki reklamın bir tanımı da 'ticari iletişim'dir; yani bir bakıma 'haber' sayılır. Dolayısıyla bu 'haber' bizde yoktu. Böyle bir vicdansızlığı nasıl yaparsınız? T-box marka 'g-string'lerin beşi bir yerde 19 milyon 950 bin liraya satıldığını kadın (ve erkek!) okurlara nasıl duyurmazsınız?
Eğer bugün (Pazar) de o estetik abidesi reklamı gazetemizde göremezsem teessüflerimi yetkili mercilere ileteceğim. İmza Bir erkek.
EYVAH, KAMYONETLER!
İstanbul İl Trafik Komisyonu 'ekonominin canlanmasına katkıda bulunmak' amacıyla 1 Eylül'e dek kamyonetlerin Boğaziçi Köprüsü'nü kullanmasına izin vermiş. Komisyon, 'Okullar kapandı, trafik rahatladı' demiş. Bu arkadaşlar hiç köprüden geçmiyor galiba. Ücret iki milyondan 2 buçuk milyon liraya çıktığından beri millet saçını başını yoluyor. Çünkü 500 bini olmadığı için herkes para bozduruyor. Uzun kuyruklar oluyor gişelerin önünde. Bırakın kamyonetleri filan da önce otomatik geçiş sistemini yaygınlaştıracak politikalar uygulayın!
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|